1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Vurulan, Olmert’in beynidir
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Yazarın Tüm Yazıları >

Vurulan, Olmert’in beynidir

A+A-

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de: “O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin.” (Nisa, 4/104) diye buyuruyor. Çünkü düşman topluluğun saldırmasından dolayı yara alınması sebebiyle gevşeklik gösterilmesi, düşmanın daha bir cüretkâr, saldırgan ve tehlikeli olmasına yol açacaktır. İşgal devletini 2000’de Lübnan’dan, 2005’te Gazze’den çıkaran, kınamalar, görüşmeler ve diplomatik girişimler değil, direnişteki kararlılık, direnişçilerin işgalcilere vurduğu ağır darbelerdir. Çünkü Filistin ve Lübnan direnişi Yüce Allah’ın bu emrine uyarak, aldığı yaralar sebebiyle düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermemeye çalışmıştır. İşgalci devlet kendi saldırganlığına ağır bir darbeyle karşılık verildiğini gördüğü zaman, karşısındaki direnişin hâlâ güçlü ve kendine ağır darbe vurabilecek bir taktiği uygulamaya geçirme imkânlarına sahip olduğunu görüyor. Bu yüzden durup düşünmek zorunda kalıyor.

Kudüs eylemi “düşman topluluğunu izlemede gevşeklik gösterilmemesi” prensibine göre gerçekleştirilmiş önemli bir eylemdir. Gazze’deki direniş Siyonistlerin “Sıcak Kış Operasyonu” adını verdikleri saldırının önünü kesmeyi başardı. Ama işgalciler yeni bir saldırının hazırlığı içine girmeyi planlıyorlardı. Fakat Kudüs’te tam beyin noktalarından vurulunca durup düşünmek ve yeni bir saldırının da benzer bir darbeyle karşılaşabileceğini göz önünde bulundurmak zorunda kaldılar.

Yüce Allah bir âyeti kerimesinde de şöyle buyurur: “Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah(’ın hükmü ve azabı), hiç ummadıkları yerden kendilerine geldi ve kalplerine korku saldı.” (Haşr, 59/2) İşgalci Siyonistler Batı Kudüs’te “okul” olarak nitelendirilen ve gerçekte Siyonist ideolojinin yönlendirme merkezi olarak kullanılan binada kendilerini sıkıca korunan bir kalede gibi hissediyorlardı. Ama Allah’ın hükmü hiç ummadıkları yerden böylesine sağlama alınmış mekânda kendilerini gelip buldu. Dolayısıyla bütün hesapları, taktikleri, stratejileri alt üst oldu. İşte bu yüzden “Vurulan, Olmert’in beynidir” diyoruz. Çünkü Olmert’in güvenlikle ilgili politikalarını geliştiren beyin kadrosunun hesapları ve taktikleri vurulmuştur. Bundan önceki Dimona eyleminde de işgal devletinin en sıkı korunan nükleer merkezine ulaşılmış ve Siyonistlerin tüm bölgeyi tehdit eden nükleer silahlarının geliştirilmesinde istihdam edilen beyin gücünden bazı kişiler ortadan kaldırılmıştı. Artık üçüncü darbenin nereden geleceğini ve kendilerini nerede güven içinde hissedeceklerini bilemiyorlar. Yapabilecekleri tek şey Filistin direnişinin karşılık verme gücünü görmeleri ve çözümü saldırganlıkta değil işgal ettikleri vatanın bağımsızlığı, bu vatanın asıl sahibi olan halkın özgürlüğü için mücadele eden direnişin taleplerini dikkate almakta aramalarıdır.

Eylemcinin yirmi şarjör boşalttığı ve altı yüz mermi sıktığı bizzat işgal güçlerinin kaynaklarında dile getiriliyor. İşte bu da fena halde kalplerine korku saldı. Çünkü bu, sadece bir mücahidin yapabildiği. Karşılarında onun gibi “Allah yolunda şehit olmak en yüce temennimizdir” diyen binlerce mücahit var. Artık işgal devleti bu gerçeği görmeli ve saldırgan tutumunu değiştirmeli, Filistinlilerin meşru haklarını dikkate almalıdır.

Siyonist işgalcilerle aynı safta duranların kınamaları ve tepkileri normaldi. Ama meşru mücadele içindeki Filistin halkıyla aynı safta durmaları gerekenlerden de Kudüs eylemiyle ilgili yersiz ve anlamsız kınamalar geldiğini gördük. Onlara da Yüce Allah’ın şu âyeti kerimesini hatırlatmamız yeterli olacaktır: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, kendisinin onları sevdiği onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve güçlü, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir. Bu Allah’ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu ve nimeti geniştir, O bilendir.” (Maide, 5/54) Bu âyeti kerime üzerinde iyi düşünün. O insanlar, sadece kendi hakları için değil, tüm ümmetin sahip çıkması gereken kutsal beldenin işgalden kurtarılması, ümmetin onurunun ve kutsal değerlerinin korunması için haklı bir mücadele veriyorlar. Onlar bu mücadelede “hiçbir kınayanın kınamasından çekinmeden Allah yolunda cihad etmeye devam edenler” durumundadır. Siz ise “kınayan” durumundasınız. Allah huzurunda saflar ayrışacak. O sebeple herkes nerede durduğunu iyi bir gözden geçirmelidir.

Sözümüzü henüz bitirmedik.

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT