Vekâleten Savaş, Asaleten İnfaz

04.01.2016 09:42

KENAN ALPAY

 

Suriye’ye sıçrayan halk ayaklanması özellikle İran ve Rusya’nın Baas rejimi üzerinden tahkim ettiği stratejik-askeri planları tehdit ettiğinden bu yana ‘vekâlet savaşları’ tanımı hızla piyasaya sürülmüştü. Gazeteci-analist maskesiyle faaliyet yürüten kimi psikolojik savaş uzmanları koordineli bir biçimde medya üzerinden her türlü tekniği kullanarak Suriye’deki rejim karşıtlarını kirletmeye girişti. İhsas edilen hüküm özetle şuydu: “Tunus ve Mısır neyse ama Suriye’de halkın ayaklanması için hiçbir sebep yoktu. Bu halk hareketleri İran-Rusya bloğuna karşı Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de içinde rol oynadığı bir Batı komplosundan ibarettir. Batı emperyalizmine karşı duran İran ve Rusya’ya yönelik Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından beslenen çeteler eliyle yürütülen bir vekâlet savaşıdır.

Türkiye’de olan bitenleri şimdilik bir tarafa bırakalım ama Suudi Arabistan’ın Şii nüfusun yoğunlaştığı bölgelerinde, Bahreyn ve Yemen’de yaşanan gelişmelerin doğrudan doğruya İran’la ilişkisi biliniyor. Bağdat ve Şam’dan sonra Beyrut ve San’a’ya kadar uzanan Şii imparatorluğu siyaseti İran’ın P5+1’le varılan nükleer uzlaşma programıyla birlikte hepten pervasızlaştığını ortaya koyuyordu. İran’ın Rusya’yla beraber Batı ittifakını da bölgesel hegemonyasını destekler pozisyona çekebilmesi esasen emperyalizm menşeili işgal ve katliamların yerine mezhep temelli işgal ve katliamların geçtiğini gösteriyordu. İran hem Rusya’nın hem de Batı ittifakının IŞİD, El Kaide, Selefilik, radikal İslam tehditleriyle maliyeti düşük, riski az bir savaşı üstlenmeye çoktan soyunmuştu bile. Bu vesileyle 1979 öncesinde olduğu gibi ‘ileri karakol’ rolünü deruhte ederek bölgede yeni bir denge kuruyordu.

Ne Kadar Bedel Ödetebilir?

Suudi Arabistan’dan gelen idam haberleri İran ve nüfuzu altındaki bütün Şii bölgelerinde ciddi bir infiale hatta sonu kimi elçilik binalarını talan etmeye kadar varan saldırıları tetikledi. İran ve müzahir çevrelerin öfke, şiddet ve tehditlerine tavan yaptıran gelişme esas olarak Ayetullah Nemr Bakır en-Nemr'in de idam edilenler arasında olmasıydı. Ayetullah Nemr’in Şii toplumun yoğunlaştığı Katif gibi şehirlerdeki Suud yönetimi aleyhine düzenlenen protesto gösterilerini organize etmekle tutuklanıp yargılandığı biliniyor.

Nemr ve beraberindekiler “terör eylemleri organize etme ve uygulama” gibi suçlamalarla idama mahkûm edildiler. Fakat yargı ve infaz sürecinin bölgedeki gelişmelerden bağımsız olmadığını, bu kararın İran’ın bölgedeki hegemonik girişimlerine bir cevap olduğunu ve daha önemlisi bundan böyle Suudi yönetiminin İran’a yönelik siyasi-askeri tutumunu daha bir sertleştireceğinden kimsenin şüphesi olmasa gerek. Suudi Arabistan’a yönelik İran’dan yükselen öfke dolu tehdit mesajlarının sokaklardan devlet bürokrasisine oradan da Rehber Hamaney’e kadar yaygınlık göstermesi beklenmedik bir durum değil. Aksine en son Hacc mevsiminde yaşanan facia üzerinden de bu tür bir tepkiye şahit olmuştuk.

Gerilim ve çatışmanın düzeyini belirleme noktasında artık İran yalnız değil ve anlaşılan o ki Suudi Arabistan da bu hususta ciddi bir inisiyatif alacak. İran’dan yükselen ve Suudi rejimini ortadan kaldırmaya kadar varan tehditlerin ne şekilde ve nereye kadar pratiğe dökülme imkânı olur onu göreceğiz. Lakin bu infaz kararlarıyla birlikte önce Körfez bölgesindeki sonra da Irak ve Suriye’deki İran nüfuzunu kırmaya yönelik yatırımlarını daha bir arttıracağı besbelli. Üstelik bu süreçte özellikle ABD’den gelen değişik baskı unsurlarını da çok fazla umursamayacağı görülüyor.

Suudi Arabistan’ın Mısır ve Libya’da darbecileri destekleyerek, İhvan-ı Müslimin’e hemen her yerde ağır yaptırımlar uygulatarak, BAE’yle birlikte Türkiye’i tecrit etmeye kalkışarak ulaştığı sonuç ortada: İran tarafından sıkıca kuşatılmak, ABD tarafından iyiden iyiye kuklaya çevrilmek ve İslam coğrafyasında her geçen gün daha büyük bir nefret odağına dönüşmek. Kral Selman’ın vekâlet savaşına vereceği cevap eğer asalet savaşı ol(a)mazsa mevcut durum derinleşecek, kronik hale dönüşecek ve kaosun büyümesi kaçınılmaz olacak. Bakalım Suud yönetimi İran’ın Rusya ve Amerika’yı da ortak ettiği mezhepçi işgal siyasetine karşı makul, adil ve sürdürülebilir bir alternatif üretebilecek mi?

Hasan Karakaya’nın Ardından

Ölüm, vakti (Allah katında) belirlenmiş bir yazıdır” (Al-i İmran-145). Muhterem Hasan abinin Medine’de vefatı kimilerinde hüznün kimilerindeyse derin bir nefret ve öfkenin ortaya dökülmesine vesile oldu. Garip bir durum değil. Sadece gazeteciliğini değil ölümünü dahi çirkinleştirmek için seferber olanları görmek şaşırtmadı beni. Bugün bunun üzerinde ayrıca durmaya gerek yok, herkes kendi karakterini ortaya koyar.

Nihayetinde Hasan abi uzun soluklu, zorluklarla dolu ve elbette insan olmanın tabii tezahürü olarak eksik ve kusurlarıyla bir mücadele verdi. Kusurları için Allah-u Teâla’dan af ve mağfiret diliyorum. Ortaya koyduğu adil, cesur ve öncü rolü dolayısıyla da Rabbimizden bol bol ihsan ve lütuf niyaz ediyorum.

Yeni Akit

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim