1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Vicdan moderatörleri
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Vicdan moderatörleri

A+A-

Hepimiz kendimizi sarsılmaz, çelikten bir vicdanın surlarında koruma altına almışız. Sanıyoruz ki, işin içine vicdanı soktuk mu, her şey hakkında en doğruyu yapıyoruz, biliyoruz.

‘Vicdan ideolojisi’ yapmanın bu yüzden ne kadar kolay olduğunu, hiç farkında olmadan bizi tuzaklarına düşürebileceğini tekrarlıyorum hep kendime. Her fırsatta yazmaya da çalışıyorum.

Demek istediğim şu: Haklılığın dilini konuşurken altını biraz fazla çizmeye kaktığımızda kaba genellemelerin tuzağına düşme riskimiz artıyor ve kendimizi –haktan ve vicdandan bahsettikçe- hiyerarşik olarak üstün görmeye başlıyoruz.

Bir çeşit hak dağıtıcısı kesiliyoruz kendi kendimize. Adalet istemek, bizzat isteyenin her koşulda haklılığını ‘mutlak’laştırmış, sabitlemiş oluyor. Bundan korkmamız gerek!

Ama korkmuyoruz genellikle. Ve haklılığımızdan bir tutam kesip başkalarına feda etmemiz gerektiğini göremeyecek denli, kendinden emin, parlak, görkemli birer vicdan abidesi kesiliyoruz. Son zamanlarda, bunu hep birlikte sık sık yapıyoruz.

Herkes herkese karşı bir vicdan moderatörü kesilmiş, şunları ölçüsüzce soruyor nitekim:

İsrail devletinin haksız işgallerine karşı çıkıyorsunuz da neden faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş Kürtler için tepki vermiyorsunuz? Başörtüsüyle okumak isteyenlerin hakkını savunuyorsunuz da neden Alevilerin zorunlu din eğitimine karşı çıkmıyorsunuz? Madem Boşnak soykırımına tepkilisiniz, neden Ermeni soykırımına sesinizi yükseltmiyorsunuz?.. Vesaire...

İmdi, bu tip tutarsız duruşlar devletten veya siyasetin herhangi bir kurumundan geldiğinde (ki sık sık geliyor), buna karşı çıkmak elbette vicdanı olan herkesin görevi olmalı... Bunu yerine getirmeye çalışan sivil toplum ve medyayı bu anlamda küçümsememek gerekiyor.

Ancak işin içinde aygıtlarla kurumlar değil de vicdanlarıyla dünyaya gelmiş bireyler olduğunda, herkesin vicdani sıralaması birbiriyle aynı olmak zorunda değil ki!

Başörtülü kızların üniversitede okuma hakkını savunan bir yazar, KCK davaları hakkında ille de bir şey yazmak zorunda değildir örneğin. Ankara kulisinde uzmanlaşmış birinin ille de ‘sokaktan bildirmesi’ gerekmediği gibi.

Kürt aydını bir yazar, “neden hep Kürt meselesi üzerine yazıyorsunuz, Karadeniz’deki sorunlar hakkında yazmıyorsunuz” sorusuna muhatap olmamalıdır mesela. Hâlbuki sık sık olur.

Şöyle düşünüyorum: Elbette vicdan bir bütündür ve insan bir haksızlığa karşı tepki verirken, ister istemez diğer haksızlıklara karşı da duyarlı hale gelir.

Ama: Bir yazar, hayat boyu aynı şeyi de yazabilir. Bıkıp usanmadan, yalnızca Kürt mağduriyetini yazma özgürlüğü vardır. Vicdanını en çok kanatan buysa, en büyük mağduriyeti bu yönde olan kişilerle bu mevzuu paylaşmaya devam etmesi elzemdir. Paçasına takılan sorunun sayısız farklı boyutunu görüp dile getirmekte bulabilir kendi vicdani yükümlülüğünü...

Kim onun hassasiyetini belirleyerek, bütün acılara ve haksızlıklara eşit bir mesafede davranmasını isteme hakkına sahip olabilir ki?

Soykırımlar arasında bir tercih yapmadan hepsini eleştiren, kalp acılarını yarıştırmayan, Alevilerin, Kürtlerin, azınlıkların veya başörtülülerin (veya herhangi bir topluluğun) maruz kaldığı haksızlıklar arasında ayrım yapmadan yazan biri de olsanız, vicdanınızı yaralayan mevzular arasında –size ait- bir sıralama olabilir. Bu kaçınılmazdır.

Her acıya ve mağduriyete eşit mesafede kalarak adalet talebinde bulunamazsınız çünkü.

Hassasiyetlerimiz de değişir, sıralamalarımız da... Ama insanın vicdanı ne küreselleşebiliyor, liberalleşebiliyor ne de sekülerleşebiliyor mesela... Cinsiyeti, kimliği de yok.

Vicdan, neredeyse günümüzün seküler tanrısı! Tanrı’yı vicdana indirgemeyen benim gibi biri içinse vicdanın ilahi boyutu var. Tıpkı her varlığın O’na bakan bir ‘yüzü’ olduğu gibi... Mağduriyet karşısında hak talep ederken, benim veya bir başkasının hakikatte neyi hak edip etmediğinin hükmünü verecek olan ‘Hakk...’ içinde hakikati barındıran...

Hakkaniyetin ve daha genel anlamda adalet duygusunun vicdanda bir izdüşümü varsa, evet, bazen orada durmak gerekir diye düşünüyorum.

Haklı olmanın hudutları var... Vicdan adına her şeyin hükmünü vermeye kalkışmanın gizli –ya da açık- faşizme evrildiği de zaten sır değil.

lipekci@yahoo.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT