1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. Vesayet rejiminin neresindeyiz?
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

Vesayet rejiminin neresindeyiz?

A+A-

İstanbul savcıları tarafından hakkında inceleme başlatılan, 2003 tarihli "Balyoz darbe planı"nın akıllara getirdiği bir soru, 21. yüzyılın ikinci on yılına girerken askeri-bürokratik vesayet rejiminden Avrupa standartlarında bir demokrasiye geçiş sürecinin neresinde olduğumuz.

Tek tek ağaçları değil de ormanın tümünü görmeye çalışmakta yarar var.

Hatırlayalım: 12 Eylül askeri darbesinin getirdiği anayasa ve yasalar, askeri ve sivil bürokrasiye seçilmiş hükümetlerin üzerinde yetkiler tanıyan vesayet rejimini tam olarak yerleştirmekle kalmadı; Türkiye Cumhuriyeti'ni bir "milli güvenlik devleti"ne çevirdi. Ama aynı 12 Eylül darbesi, vesayet rejiminin sonunu getirecek gelişmeleri de tetikledi. Bunlardan biri, Turgut Özal mimarlığında ekonominin liberalleşme ve globalleşme sürecine girmesiydi. Bugün Türkiye'nin işlerliği olan, dışa açık bir piyasa ekonomisine sahip olduğu, otoriter rejimin ekonomik altyapısının büyük ölçüde tasfiye olduğu söylenebilir.

12 Eylül darbesinin tetiklediği ikinci gelişme, askeri yönetimin uyguladığı baskıların ve zulmün hemen bütün toplumda, özellikle de aydınlarda siyasi özgürlüğün ve demokrasinin değeri konusundaki zihni uyanış oldu. Daha önce otoriter-totaliter ideolojileri kurtuluş reçetesi olarak gören aydınların (hepsi değilse de) giderek genişleyen bir bölümü, vesayet rejimini giderek yükselen bir sesle eleştirmeye başladılar.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle vesayet rejiminin uluslararası altyapısı da tasfiye sürecine girdi. Batılı müttefikler Soğuk Savaş boyunca Türkiye'deki demokrasinin bürokratik vesayet altında olmasından, askeri müdahalelerden hemen hiç kaygı duymadılar. (Muhtemeldir ki milli güvenlik devletinin inşasında Amerikan reçetelerinden yararlanıldı.) Soğuk Savaş sonrasında, esas olarak Avrupa Birliği'nin başını çektiği, insan hakları ve demokrasi söylemi dünyaya yayılmaya başladı ve Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Aydınların milli güvenlik devletine ve vesayet rejimine karşı geliştirdikleri liberal-eleştirel söylem, global bir dayanak buldu.

Nihayet, 1999'da adaylıkla başlayan Türkiye'nin AB'ye katılım süreci, vesayet rejiminin hukuki altyapısının tasfiyesi için gereken işareti verdi. AB süreci ile Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dünyaya uyum sağlamaya başladı. 2001-2005 arasında, esas olarak da (Milli Görüş Hareketi'nin içinden gelen, ama o gömleği çıkarmış olan) Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı altında, 12 Eylül'ün getirdiği anayasa ve yasaların tadili sürecine girildi. Bu süreçte anayasanın maddelerinin yaklaşık üçte birinin, 600 dolayında yasanın birçoğunun değişmesiyle, vesayet rejiminin dayandığı hukuki temelin önemli bir kısmı ortadan kalktı.

Ama muhakkak ki, İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi, (askeri ve sivil) çiftbaşlı yargı, kendini parlamentonun yerine koyan Anayasa Mahkemesi, örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan Siyasi Partiler Kanunu, tek başına partileri kapatma davası açabilen Başsavcı, EMASYA protokolü, fiilen TSK'ya bağlı Savunma Bakanlığı, askeri-bürokratik vesayetin hukuki altyapısının el değmemiş unsurlarının sadece başlıcaları.

Öte yandan, denebilir ki vesayet rejimine destek veren otoriter milliyetçi ve laikçi zihniyet de, gerek toplumda, gerekse bizzat asker-sivil bürokrasi saflarında hayli geriledi, marjinalleşme yoluna girdi. Askeri ve yargısal darbe girişimlerinin hemen hepsi bunun için akim kaldı, Ergenekon soruşturması ve davası bunun için açılabildi, sivil ve demokratik anayasa ihtiyacı gelip kapıya dayandı.

Geçen çarşamba akşamı, Habertürk kanalında Balçiçek Pamir'in sunduğu "Karşıt Görüş" adlı programda emekli Başsavcı Sabih Kanadoğlu ile Demokrat Yargı Eşbaşkanı Doç. Dr. Osman Can'ın "TBMM anayasa yapabilir mi?" konulu tartışmasını izledim. Tartışma birçokları gibi bana da "eski rejim" çökerken, yeni Türkiye'nin yükselişinin ifadesi gibi geldi. İhtiyatı elden bırakmamakta yarar var, ama gelecek hakkında iyimser olunabilir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT