1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Wikileaks Belgeleri ve Amerika'nın Çöküşü
Wikileaks Belgeleri ve Amerikanın Çöküşü

Wikileaks Belgeleri ve Amerika'nın Çöküşü

Basının önünde İsrail'e saldırıp kapalı kapılar ardında İran aleyhine uyaran Arap liderlerin ikili söylemi, başbakana, Amerikan idaresinin, İsrail-Filistin meselesinin çözümünün öncelikli olduğu iddiasını zayıflatıyor. Aluf Benn’in yorumu:

A+A-

Wikileaks Belgeleri ve Amerika'nın Çöküşü
ALUF BENN / Haaretz

Dedikoduların, patavatsızkların ve küçük yalanların ötesinde, Wikileaks'in yayımladığı telgraflar bize gayet acıklı bir hikaye anlatıyorlar. Amerikan İmparatorluğu'nun çöküşünü; askerî ve iktisadî üstünlüğü vasıtasıyla dünyayı yöneten bir süpergücün gerilemesini resmediyorlar.

Başkan Obama telgraflarda, iyi niyetleri ve yüce hayalleri Orta Doğulu meslektaşlarının muhafazakarlığı ve inatçılığı karşısında dağılıp giden zayıf, zavallı bir lider olarak görünüyor.

Amerikan büyükelçilerinin dünya başkentlerinde "yüksek temsilci" olarak ağırlandığı günler geride kaldı. Wikileak belgelerini kaleme alan diplomatlar yorgun bürokratlar: Bir odaya girdiklerinde kimse ayağa kalkıp ayaklarına kapanmıyor. Günlerini, bitkin bir şekilde, süpergücün kim; Amerika'nın askerî ya da malî desteğine ihtiyacı olan bağımlı ülkenin kim olduğunu onlara bir kez olsun hatırlatmadan ev sahiplerinin karar verdiği konuları dinlemekle geçiriyorlar.

John Foster Dulles, Henry Kissinger ve James Baker gibi tarihsel öneme sahip dışişleri bakanlarının mirası arşivlerde ve hatıratlarda kaldı. Obama ve Hillary Clinton'un Amerika'sı, rakipleri ve dostları canlarının istediği gibi davrandığında onları hizaya getirmiyor. Notlar alıp bunları dosyalıyor ve yoluna devam ediyor.

Orta Doğu'da yeni bir şey yok. Hem Arap hem de İsrailli bölgesel liderler kendi meseleleriyle meşgul ve Amerika'nın çıkarları ve arzularıyla ilgilenmiyorlar. Obama'nın seçilmesi de hiçbirşeyi değiştirmedi. George W. Bush dönemindeki diplomatik görüşmelerle mevcut idarenin temsilcileri tarafından gönderilen telgraflar arasındaki farkları bulmak çok zor.

Obama'nın Ankara ve Kahire konuşmaları, Amerika'yla Arap ve Müslüman dünyaları arasında yeni ilişkilere dair dokunaklı çağrıları ve hatta Kuran'dan alıntıları büsbütün bir umursamazlıkla karşılandı. Riyad ve Kahire'deki, Abu Dabi ve Amman'daki, Şam ve Kudüs'teki yöneticiler Obama'yı duydular ama bildik duruşlarını azıcık bile değiştirmediler. İsrailliler Araplar'a güvenmiyor, Araplar İsrailliler'e karşı şüphe içinde ve her iki taraf da İran'dan dehşete düşüyor.

Salı günkü başyazısında the New York Times İran'a saldırması ve Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın sözleriyle "yılanın başını kesmesi"için hem Araplar hem de İsrail'den gelen baskıya direnen Obama ve ekibini olağünüstü diplomatlar olarak göklere çıkarıyor. Ne kadar safça. Kral Abdullah, Bahreyn Emiri, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Savunma Bakanı Ehud Barak gibi tecrübeli liderlerlerin, Obama'nın hemen telgrafları okuyup hızla bombacılarını silahlandırıp İran'a savaş açacağını hakikaten hayal ettiklerine inanmak bayağı zor. Washington'un Natanz ve Büşehr'i bombalamak konusunda hiç istekli olmadığını biliyorlardı.

Baskılarının hedefi bambaşkaydı: Obama'nın, İranlı liderler Ali Hamaney ve Mahmud Ahmedinejat'la yakınlaşma gayretlerine taş koyarak Amerika'nın Tahran'a ve yöneticilerine karşı izlediği sert çizginin devamını temin etmek. Ve bu hedefe, İranlılar'ın da yardımıyla tam anlamıyla ulaştılar.

Başbakan Netenyahu, Wikileak'in ortaya çıkarttıklarını kendi amaçları için kullanmaya kalkışan ilk liderdi. Pazar günkü bir basın konferansında "Telgraflar, İsrail-Filistin ihtilafının bölgeye ve geleceğine en büyük tehdidi oluşturduğu söyleminde gerçeklik payı bulunmadığının ispatı" diye konuşan Netenyahu belgeleri, Obama'nın duruşunu zayıflatarak "önce İran" gündemine öncelik vermek için kullandı.

Basının önünde İsrail'e saldırıp kapalı kapılar ardında İran aleyhine uyaran Arap liderlerin ikili söylemi, başbakana, Amerikan idaresinin, İsrail-Filistin meselesinin çözümünün öncelikli olduğu iddiasını zayıflatıyor. İsrail'in, Filistinliler'in hiçbir öneme sahip olmadığına dair yıllardır söyleyip de Batı'nın inanmadıklarına kanıt oluşturuyor.

Arap liderler Filistinliler'i yok saymış değil. Bu meseleyi, Amerikalı temsilcilerle görüşmelerinde defalarca dile getirdiler. Ancak Mısırlılar ve Körfez emirlikleri, İsrailli muadillerinin, ihtilafın çözülebilecek bir sorun olmaktan ziyâde baş edilmesi gereken bir karın ağrısı olduğu yönündeki görüşünü paylaşıyorlar.

Hiçbirinin bir Filistin devleti ya da Gazze ve Nablus'a özgürlük gibi fantazileri yok. Tek istedikleri, bu karın ağrısından kurtulmak nasıl kurtulacaklarıysa umurlarında değil. Obama'yı bir baş belası, elçilerini de rahatlarını bozan tacizciler olarak görüyorlar, küresel bir süpergücün sözcüleri olarak değil. Ya da belki de Amerika artık süpergüç değil.

ZAMAN

HABERE YORUM KAT

1 Yorum