Wikileaks'de Türkiye

30.11.2010 00:08

Doğu Ergil

Dünya devleti olmak zor zanaat.

Her şeyle ve öne çıkmış olan herkesle ilgili belge sahibi olacaksınız, uluslar, devletler ve onların yöneticileri hakkında değerlendirmeleriniz olacak. Osmanlı da bir zamanlar böyleydi; tüm emperyal güçler gibi inanılmaz hacimde arşivleri vardı. Bu bilgi birikimi ile birlikte casusluk mesleği de gelişti.

Şimdilerde casusluğun iki türü var. İlki, bir devlet adına yapılan ve gizliliği süren; diğeri "insanlık adına" dünya devletlerinin kirli çamaşırlarını gün yüzüne çıkaran ve teşhir eden. Bu türü, casusluktan çok, emperyalizmle mücadele eden demokratik refleks ve "açıklık" kategorisine giriyor. Bu da bize karar alma sürecine kapalı kapılar arkasında bir avuç ayrıcalıklı insanın yanında toplumların katılması aşamasına geldiğimizi düşündürüyor.

Wikileaks, önemli devlet sırlarının, "içeriden birilerinin" bu kapalılığa "insanlık namına" karşı çıkmasıyla sızdırıldığı bir web sitesi. Site bir tür vicdan muhasebesi işlevini görüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarına dayanan gizli belgeleri, bugünden itibaren tek tek açıklayacağını vurguladı.

Evvelsi gece yarısı yayınlanan belgelerde Türkiye'yi ilgilendiren konular da var ama bunlar daha çok izlenimler ve konuşma metinlerini içeren yazışmalar. Uygulamaya yönelik karar metinleri değil. Onların gizlilik dereceleri çok daha yüksek ve daha iyi korunuyorlar. Bu nedenle sızdırılan belgelerden ders çıkarmak ama onları çok ciddiye almamak gerekir. Hele felaket senaryoları üretmemek gerekir.

Ankara'dan gönderilen 7 bin 918 telgrafın yayınlanan bölümlerinde ilgi çeken konular şöyle:

* Türkiye, dünyayı şaşırtıp, Ermenistan'la barışın anahtarını oluşturacak protokolleri imzalama aşamasına geldiğinde Azerbaycan'ın itirazı nedeniyle çark etmişti. Azeri lider İlham Aliyev "kardeş", Azerbaycan ile "tek millet" olduğumuzu ilan etmişti. Ama bakıyoruz belgelerde, İlham Aliyev: "Türkiye enerji merkezi olmasın" diyor ve "Türk dış politikasını naif (saf, çocuksu) bulduğunu" belirtiyor. Ayrıca Aliyev, "Erdoğan hükümetinden hoşlanmadığını" da kaydediyor.

* Ankara'daki Amerikalı diplomatlar Türkiye'nin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheleri olduğunu Washington'a iletiyorlar. Ankara Büyükelçiliği, Başbakan Erdoğan Hükümeti'nin İslami eğilimine dikkat çekiyor. "Türkiye'nin NATO'daki durumunu ve yönetimini de olumsuz" buluyor. Daha da önemlisi, "gerek Başbakan Erdoğan'ı gerek Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nu gerekse danışmanlarını iç siyasete dönük ve ülke sınırları dışındaki büyük resme yabancı" buluyor.

Yazışmalarda Amerikalı görevlilerin, Davutoğlu'nun neo-Osmanlı olarak nitelendirdikleri çizgisinden rahatsız oldukları ortaya çıkıyor. Bir belgede Amerikalı bir üst düzey hükümet görevlisinin Davutoğlu için "çok tehlikeli" dediği yer alıyor. Bunun nedeni olarak da Türk Dışişleri Bakanı'nın, Erdoğan'ın İslami çizgisinde etkili rol oynaması gösteriliyor.

* 17 Kasım 2009 tarihinde dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından Washington'a gönderilen tutanakta, İngiliz Dışişleri Bakanı Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran'ın nükleer programını konu edinen bir (12 Kasım) görüşmesinde Gordon'un, Davutoğlu'na "Ankara'nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılar'a ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştığı" kaydediliyor.

İran'ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye'nin "elbette" bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılar'la bu kadar yakından çalıştıklarını söylüyor.

Davutoğlu, "Sadece Türkiye İran'la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir" diyor.

Gordon, Ankara'dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda İran'a olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan'ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtiyor. Türkiye'nin dış politikasının bölgeye bir "adalet duygusu" ve "vizyon duygusu" verdiğini, İran'a ve Suudiler'e bir alternatif olduğunu ve "bölgede İran etkisini sınırlandırdığını" söylüyor.

25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns'le Türk Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu arasında Ankara'da yapılan bir görüşmede Sinirlioğlu Ankara'nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye'ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söylüyor. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran'ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, "Şam'da bile alarm zilleri çalıyor" diyor.

31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi MOSSAD'ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağında, Dagan, Burns'e Türkiye'ye baktığı zaman "ülkedeki İslamcılar'ın giderek ivme kazandıklarını... Sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye'nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağını" sorduğunu ifade ediyor.

Buraya kadar önemli bir hasar yok. Sızan belgelerde bilinmeyen pek bir şey de yok. Bunlar rutin yazışmalar. Önemli olan onların bu kadar sınırsızca ve cesaretle duyuruluyor olması. "Hakikatlerin kötü bir huyu vardır; bir gün mutlaka ortaya çıkarlar" önermesini doğrulayan bu gelişmeyi izleyecek ve göreceğiz. Bakalım kasada bizi ve dünyayı ilgilendiren daha neler var, bizi ve dünyayı yönetenlerin gradosu birbirinin gözünde ne kadar.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim