Vesayet sistemi çözülürken...

25.02.2010 15:17

Mithat Sancar

İktidar nedir? Diyebiliriz ki, siyaset bilimi, bu soru ve ona verilen cevaplar üzerine kuruludur. Ciltler dolusu tanımı ve tasviri yapılmıştır iktidarın. Bana en açıklayıcı gelen cevabı ise, Arjantinli bir mafya babası vermiştir: “İktidar dokunulmazlıktır.”

Bu hikâyenin devamını Eduardo Galeano’dan dinleyelim: “O, ne dediğini gayet iyi biliyordu. Bu cümleden kısa bir süre sonra, bir yargıç, adam öldürmekten hakkında tutuklama emri çıkarttı. Bu onun dokunulmazlığının ve iktidarının sonunun başlangıcıydı: Ağzına bir kurşun sıkarak intihar etti.”

Galeano’yla devam edelim: “Dokunulmazlık suçun ödülüdür, tekrarını teşvik eder ve propagandasını yapar. Aşağıdan korkutmak için ceza korkuluğunu kullanan düzen, yukarıdan suçu zafer olarak ödüllendirmek için dokunulmazlığı yükseltir. Demokrasi bu alışkanlıkların sonuçlarını öder.”

Türkiye’de bir iktidar sistemi, adım adım çözülüyor. Her iktidar, çözülmeye karşı az ya da çok, ama mutlaka direnç gösterir. Çözülmekte olan iktidar sisteminin merkezindeki ordu da, bu akışı durdurmak, en azından yavaşlatmak için çırpınıyor. Ama iktidar kaybı, kaybetmekte olduklarını hisseden muktedirlerde gerçeklik duygusunu da çözüyor. 2003’ten beri birbirine eklenerek bugüne kadar gelen “darbe planları”, bu durumun açık kanıtını oluşturuyor. İktidarlarını kurtarmak için yaptıkları her plan, “başkalarının” yok edilmesini hedefliyor. Böylece kavgayı, kaçınılmaz olarak “ölüm-kalım” noktasına tırmandırıyor. Gerçeklik duygusunu yitiren muktedirler, sonuçta kendilerine daha fazla dokunulmasını adeta mecburi hale getiriyorlar.

Kendilerine dokunuldukça, iktidarlarını daha fazla kaybettiklerini mutlaka fark ediyorlardır, ama bunu kabullenmeye bir türlü yanaşmıyorlar. Lakin kaybettikleri, sadece gerçeklik duygusu değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel zemindir, yani meşruiyettir.

Şimdi iktidar kaybının önüne geçmek amacıyla, meşruiyetlerini yeniden tesis etmeye çalışıyorlar. Bunun için, önce hukuku ve yargıyı devreye sokuyorlar. Kendilerine yapılanları, hukuk devletinin ihlali olarak sunmaya yönelik kampanyalar tertipliyorlar. Ama bu noktada inandırıcı olma şansları hiç yok. Zira ortaya çıkan her bilgi ve her delil, bu muktedirlerin hukuk devletini nasıl tarumar ettiklerini de bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Şimdi talep ettikleri hukuk devleti, ancak onların iktidarı tamamen tasfiye edilirse kurulabilecektir. Dolayısıyla “hukuk devleti”, onların elinde bir bumerang gibi duruyor; onu kullandıkça kendilerini daha çok vuruyorlar.

Yargı bürokrasisinin tepelerinden umdukları medet de bir işe yaramaz. Zira yargı, bugün bu çevrelerin şikâyet ettikleri “hukuksuzlukların” yaratılmasında baş aktörlerden biri olmuştur. Yıllarca korkunç suçlara karşı kayıtsız kalan savcılar, önlerine geldikçe bunları aklayan mahkemeler, hukuk devletini geçersiz kılan dokunulmazlıklar sisteminin mimarları arasında yer alırlar. Adalet ve hakkaniyet konusunda sicili bu kadar bozuk olan bir kurum, başkalarını takdis ve tahlis gücüne de sahip olamaz.

Esasen vesayet sisteminin omurgası olan ordunun iktidarı çözüldükçe, bu sistemin diğer kurumlarındaki hegemonyası da çatırdıyor. Vesayet ideolojisinin dışına çıkma yolları kapatılmış olan yargı, yakın zamana kadar “yekpare bir yapı” görüntüsü veriyor ve bu çerçevenin dışına çıkmıyordu. Çerçeveyi zorlayanlar ise, en ağır müeyyidelerle terbiye edilmek isteniyordu. Ama hegemonyanın çatlaması, yargıda farklı tutumların ve bu sisteme itirazların da dışa vurması sonucunu doğurdu. Kimileri bunu, yargı içi çatışma olarak sunmaya çalışsalar da, olan aslında “yargıda çoğulculaşma”dır. Yargıda çoğulculaşma, yargı bürokrasisinin iktidarını sarsan çok önemli bir gelişmedir. Bu iktidarın da artık sonu görünmüştür.

Vesayet sisteminin çözülüşünü durdurmaya çalışanlar, yargı kalkanı dışında, bir de korku siyasetinden medet umuyorlar. Bu siyaseti de iki argüman üzerine kuruyorlar: Kaos ve sivil vesayet.

Diyorlar ki, vesayet kurumlarına dokunmaya devam ederseniz kaos çıkar. Bu kurumlar, böyle davranmaya devam ederlerse, bir süre kaotik bir hava oluşabilir; ancak bunu kontrol altına almak hiç de zor değildir. Bunun için, demokratik mekanizmaları pekiştirmek ve hukukun eşit uygulanmasını sağlayacak reformlar yapmak yeterlidir.

“Sivil vesayet” meselesine gelince; bu teze sarılanlar, sürecin başından beri ikna gücü olmayan bir simetri kurguluyorlar. On yıllardır silahıyla, ideolojisiyle, propagandasıyla ağır bir tahakküm sistemi kurmuş olan güçlerle bu açıdan yarışabilecek bir güç bu toplumda yoktur. Kaldı ki, vesayet sistemi çözüldükçe toplumda ve siyasette çoğulculaşmanın da önü daha çok açılıyor. Çoğulculuk ve demokratik katılım, her türlü vesayete karşı en etkili panzehirdir. “Sivil vesayet” tehlikesine işaret ederek korku yaymaya çalışanlar, gerçekten de “vesayet”e karşıysalar ve bu konuda inandırıcı olmak istiyorlarsa, çoğulculuğu ve demokratik siyaset imkânlarını boğmak üzerine inşa edilmiş “askerî vesayet” sisteminin çözülmesine amasız fakatsız destek vermek zorundalar. Başka yolu yok bunun...

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim