‘Vodafone’a...

26.12.2009 00:18

Atilla Özdür

Dear sirs, Sizlerden bir telefon mektubu aldım... Şöyle diyorsunuz...

 ‘Numaranızı Vodafone’a taşıyın, siz de özgürce konuşun. Ayda sadece 55 TL’ye tüm Turkcell ve Avea’lılarla 400 dk, Vodafone’lularla ve sabit hatlarla sınırsız konuşun... 22 Aralık 2009... 14.00

Kimden: Vodafone...

Yukarıdaki seyyar telefon mektubu bir reklam mıdır, yoksa eski kulağı kesiklerin deyimiyle, bıyık burup çapraz bakışlarla ‘şimendiferi rayına oturtma’ işi midir?

Benim telefonum, yani abone numaram, benim mahremiyet penceremdir... Penceremden uzanarak bana reklam oltasıyla markaj yapmanızı, mahremiyetime tecavüz kabul ederim... Amma ne çare sizlerin yine de masumiyetinize hüküm vermem gerekecek. Zira, markaj yaparak şimendiferi rayına oturtma tarzı, Türkiye’nin veya Türkiyelinin ekonomik hayatına sonradan sokulmuş çirkin bir birikim modelidir...

Bu tarz birikimin Müslümancası, haram demektir...

Kusurumu maruz görünüz, bu ayıplı modeli yabancılar mı Türkiye’ye getirip yerleştirdiler, yoksa çağdaş Türkiyeli mi yabancıları kendisine benzetti, valla sökemiyorum...

Bizim eskinin Türkiye’sinde, en yakın zaman itibariyle bizim çocukluk yıllarımızda panayıra çıkanlar, pazarlık halindeki alıcı ile satıcının arasına katiyyen girmez idiler... Hele hele malı almış, parasında sözleşmiş kişinin önünü kesip de, ‘ver onu geriye gel bizim tarafa, beriye’ gibisinden cezbedici bir teklifte asla bulunmaz idiler... Eskinin kazanında kaynamazdı bu kabilden işler... Bu işlerin, rafadanın işleri olduğuna hüküm kesilir ve kafa takmaya değersiz görülürdü...

Her neyse, ben sizlere bir masal anlatayım, sizler de ister inanın ister inanmayın...

Türkiye piyasası tavcıların egemenliğine daha henüz girmemişti... Kösele deri ticaretiyle uğraşan bir arkadaşımın Gedikpaşa’daki dükkanında uzun seneler istihdam edilmiştim... Kösele üreticisi debbağlar Isparta Yalvaç’tan getirdikleri balya balya köselelerini burada pazarlarken, malını ve kalitesini söyler ve fiyatında da anlaşmaya varıldığında tokalaşarak, haftasına göndermek üzere ayrılıp giderlerdi. Bu tokalaşmaya hayırlaşma denilirmiş...

Bizim dükkan tezgah sahibi Yılmaz Eyvaz’a sormuştum... ‘Yahu Yılmaz, şimdi bu adam seninle kilosu bir liradan anlaştı. Bir başka birisi yüzonbeş kuruş verse, ona satmaz mı’...

‘Yokk be arkadaşım, söz ağızdan çıkar. Bir kez anlaşma olmuş ise, bozanın bundan böyle hiç kimsenin yanında itibarı kalmaz’ demişti...

Gel de şimdi Dear sirs, ‘vay anasını’ çekme...

Şimdilerin Türk pazarı o kadar bozuldu, o kadar pisliğe battı ki, hiç kimsenin kılı bile kıpırdamıyor bu çürümüşlükten... Çarşı pazarda olsun, ekranların reklamlarında olsun, tava düşmeden tavlanmadan dolaşabilmek ne mümkün...

Siz telefoncular. Abonelerinizi babalarınızın malıymış gibi tepe tepe kullanmak istiyorsunuz. 532’liydi benim numaram, dakika geçmez telefoncunun mektubu gelir. ‘Şunları şunları yaz, şuraya gönder yüz dakka bedava... Şöyle şöyle yap, iki papele iki hafta bedava’... Bıkmıştım yahu... Helada bile rahatlamanın mümkünatı kalmamıştı... Lütfen dedim beni rahatsız etmeyin, koydum postamı, çok şükür şimdi kesildi.

Sizin telefonla gönderdiğiniz her bir mektubun muhakkak bir bedeli, masrafı, maliyeti olacak. Kim ödüyor bunları... Matrahtan düşüyor iseniz, milletin sırtına yüklemeye hakkınızın bulunmaması gerekir... Maliyete eklemeniz durumunda da, netice yine aynı kapıya çıkar.

Reklam yapacaksanız, you must pay the pipe...

Ahaa orada reklamcılar...

Genelkurmay Başkanı, basın yoluyla milleti aydınlatma, bilgilendirme toplantıları için mekan tesbitinde, yanlış yerlerde duruyor...

Paşamız, komuta kademesini yanına alarak reklam verenler ile reklam satanlar da dahil olmak üzere, gazetecileri, SİAD’larda, odalarda, borsalarla paranın tedavüle açık mekanlarında toplamalı...

‘Ayağını denk at’ mesajı verilecekse, muhatapları gazeteciler politikacılar değil, birikimciler olmalı...

Bu mektubumun muhatabı Vodafone olduğu için hitabımıza yabancıca başladık ve sivrisineği sazmış gibi algılamasını temenni ettiğimiz yerli birikim ehlinin yararlanması için de, Türkçe devam eyledik...

Gerçi Türkçe faslının fuzuli olduğunun da farkındayız... Zira, yabancıya verilmedik yer olarak bir tek kulağımızın arkası kaldığı bu ortamda, askerlerimizin yerli bankası bile yabancıya gitti...

Gel de kahreyleme... Amma askeriyesiyle birlikte koca Türkiye’de bir tek ben kahroluyormuşum,

Kime ne gam...

Faks: 0212 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim