Voltaire'de Türk/İslam imgesi ve oryantalizm

09.12.2010 00:00

Onur Bilge Kula

Geçtiğimiz günlerde Belçika'da bir televizyon programında sorulan bir soru ile gündeme gelen Voltaire, 18. yüzyıl Fransa'sında Doğu'ya, İslam'a ve Türk'e bakışı büyük ölçüde biçimlendiren düşünür/yazarların başında gelmektedir.

Olası yanlış anlamaları daha baştan önlemek amacıyla Türkler, İslam ve Hz. Muhammed hakkında metinde geçen nitelemelerin incelenen yazara ait olduğunu belirtmek isterim.

Victor Hugo'nun 1878'de Voltaire'in ölümünün yüzüncü yılında yaptığı konuşmadaki (1) söyleyişiyle, Voltaire, "bir çağdır; olağanüstü bir görevi başarmıştır". Bu görev, en genel adlandırmayla Aydınlanma'dır. Voltaire'in çağı olan 18. yüzyıl Avrupa'da Aydınlanma'nın yanı sıra sömürgeciliğin ve oryantalizmin kuram ve edim özelliği kazandığı çağdır.

Hugo'nun anlatımıyla, "kalabalığı halk düzeyine yükselterek uygarlaştıran" Voltaire, aydınlanmacı olarak bir yandan önyargılara, haksızlığa ve kötülüğe karşı savaşım vermiş; öbür yandan da Doğu'ya karşı önyargıları, haksızlığı ve kötülüğü gizlemek için örtü olarak kullanılan oryantalizme düşünsel ortam hazırlamıştır.

"Kandid"De oryantalist izler

Voltaire'in tek romanı olan "Kandid" (2) (1756) Türk/İslam imgesinin yanı sıra oryantalizmin ipuçlarını içerir.

Voltaire'e göre, Türkler, "köle ticareti yapan", "kibar"; "vezirlerinin kafalarını vuran, taht kavgası içinde olan"; gayrimüslim tutsakları "köpek gâvur" diye adlandıran, üst yöneticileri "sağa sola sürgün eden" bir toplumdur.

Voltaire'in "Kandid"teki söyleyişiyle, Türkiye'nin (Avrupalılar, Osmanlı İmparatorluğu'nu çoğunlukla Türkiye diye adlandırmıştır; O.B.K.) en iyi filozofu diye geçinen derviş, Avrupalı filozoflar gibi, yaratılış, iyilik-kötülük, erdem ve özgürlük gibi kavramları sorgulamaz. Her şeyi, tek egemen olan padişahın bildiğini varsayar ve ona boyun eğer. Özgür ve özerk bir kişilik değildir. Bu belirlemeye göre, düşünme, sorgulama Avrupalılara özgüdür. Avrupalılar, özgür ve özerktir. Bu yüzden de "Avrupalı akıl üstündür." Yazarın romanında kurguladığı Alman filozof Pangloss, aklı, düşünmeyi, bilimsel düşünceyi simgeler.

Doğulu bilimci ve bilgeleri simgeleyen derviş ise sanki "Doğulu, düşünce geliştiremez; Doğulunun aklı özgür değildir" varsayımını doğrulamak için kurgulanmış gibidir. Romandaki derviş figüründe, tam da Avrupa oryantalizminin öngördüğü gibi, "özgür ve özerk düşünme" yerine, "tek ve mutlak güce itaat", "boyun eğme" ve "susma" gibi özellikler betimlenmiştir.

"Kandid"deki Alman filozofa Helen'i/Yunan'ı çağrıştıran "Pangloss" adının verilmiş olması, bir başına Voltaire'in filhelenist eğiliminin anlatımıdır.

Bunun yanı sıra Voltaire, bahçesinde çalışıp üretmekle yetinen, devlet işlerinden uzak duran yaşlı ve bilge bir Türk imgesi çizer. Mütevazı toprağını ekip biçen bu yalın ve konuksever Türk, felsefi derinliği veya yaşam bilgeliğini yansıtan şu belirlemeleri yapar: "Çalışma, bizden üç büyük eksikliği; can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu uzaklaştırır."

Bu bilge sözlerden çok etkilenen Kandid, bilge Türk'ün "bahçemizi yetiştirmeliyiz" sözünü yaşamı güzelleştirmenin anahtarı olarak yorumlar ve kulağına küpe eder.

Voltaire, bazı yazılarında, örneğin, 1716 yılında, Prens Eugen'e adadığı bir şiirinde [1] son derece olumsuz bir Türk imgesi çizer: "Yerle bir edin şu küstah sünnetlileri/Mücadele tutkusuyla dolu/Alın ayaklar altına türbanları/Bitirin artık şu yaşamı/Osmanlıların sarayındaki."

Aynı yıl Prenses Talmont'a Türkler hakkında şöyle yazar: "Yıkmaktan başka bir iş yapmayan ve sanatların düşmanı olan bu halkı sevmem."

Alman kralı II. Friedrich'e şöyle seslenir: "Tüm içten gelen duygularla, bu barbar Türklerin Ksenofon'un, Sokrat'ın, Platon'un, Sofokles'in, Euripides'in ülkesinden kovulmasını diliyorum."

Voltaire, "Gelenekler ve Ulusların Zihniyeti" adlı yazısında Türklere ilişkin şu değerlendirmeyi yapar: "Türklerin kurmuş olduğu bir kenti kimse bilmez. Onlar, Antikite'nin en güzel yapılarını yıkıma terk ettiler ve şimdi bu yıkıntılar üzerinde hüküm sürüyorlar."

Voltaire'in Türkler ve İslam bağlamında Avrupa'da oryantalist söylemin yerleşmesine katkı yapan görüşlerinin başında "yakıp yıkmak", "sanatların düşmanı olmak", "barbar Türklerin Ksenofon, Sokrat, Platon, Sofokles ve Euripides'in ülkesinden kovulması" gibi anlatımlar öne çıkmaktadır. Özellikle, barbar Türklerin "Ksenofon, Sokrat, Sofokles ve Euripides'in ülkesi" olan Yunanistan'dan kovulması söylemi, felsefi oryantalizmin başlıca kaynaklarından biri olan "filhelenizmin" açık anlatımıdır.

Voltaıre'de "Muhammetçilik" kavramı

Oryantalizm, Doğu-Batı gibi coğrafi ayrımın yanı sıra Hıristiyanlık-İslam ayrımına veya karşıtlaştırmasına dayanır. Oryantalist söylemde çoğu kez İslam yerine aşağılayıcı ve dışlayıcı vurgusu belirgin olan, İslam'ı bir kişinin doktrini veya ideolojisi durumuna indirgeyen "Muhammetçilik" kavramı kullanılır.

Voltaire'in "Muhammet" (1742) adlı Türkçeye çevrilmemiş bir draması vardır. Voltaire, bu dramada yazınsallaştırdığı kimi görüşlerini "Felsefe Sözlüğü"ne (1765) yazdığı "Muhammetçilik" maddesinde kalıcılaştırmıştır. Böylece, "İslam" yerine indirgemeci ve küçümseyici bir kavram olan "Muhammetçilik" kavramının Batı'nın "kolektif bilincine" ve "oryantalist söylemine" yerleşmesine öncülük etmiştir.

Goethe, Voltaire'in bu dramasını 1799'da Almancaya çevirmiştir. Goethe'nin Almanca çevirisi, Hz. Muhammed hakkında herhangi bir dinin peygamberine asla yakışmayan ve "oryantalist" söylemi güçlendiren nitelemeler içermektedir. Söz konusu nitelemeler arasında oryantalizmin temel idelerini veya savlarını çağrıştıran, "acımasız despot", "zorba", "fetihçi", "düzinelerce halkı boyunduruk altına alan bir dünya hükümdarı", "aldatıcı", "dolandırıcı", "iç savaş çıkarıcı", "öç düşkünü", "yakıp yıkıcı", "egoist" sayılabilir. [2]

Oryantalist söylemin temel kavramlarından biri olan "Muhammetçilik", Fransa'da 18. yüzyılın ikinci yarısında ansiklopedilere, dolayısıyla da bilim alanına girmiştir.

Son derece olumsuz bir Türk imgesi geliştiren Voltaire, "Felsefe Sözlüğü"ne yazdığı "Muhammetçilik" (3) maddesinde ülkesindeki Hıristiyan köktencilerin önyargılarını eleştirmek amacıyla şöyle yazar: "Size bir kez daha söylüyorum, aptal cahiller, başka cahillere inanıp Muhammetçi dinin şehvet ve sefa dini olduğunu sanıyorsunuz, kesinlikle değil; yanılıyorsunuz." Batılı Hıristiyanların "Muhammetçilerin işgal ettikleri yerleri ellerinden almak yerine, kolay yol olan onlara iftira atmak" yolunu seçtiklerini vurgulayan Voltaire, "İftiradan hiç hazzetmem, öyle ki, kadınlara zorba, sanatlara düşman bilip tiksindiğim Türklere bile abuk sabuk şeyler yakıştırılmasını istemem." sözleriyle Türklere ilişkin derin önyargısını ortaya koyar.

(1) Victor Hugo'nun Voltaire'in ölümünün yüzüncü yılı nedeniyle 30 Mayıs 1878'de verdiği "SÖYLEV", (içinde): Voltaire: "Kandid ya da İyimserlik", (Çeviren: Server Tanilli), Cem Yayınları, İstanbul, 1994, s. 253-265

(2) Voltaire, "Kandid ya da İyimserlik", (Çeviren: Server Tanilli), Cem Yayınları, İstanbul, 1994. Alıntılar ve göndermeler bu yapıttandır. Sayfa numarası verilmemiştir.

(3) Kaynak: Fr. metin, Voltaire'in bütün yapıtlarını içeren siteden: OEUVRES COMPLÈTES DE VOLTAIRE DICTIONNAIRE PHILOSOPHIQUE http://www.voltaire-integral.com/Html/20/mahometans.htm

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim