1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Vergi Tartışması ve Kürt Siyasi Hareketi
Vergi Tartışması ve Kürt Siyasi Hareketi

Vergi Tartışması ve Kürt Siyasi Hareketi

Dağdakiler, “hayal âleminde” yaşadığı ve ovadakiler de onlara “peygamber muamelesi” yaptıkları sürece barış olmaz... Ayhan Aktar Kürt illerinin vergi durumunu çok iyi özetlemiş.

A+A-

BDP’li milletvekili Bengi Yıldız’ın geçtiğimiz hafta Neşe Düzel’e verdiği röportaj ile başlayan vergi vermeme tartışmalarına Taraf yazarı Ayhan Aktar farklı bir perspektiften yaklaşmış: 

Kürt Siyasi Hareketinin Ciddiyet Sorunu

Ayhan Aktar / Taraf

Halk filozofu Sakallı Celal, 1920’lerde söyle demiş: “1908’de Meşrutiyeti ilan ettik, olmadı. 1923’te Cumhuriyet’i getirdik, yine olmadı. Şimdi de ciddiyeti denemeye ne dersiniz?” Geçen hafta Bengi Yıldız’ın Neşe Düzel ile yaptığı mülakatı okuyunca Celal Bey’i hatırladım. Biliyorsunuz, çatışmada iki taraftan 20 gencin öldürüldüğü gün, DTK toplantısında Aysel Tuğluk eline tutuşturulan “demokratik özerklik” bildirisini papağan gibi okumuştu.

Bengi Yıldız ise Neşe Düzel’in kendisine sorduğu sorulara hem sinirlenmiş, hem de cevap olarak “kem küm” dışında bir şey söylememiş. Böylece, “demokratik ,özerklik” denen balonun gayrı ciddi sloganlardan ibaret olduğu ortaya çıktı. Bendeniz, Bengi Yıldız’ı şahsen tanımam. Sadece BDP’nin aday belirleme sürecinde kendisine gerilla kıyafeti diktirip, polislerle itiştiğini hatırlıyorum. Laf aramızda, o gerilla kıyafeti içinde 23 Nisan Bayramı’nda komando üniforması giydirilmiş Türk çocukları kadar sakil duruyordu. Herhalde, bölgede aday olmak ve dağdakilerin gözüne girmek için bu gibi tuhaflıkları yapmak gerekiyormuş.

Bengi Yıldız’ın şu sözleri hayli tartışma yarattı: “Biz demokratik özerkliği konuştuk ve inşa ediyoruz. Formülasyonu şu... Kendi yerelinde topladığı vergiler, şüphesiz oranın kalkınmasında ve Türkiye’nin diğer bölgeleriyle arasındaki makasın kapanmasında yeterli olmaz. Merkezin, pozitif ayırımcılık uygulayarak orayı desteklemesi gerekir. Yani Ankara’ya vergi vermemesi ama devletten yardım alması lazım. Geri kalmış yörelerin hepsi için bu böyle olmalıdır. Çünkü bu bölgeler yıllardır ihmal edildi. Devlet Ege’ye, Marmara’ya yatırım yaptı.”

Başbakan Erdoğan, buna “Vergi ödemeyen, bedelini öder” gibilerden bir cevap verdi. İşin ilginç tarafı, tam o günlerde Maliye Bakanlığı, Muhasebat Genel Müdürlüğü 2011 yılının ilk altı ayında illerin ödediği vergi miktarını açıklamıştı. BDP’nin milletvekili çıkardığı ve Kürt vatandaşlarımızın yoğunlukla bulunduğu illerde tahakkuk eden vergi, tahsil edilen vergi ve tahsilâtın tahakkuka oranları şöyle:

(Bin TL olarak)

İller             Tahakkuk Tahsilât Tah. Oranı

Ağrı              98.145     55.188   % 56

Batman        185.612    94.795   % 51

Bingöl           61.158     36.775   % 60

Bitlis             72.892     43.211   % 59

Diyarbakır      647.147   348.482  % 54

Hakkâri         49.611     9.568      % 19

Iğdır              76.105     26.897    % 35

Kars             94.935     47.770    % 50

Mardin        219.397    113.525    % 52

Muş             73.940      43.986    % 59

Siirt             85.134      44.375     % 52

Şırnak        145.904      52.559    % 36

Van            321.455    179.800    % 56

Urfa            601.414     296.677   % 49

TOPLAM   2.732.849  1.393.608  % 51

Bakanlığın verilerine göre, 2011 yılının ilk altı ayı içinde Türkiye genelinde 122,728.839 lira vergi toplanmıştır. Yukarıdaki 14 ilin ödediği verginin toplamı ise 1.393.608 liradır. Yani toplam vergi tahsilâtının ancak yüzde 1,13’ü ediyor! Tek başına Hatay’ın ödemiş olduğu 1.356.778 liralık vergi, 14 ilin ödediği toplam vergiye yakındır. Antalya’nın ödediği vergi ise (1.588.338 TL), 14 ilin toplamından fazladır.

Tabii ki bu sonuçlar bölgenin ekonomik bakımdan geri kalmışlığını gösteriyor. Ama yurt çapında yüzde 70 olarak gerçekleşen tahsilât oranı, bölgede yüzde 51’e iniyor. Kısacası, Bengi Yıldız’ın “vergi ödemeyiz!” heyheylenmesine Başbakan Erdoğan’ın “Yahu, zaten toplam verginin yüzde 1’ini ödemişsiniz. Sıkmayın kendinizi, rahat olun. Dükkân sizin!” demesi lazımdı.

Bengi Yıldız, devletin “Ege’ye, Marmara’ya yatırım yaptığını söylüyor. Peki, devlet bölgeye yol yapmaya kalktığı zaman, neden PKK şantiyeleri basıyor acaba? Diyarbakır Valiliğinin açıklamasına göre, “26 Temmuz 2011’de Diyarbakır - Bingöl karayolunun Abalı Köyü yakınlarında duble yol yapan şantiyeyi basan teröristler, üç iş makinesini yakmışlar, birini de çalmışlar!” Bir yandan Neşe Düzel’e “Devlet yatırım yapmıyor” diye sızlanacaksın, sonra da bölgeye yol yapan müteahhitlerin şantiyesini basan PKK eylemleri için dilini yutacaksın, oldu mu şimdi?

Peki, bu durum neden böyle? Neden PKK-DTP-KCK-BDP çizgisi bir gayrı ciddilik ve hayal âlemi içinde yaşıyor? Bu sorunun cevabını iki aşamada ele almak lazım. İlk olarak, son gelişmelerle BDP siyaseten kendini sıfırlamıştır. Artık BDP’nin dağdakilerle arasına mesafe koymasını bir yana bırakın, BDP’liler dağdakilerin her dediklerini ovada yüksek sesle tekrarlayan bir heyet haline gelmiştir. Yanlış anlamayın, ben BDP’nin PKK’yı eleştirmesini falan beklemiyorum. Zaten yapamazlar. Ama en azından dağdakilerin 1970’lerden kalma hayalî solculuğunu bir miktar dengelemelerini beklerdim. O da olmuyor, anlaşılan!

1970’lerin Kürt sol hareketinde, Kürdistan’ın bir sömürge olduğu ve Kürdistan’ın doğal kaynaklarının İran, Irak ve Türkiye tarafından sömürüldüğü hikâyesi anlatılırdı. Bu çerçevede sanki Ankara’nın bölgeden çok büyük bir ekonomik çıkarı varmış gibi bir hava estirilirdi. Tabii ki bu lafları kimse ciddiye almazdı. Ama aynı gayrı ciddilik 2011 yılında tekrarlanıp, “demokratik özerklik” bulamacı içinde bizlere tekrar pazarlandığı zaman, sonuç Kemal Sunal filmlerine benzer bir komedi oluyor.

Geçen hafta gazeteci dostlarımız İngiltere, İrlanda ve İskoçya’ya bir gezi yapmışlar ve IRA konusunda bilgilenmişler. Yazılarını okuduk, fakat IRA ile PKK arasındaki farklar üzerine pek bir yorum okumadım. Efendim, IRA militanları şehirli adamlardı. Akşam pub’a gidip biralarını içer, maçları seyreder ve gündüz vakti normal işlerini ve mesleklerini sürdürürlerdi. Çoğu evliydi. Gerektiği zaman silahlarını gizledikleri yerden çıkarıp, eylem yaparlardı.

Şimdi bir de PKK liderliğini düşünelim. 1980’lerde bölgenin ufak şehir ve köylerinden dağa çıkacaksın, yaklaşık 25 yıl dağda kalacaksın. Kalaşnikof kullanmaktan başka bir mesleğin ve ülkenin batısında olup bitenler hakkında hiçbir fikrin olmayacak. Esas olarak köy çocuğu olup, 1975 model solcu kafasıyla bir şeyler karalayıp ovadakilere postalayacaksın. Onlar da gelen metinleri sanki birer “peygamber kelâmı” gibi tekrarlayacaklar. Bunun da adı bağımsız Kürt siyaseti olacak!

Sevgili Dostlar, buradan siyaset falan çıkmaz. Ancak, gayrı ciddi laf kalabalığı çıkar. Bu kafa ile, BDP’nin yeni yapılacak anayasa çalışmalarına katkı sunması maalesef mümkün değildir. Dağdakiler, “hayal âleminde” yaşadığı ve ovadakiler de onlara “peygamber muamelesi” yaptıkları sürece barış olmaz. Yukarıda açıklamaya çalıştığım şartlar değişmediği sürece, artık Kürt sorunu hakkında yazmak içimden gelmiyor. Benden paso!

HABERE YORUM KAT

2 Yorum