Vesayeti Sistemini Geriletmede Emeğe ve Vahdete Dayalı Siyasetin Önemi

02.07.2011 01:29

Bahadır Kurbanoğlu

Bir yandan yeni anayasadan, yepyeni umutlardan, aşılması gereken zihniyet ve kurumlardan bahsederken, diğer yandan manidar bir biçimde İslami kişi ve kurumlar haksız, pervasız müeyyidelerle dize getirilmeye çalışılıyor.

Bu gidişat iki farklı tanımlamaya konu oluyor:

İlki, "Bakın işte her ne kadar açılım şubu dense de bu, seküler kesimlere yönelik bir açılım; İslami kesimler açılımın nesnesi olarak bile görülmüyor. Hatta açılımı da destekleyen kesimler, muhafazakâr yapılarla radikal olanların ayrışmasını istiyor. Birileri güçlenirken, diğerleri zayıflatılmaya, halkın gözünde şüpheli kılınmaya çalışılıyor. Bu da aslında açılımcıların da işine geliyor."

Diğeri ise şu: "İşte bakın yargı hâlâ vesayet mantığıyla işliyor, dolayısıyla açılıma destek verilmeli ki, bu yapı geriletilebilsin."

Her iki görüşte de haklılık payları olmakla beraber, bu bizim ikincisine daha yakın durmamızın önünde engel değil.

Elazığ İhya-Der'in başkan ve yöneticileri dâhil olmak üzere 19 mensubuna kesilen ve onanan toplamda 150 yıllık cezalar; El-Kaide operasyonları adı altında mağdur edilen kesimler; Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerine yönelik adaletsiz engelleme ve operasyonlar; Mustazaf-Der'in mağdur edildiği gelişmeler zinciri; Özgür-Der'e açılan davalar; Mehmet Pamak, Ahmet Kalkan gibi Usame b. Laden'in katli hakkında sırf düşüncelerin ortaya konduğu bir metne imza attıkları için hedefe konan isimler, yargıdaki yuvalanmaları halen devam eden vesayetçi zihniyetin önünün kesilmesinin; hukuksuz kararlara imza atmalarının engellenmesinin önemini bir kez daha göstermekte.

Bu noktada sosyalist gazete, dergi, dernek vb. kurum, kuruluş ve kişilerin mağduriyetleri de bir o kadar can yakıcı, adalet duygularını yaralayıcı mahiyetler içermekte. Ergenekon sanığı gazeteciler için koparılan vaveylalarla karşılaştırıldığında siyasi bir sürecin, merkez medya,yargı, bürokrasi, siyasiler eliyle olabildiğince kararlı bir biçimde sürdürüldüğünün açık örneklerini oluşturmakta.

Öte yandan Ergenekon davasıyla ilgili haber yapan gazete ve köşe yazarları hakkında açılan davaların beş yüzü bulduğu ifade edilmekte. Bunun yüz kadarı sadece Yeni Akit gazetesiyle alakalı.

Bütün bunlar bize İslami kesimlerin de vesayetçi yapının tüm mirasının silinip süpürülebilmesi için elini taşın altına koyması gerektiğini göstermekte.

İslam'ın öngördüğü, değiştirip dönüştürmek istediği hususlar hakkında örgütlü, kararlı, istekli, bilinçli bir mücadelenin devamı izahtan varestedir. Öte yandan, eğitimin içeriğinden kurumsal yapılanmasına; halkların aleyhine militer yapı ve uygulamalardan yargıdaki ideolojik konumlanmaya kadar hayatımıza yön veren, bizleri baskılayan, nesillerimizi ifsat eden uygulamaların engellenmesi ve dönüştürülmesi yolunda yeni bir anayasayı bir adım, bir safha olarak görmek de hem doğal hem de zorunludur.

Bu minvalde siyasi irade mensubu kesimleri bu konularda baskılamak; bunu yapabilmek için hazırlıklar yapmak, kamuoyu oluşturmaya çalışmak öncü yapı, kurum ve kesimlerden başka kimlerden beklenebilir ki? Gerek maruz kaldığımız hukuksuzluklar karşısında tavır almak, gerek faaliyetlerimizi daha özgür ortamlarda gerçekleştirmek, gerekse kitlelerin ahiretini kurtarma yolunda şahitlik görevimizi yerine getirmek boynumuzun borcu, kulluğumuzun gereğidir.

Yüz yıldır ekonomik tekelcilik, bürokratik oligarşi, darbeci gelenek ve kaostan beslenenlerin ellerinin kollarının bağlanabileceği fırsatlar bu derece önümüze gelmişken bu konularda pasif kalmak, kendimizi sadece seyirci pozisyonunda görmek ve gelişmelerin içinde ne kadar yer alsak da bunun hiçbir konuda sadra şifa olmayacağı zannıyla hareket etmek ya da gücümüzü hafifsemek, toplumun geniş kesimlerine umut olma potansiyelini ellerinde tutan Müslümanlardan beklenen mümince bir tutum olamaz.

Unutmayalım ki AK Parti bugün var yarın yok. Bu yüzden siyasi irade sahiplerini yönlendirme çabalarımızla, tevhid ve adalet ehline yaraşır biçimde mücadele çabalarımızın atbaşı gitmesi gerektiği çok açıktır. Bizim dışımızdaki kesimlerin sesi ve soluğunun olabildiğince çıktığı böylesi dönemlerden gereken dersleri çıkarıp tecrübî birikimlerimiz ve ilkelerimizle sürece müdahil olmalıyız. Bugün sesimizi işitmek istemeyenler; fikirlerimize ihtiyaçları yokmuş gibi yapanlar gün gelip tevhid ve adalet ehlinin sesine ya kulak vermek zorunda kalacaklar ya da üretegeldikleri (ya da kimlikleri ve duruşları yüzünden aşamadıkları) sorunlar batağına saplanıp kalacaklardır. O günleri beklemeden, o günler gelmezden evvel de yapacaklarımız olduğuna inanalım yeter. 

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim