1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Woodoo Öcalan
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Woodoo Öcalan

A+A-

Ey Türk okurlarım. Öyle hemen maillerinize sarılmayın, “Taraf’ın genç yazarını protesto ediyoruz” bildirilerine davranmayın, hakkımda adli takibatlar başlatıp kendinizi yormayın. En baştan söyleyeyim Kürtçede “Sayın” demek değil “Woodoo”.

 

Ve Ey Kürt okurlarım “Bu süreçteki tavrım sizi hayal kırıklığına uğratmasın hemen”, küsmeyin, darılmayın. Woodoo İspanyolca “Bebek katili” falan demek de değil.

 

Eğer herkes sakinleştiyse, ellerinizi mail gönder tuşundan çektiyseniz ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım.

 

Woodoo bebeği kastediyorum ben Eski TRT filmlerinden hatırlarsınız.

 

Aslında yerel bir Afrika dininde bir ayin adıymış Woodoo. Mutlaka derin felsefi bir kökeni de vardır, oryantalist beyaz adamlık yapıp yerel inançları karalamak istemem.

 

Ama ben Amerikan filmlerinden gördüğüm kara büyü olarak Woodoo ile ilgileniyorum.

 

Hatırlayın o filmlerde bir kara büyüdür bu. Bir bez bebek vardır. Bu bebek aslında birini temsil etmektedir. Sizin kontrol etmek istediğiniz, kötülük yapmak istediğiniz birini.

 

Siz o bez bebeğe iğne batırınca bebeğin temsil ettiği kişi acı çeker, bağırır.

 

Yani elinizde birinin Woodoo bebeği varsa o kişinin tüm kontrolü de elinize geçmiştir artık.

 

İğne batırın, bağırsın. Sırtına çıkın, ezilsin. Öldürün, ölsün.

 

Son bir haftadır Türkiye böyle bir kara büyünün kontrolünde işte.

 

Her hafta İmralı’ya giden avukatları geçen hafta Öcalan’a kötü muamele yapıldığını, sırtına basılıp, saçlarının kazıtıldığını, aşağılandığını açıklayınca Kürt illeri ayağa kalktı.

 

Kepenkler kapatıldı, binlerce kişi sokaklarda polisle çatıştı, İstanbul’da arabalar yakıldı, olaylarda bir gösterici hayatını kaybetti.

 

Şimdi şöyle bir düşünün. Abdullah Öcalan her hafta avukatlarıyla görüşüyor. Hava muhalefeti yok, koster çalışıyorsa bu kesin. Bu görüşmelerin notları da sayfa sayfa yayınlanıyor. Bir sansür uygulandığına dair en ufak bir işaret de yok. Her mevzuda açık açık mesajlar veriyor Öcalan.

 

Yani Öcalan’ın sırtına basıp, saçlarını kazıtarak ona şiddet uygulayanlar bu haberin avukatları vasıtasıyla en fazla bir hafta sonra dışarıya çıkacağını bal gibi biliyorlar.

 

Azıcık bölge hakkında bir fikirleri varsa da bu haberin ortalığı nasıl karıştıracağını da az çok tahmin edebiliyorlardır. En azından daha önce zehirlendiği iddiaları üzerine olan biteni görmüşlerdi çünkü.

 

Peki, sizce tüm bunlara rağmen İmralı’da görevli askerler ne diye Öcalan’ın sırtına basıp, saçlarını kazıtarak yani onu aşağılayarak bile bile ortalığın böyle karışmasına neden oldular?

 

Taşkınlık düzeyinde bir vatan sevgisi mi bu?

 

Aktütün’ün intikamı mı?

 

Emin misiniz?

 

Tam da Ergenekon davası başlamışken. Tam da askerler ilk kez medyada Aktütün baskınıyla ilgili hesap vermek zorunda kalmışken. Tam da karanlık ilişki ağları sorgulanmaya başlamışken.

 

İmralı Adası 1999’dan beri askerî bölge. Adanın kontrolü tümüyle askerlerin elinde. Bakmayın Adalet Bakanı Şahin’in “Araştırdık, Öcalan’a kötü muamele yok” açıklamasına.

 

Sivillerin pek sözünün geçmediği bir yer İmralı. Mesela Adalet Bakanlığı müfettişleri istedikleri zaman adaya gidip, istedikleri yerde kontrol teftiş yapabilirler mi? Pek sanmıyorum. Hele bir baskın teftiş herhalde söz konusu bile değildir. Bin türlü yazışması vardır.

 

İmralı’da yaklaşık 600 kişi çalışıyor. Daha doğrusu adayı sırf Öcalan için bir tabur dolusu asker bekliyor. Ve o 600 kişinin tek işi Öcalan ile ilgilenmek. Adada aşçılar bazı hizmetliler dışında sivil görevli de yok. Öcalan tümüyle askerlerin kontrolünde yaşıyor. Gelip gidenlerin kaydı da bir tek askerlerde var.

 

Yani en başa dönersek aslında Abdullah Öcalan devletin daha doğrusu askerin elinde bir Woodoo bebeğidir.

 

Siz ne kadar benim gibi ondan nefret ederseniz edin, 3,5 milyon Kürt, daha geçen yıllarda “Öcalan irademizdir” diye isim isim, adres adres imza verdi.

 

Yani bu Woodoo bebek “Birkaç çapulcu terör örgütü sempatizanı” deyip bir tarafa atamayacağınız bayağı kalabalık bir kitleyi temsil ediyor.

 

Ve onlar devletin yıllardır süren inkârcı, acımasız politikalarından türemiş kara büyünün etkisindeler.

 

Çok iyi biliyorlar ki istedikleri an o Woodoo bebeğe bir iğne batırır ve bu onun temsil ettiği büyük kitleyi kızdırıp, ayağa kaldırabilirler.

 

Woodoo bebeğe bir iğne Türkiye’yi karıştırıp, gündemi altüst edebilir.

 

Bu ülkede gazetelerde bir satır haberi çıksın diye şirketler, siyasetçiler, ünlüler halkla ilişkiler şirketlerine milyonlar döküyor.

 

O yüzden de İmralı’daki bir yarbaya, bir tokatla Türkiye gündemini değiştirme fırsatını vermek büyük lüks, büyük risk, büyük hata.

 

Peki, ne yapmak gerek?

 

Yine filmleri hatırlayın o kötü büyüden kurtulmanın yolu Woodoo bebeği yırtıp atmak, yakmak hiç değildir. Unutmayın yaksanız da, parçalasanız da o kötü büyü sürüyor. O bez bebeğe yapılan her şey onun temsil ettiklerinin de başına geliyor.

 

O halde kısa vadede çare o Woodoo bebeği önce o kötü büyücülerin elinden almaktır.

 

İmralı’yı sivilleştirmek. Kim geliyor, kim gidiyor. Neler konuşuluyor şeffaflaştırmak. Olmuyorsa Öcalan’ı oradan alıp sivillerin kontrolünde olabileceği başka bir yere getirmek.

 

Ama en önemlisi bu kötü büyü sürdükçe o milyonlar için Woodoo bebeği rahat bırakmak.

 

Peki, bu kötü büyüden nasıl kurtuluruz?

 

İşte en zor soru bu. Tabii ki iyi büyülerle.

 

İyi büyüler için ise kaf dağının arkasında, iki ejderhanın beklediği bir şatoda tutsak olan cesur iyi büyücülere ihtiyacımız var. Bu çömez Harry Potterlar diyarına bir gün gelirler mi?

 

TARAF

YAZIYA YORUM KAT