1. YAZARLAR

  2. Robert Fisk

  3. Wall Street Iraklı sivillerden değerli
Robert Fisk

Robert Fisk

Yazarın Tüm Yazıları >

Wall Street Iraklı sivillerden değerli

A+A-

ABD Hazine Bakanı Paulson, ‘Bütün meselenin vergi mükellefleriyle ilgili olduğunu’ anlatıyor. Bush’un Wall Street’i kurtarmak için ayırdığı para da, Irak’ta çarçur ettiği miktarla neredeyse aynı. Irak’ta umutsuz bir savaş veriliyor, ama konu Wall Street olunca akan sular duruluyor

Geçen hafta ABD’de olmak garip bir tecrübeydi. Salı günü Hazine Bakanı Henry Paulson bize, ‘Bütün meselenin Amerikalı vergi mükellefleriyle ilgili olduğunu, bütün dertlerinin onlar olduğunu’ anlatıyordu. Fakat sabah gazetemi açtığımda, Amerikalıların daha fazla dert etmesi gereken en son vahim istatistikle karşılaştım. “Çarşamba akşamı itibarıyla Irak savaşında ölen Amerikalı askerlerin sayısı 4162’ye ulaştı; Savunma Bakanlığı’ndan 11 sivil görevli de bu dönemde hayatını yitirdi.” Şu talihsiz acayipliğe bakınız ki, Bush’un Wall Street’i kurtarmak için ayırdığı para (700 milyar dolar), Irak’taki akılsız savaşında çarçur ettiği meblağ ile hemen hemen aynı. O savaş ki, şu an Bağdat’taki ‘asker takviyesi’ (her duyduğunuzda, ‘savaşın kızışması’ olarak anlayınız) sayesinde ‘kazanıyor’ gibi görünüyoruz. Can kayıplarındaki azalmanın, Şiilerin Sünni Müslümanlara karşı yürüttüğü ve neredeyse tamamlanan etnik temizlikle çakışması gerçeğiyse hikâyenin parçası değil.

Obama ve McCain rahatladı

Aslında şu an Amerika’nın gündelik tarihi içinde tuhaf bir hikâye inşa ediliyor. İlk önce Afganistan’daki savaşı, Taliban denen şer odağı, terörist dostu, kadın düşmanı, İslamcı çılgınları devirerek kazandık ve egzotik giyimli Hamid Karzai liderliğinde demokratik bir hükümet kurduk. Ardından Irak’a daldık ve Saddam liderliğindeki şer odağı, terörist dostu, nükleer silahlı, laik Baasçı çılgınları devirdik, İran yanlısı Şii Nuri el Maliki liderliğinde demokratik bir hükümet kurduk. Görev tamamlandı. Derken, 250 bin (ya da yarım milyon, bir milyon, kimin umurunda?) ölü Iraklının ardından, Afganistan’daki savaşı baştan başlayıp tekrar kazanmak için yine Kabil’e ve Kandahar’a daldık. Çatışma şu an Pakistan’daki ahbaplarınızı da içine çekiyor, zira Suudi Arabistan ve Amerika’nın mali olarak desteklediği Pakistan Birimlerarası İstihbarat Dairesi’nin (ki bugünlerde o da Pakistan’ın egemen toprakları dahilinde cesur birliklerimizin saldırısı altında) yakın dostu olan Taliban tekrar Afganistan’ın yarısını kontrol ediyor.

Aslında biz şu an, benim Irakistan adını verdiğim bir savaşın içindeyiz. Umutsuz bir savaş; karmakarışık bir savaş; utanç verici bir savaş; ahlâksız ve kazanılamaz bir savaş ve Wall Street’teki çöküşün Obama ve McCain tarafından böylesine bir rahatlama hissiyle karşılanmasında şaşılacak hiçbir şey yok. Amerikan tarihinin Vietnam’dan bu yana yaşadığı en büyük askeri krizi tartışmak için kampanyalarını askıya alma gereği duymadılar, fakat mesele Wall Street olunca akan sular durdu. Tabii, Amerikan vergi mükellefleri - “bütün derdimiz onlar”.

Çok şükür ki başkan adayları artık Irak’taki cehennemi felaketi tartışmak zorunda değiller, keza ABD-İsrail ilişkilerini, keza Exxon, Chevron, BP-Mobil veya Shell’i de. Bush’un iyiyle kötü arasındaki efsanevi olmasa da muazzam savaşı, iyi mükelleflerle kötü bankacılar arasındaki ihtilafa doğru şekil değiştirmiş durumda. Vay be! Ortadoğu’daki insanların hayatlarının ve ölümlerinin zerre değeri yok. Seçimlere kadar onlar (bir başka 11 Eylül olmazsa) mazide kalmış erkekler ve kadınlar.

Fakat hakikat, havaalanlarının en tuhafında pusuda bekliyor. Orange County’deki John Wayne havaalanında bir tabak baharatlı, fakat kalın kemikli (tavukların neden uçamadığının nihai kanıtı) tavuk kanadını kendi halimde çiğnerken, barın arkasındaki televizyon ekranında Obama arzı endam ediyor. Logonun üzerinde ‘Değişim’ kelimesi parlıyor ve solumdaki genç adam başını sallıyor. “Afganistan’dan yeni dönen bir kardeşim var” diyor. “Orada savaştı, fakat hiçbir altyapı olmadığını, bu yüzden de zafer falan kazanılamayacağını anlatıyor. Kurulacak, yapılacak hiçbir şey yok. İstenmiyoruz.” Kaliforniya’daki San Jose Üniversitesi’nde de bir genç yanıma gelip yeni kitabımı imzalamamı istiyor. “Çavuş D’ye yazın” diyor iç çekerek. “Beni böyle çağırırlar. Irak’ta iki dönem görev yaptım, şimdi de Afganistan’a gidiyorum.” Ve gözlerini çeviriyor, sağ salim dönmesini dilediğimi söylüyorum.

Elbette İsrail-Filistin çatışmasının da tartışmada zerre kadar yeri yok artık. McCain’in Ortadoğu ve Obama’nın Ortadoğu ziyareti -ikisi de İsrail lobisinin gözüne girmek için nasıl da yarışmıştı (Obama’nın katkısı Beyaz Saray’a giremese bile kendisine Knesset’te bir sandalye kazandıracaktır kuşkusuz)- asude bir mazinin konusu şimdi. Hiçbir tartışma olmaksızın İsrail ve ABD yetkilileri bu ay Washington’da üç günlük bir güvenlik teknolojileri forumu düzenledi. Forum, günleri sayılı olan Bush yönetiminin, aynı şekilde tartışılmaksızın İsrail’le yaptığı 330 milyon dolarlık üç ayrı silah anlaşmasıyla (28 bin adet M72A7 66 milimetrelik zırh delici hafif silah ve Boeing’den bin adet küçük çaplı GBU-9 bombası da dahil) aynı zamana denk geldi. 25 Lockheed Martin F-35 savaş uçağı da muhtemelen seçimden önce onaylanacak. İsrail-Amerika görüşmeleri ‘iki müttefik arasında bugüne kadarki en üst düzey ikili yüksek teknoloji diyaloğu’ olarak nitelendi. Elbette üzerine yazacak bir şey yok.

Belediyenin İsrail çıkartması...

Büyük Amerikan gazetelerinde (sıkı ihtiyar Washington Report hariç) neredeyse aynı kayıtsızlıkla yer verilmeyen mevzu, Los Angeles’te kopmak üzere olan skandaldı: Belediye Başkanı Antonio Villaraigosa üç belediye meclis üyesi ve başka kent yetkilileriyle (yanlarında eşleri, çocukları falan da vardı) 225 bin dolara patlayan bir İsrail sefahatinden yeni dönmüştü. Amaç neydi? Los Angeles uluslararası havaalanlarındaki güvenlik için yeni anlaşmalar bağlamak. Protestocular belediye meclisinin, Amerikan güvenlik birimlerinden izin almaksızın yabancı bir ülkeyle pazarlık yaptığını iddia ederken, meclis üyeleri cep telefonlarında saçma sapan laflar geveliyor ve meclis binasını kaçarcasına terk ediyordu. Protestoculardan biri Los Angeles havaalanının güvenliğini İsraillilere emanet etmenin iyi bir fikir olup olmadığını soruyordu, zira İsrail şirketlerinin güvenliği idare ettiği Boston Logan ve Newark havaalanlarında 11 Eylül 2001 günü bir avuç uğursuz Arap insanlığa karşı uluslararası suçlarını işlemek üzere elini kolunu sallayarak geçip gitmişti.

Fakat kimin umurunda? 11 Eylül? Bir daha mı? Bunun Amerikalı vergi mükellefiyle ne alakası var ki?

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT