1. YAZARLAR

  2. Ferhat Kentel

  3. WikiLeaks ya da zombi dilin sonu
Ferhat Kentel

Ferhat Kentel

Yazarın Tüm Yazıları >

WikiLeaks ya da zombi dilin sonu

A+A-

Yakın zaman öncesine kadar, başka kelimeler ve de cümleler, alternatif diller olmadığı için ya da bu dillerin güçsüzlüklerinden ötürü sesleri çıkmadığı için kabul etmek zorunda kaldığımız kocaman kalıplar vardı; “ulus”, “milliyetçilik”, “laiklik”, “kemalizm”, “ordu”, “çağdaşlık”, “batılılaşma” vs... Ve bu kalıpların topluma, siyasete, devlete, hukuka, uluslararası ilişkilere ait türevleri vardı. Bu kalıplar ve türevleri “dikey” bir düzen dayatan, hatta muhalefeti bile “dikey” olarak hayal eden, en tepeye hep en güçlü olan bir kerteyi koyan bir zihinsel haritaya tekabül ediyordu. Bir iktidar tezahürü olarak “bilgimiz” bu şekildeydi.

“Bu işler böyle oluyor herhalde” diyerek kabul etmiştik bu “bilgi”yi.

Bu bilgi artık bir “zombi” kıvamına geldi. Yani yaşayan ölü kıvamına... Görünürde bu bilginin ayakta tuttuğu kurumlar, söylemler, ideolojik araçlar falan var ama içleri boşalmış durumda. Bu zombi bilginin ve zombi kurumlarının temsil ettiği hegemonya yıkılıyor.

İçinde toplumsallığın farklı cephelerini iyi kötü temsil eden yeni kuşak siyasal aktörlerin, alabildiğine çeşitlenmiş yeni kuşak medya organlarının, araştırma, analiz, yorum yapan yeni kuşak entelektüellerin, kamusal alana ses taşıyan toplumsal ve kültürel hareketlerin bulunduğu “siyasal iletişim alanı” güç, şiddet ve darbeyle varolabilen zombi hegemonya karşısında yeni bir hegemonyanın zeminini hazırlıyor.

Bazen derin bir güvensizlik ve belirsizlik duygusu uyandırsa da, artık eski düzenin ve onun devletinin gücü karşısında binlerce ses çıkıyor. Bugün Osmanlı’nın son karanlık çeyrek yüzyılında neler olduğunu, Kürtlerin Kürt olduğunu, başörtüsünün “normal” olduğunu biliyoruz. Ve bunları “bilenleri” kimsenin artık susturamayacağını da biliyoruz.

Otoriter modernleştirme tekniklerinin topluma dayattığı ve “objektif” görünümlü bütün “uzman” dillerine ve ezberlerine karşı, çok daha “öznelleşmiş diller”le dolu bir döneme girdik.

WikiLeaks dosyaları tam böyle bir zamana denk geldi; Çok ciddi ve “olması gereken” görünümlü kurguları kafamızda şeffaflaştırdı. Yayınlayanların, yayınlanmasına “izin verenlerin” kafalarının arkasında olabilecek her çeşit “niyet” ve aktarılanların “doğrulukları” ve “yanlışlıkları” bir kenara, bazen dedikodular, bazen gözlemler, bazen yorumlar, bazen de ciddi analizler içeren bu dosyalar “diplomasi” alanının ciddiyet cilasının, reel politikanın bütün sahtekârlıklarını açığa çıkardı.

Hayatın, toplumun ve siyasetin tek bir yönde ilerlemediğini, yukarıdan aşağıya empoze edilemediğini; en güçlülerin bile çaresizliklerle dolu olduğunu, bütün o cafcaflı görüntülerin altında sıradan insanların olduğunu gördük.

Daha ortalıkta WikiLeaks falan da yokken, biz de bu memlekette cilaların dökülüşüne tanıklık etmedik mi?

Biz sıradan insanları sadece bağımlı değişkenler haline getiren, manipüle eden, 6-7 Eylül’de önce Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıp, sonra aynı saatlerde bunu İstanbul’da bir gazetede haber yapan, gene aynı saatlerde kamyonlar dolusu haydudu, ellerinde aynı tornadan çıkmış sopalarla, Rumların, Yahudilerin, Ermenilerin canlarına ve mallarına kastetmek üzere sevk ve idare eden; kibir ve bilgiçliklerinin arkasında 12 Eylül 1980 öncesinde “henüz oluşmamış” şartları olgunlaştırmak için Maraşları, Çorumları kana bulayan; 30 yıl sonra “zamanaşımından” davasını kapatacakları Kemal Türkler’i öldürten; ülkücülere ülkücü kahve kurşunlattıran; 28 Şubatlarda “kaset skandallarıyla” dindarlara saldıran; Hrant’ı bebek katiller marifetiyle öldürten hegemonyanın halinin Amerikan diplomasisinin halinden hiçbir farkı yok.

Bu hal, artık dış kabuğuyla yaşar gibi görünen ama içi boşalmış, hayatsız, cansız bir zombinin halinden başka bir şey değil.

Bu zombi, “çok ciddi” olarak “Hayata Dönüş” operasyonu adını verdikleri, asitli bombalarını insanları yakarak tecrübe eden; ellerinde “biber gazı” stokları fazla kullanmaktan bitince ve de ithal etmek çok pahalıya gelmeye başlayınca “yerli malı” kullanarak “ülke ekonomisine katkıda bulunan” bir zombi.

Zombi, kelimeleri sabitleyemiyor; tanımlayamıyor, kategorize edemiyor. Zombinin medyası da taşıyamıyor efendisini.

Ama zombinin canlarını yaktığı insanlar konuşuyorlar. Çünkü bu zombinin bütün tepinmelerine rağmen, toplum, İslamcısı, Kürt’ü, Alevi’si, Ermeni’si, Yahudi’si, kadını ile birlikte kendi bilgilerini üretiyor ve sözü ele geçiriyor.

Hegemonya savaşının orta yerinde, yeni kelimeler, yeni cümleler ve yeni bir bilgi türü çıkıyor. Ve bu bilgiler o kadar çok çeşitli ki, Hitler’in vazettiği ve de Hitler kopyalarının habire tekrarladıkları “kafa karıştırmadan tek bir düşman yaratın” dersine inat, toplum bütün çoğulluğun ürettiği bilgiler eşliğinde yeni bir “iktidar”ı biçimlendiriyor.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT