1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Vatandaşlık referandumu
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Yazarın Tüm Yazıları >

Vatandaşlık referandumu

A+A-

Önce pek niyetli değildim, ama birkaç kişinin telkinlerinden midir, yoksa denizin rehavetinden midir, bugün beleşçiliğin çekiciliğine kapılıyor ve Agos’un son sayısı için yazdığım yazıyı sizlere de sunuyorum...

***


Taşnaklarla
ilgili en öğretici olaylardan biri 1914 sonu ve 1915 başında içine düştükleri sıkıntılı durumdur. O dönem yazılan neredeyse bütün makalelerde açık bir İttihatçı korkusu sezersiniz. İktidarı elde tutan partinin kendilerini kandıracağından, oyuna getireceğinden neredeyse emindirler... Ama yine de bu güvenilmez İttihatçılarla işbirliği yapmaktan başka yol bulamazlar. Çünkü onlar ‘solcudur’ ve solculuk ‘geri’ olduğu düşünülen dindar kesimlerle birlikte davranmanın yadırgandığı bir ruh haline tekabül eder. Bütün o makalelerde Taşnaklar çaresizlik içinde, modernlikten ve çağdaşlıktan yana olan İttihatçılara destek vermek durumunda olduklarını söylerler ve göz göre göre bilinen sona doğru yürürler.

Bu ülkede modernlik adına sürdürülen pozitivizmin, yani tarihin bilimsel bir yönü olduğu hurafesinin çok zararı olmuş ve en büyük bedeli de gayrımüslimler ödemiştir. Kendilerini çağdaşlık algısı içinde elit bir toplumsal konuma oturtan Ermenilerin de büyük kısmı için, Müslümanlık hep bir tür ‘geriliğin’ taşıyıcısı olmuş ve bu bakış onları İttihatçıların kucağına oturtmuştu.

Öte yandan Ermenilerin bu tutumunu yadırgamak da kolay değil. Ne de olsa Osmanlı İmparatorluğu’nun cemaatçi ve hiyerarşik yapısı içinde yüzyıllar boyunca Sünni Müslümanların ‘altında’ yaşamak zorunda kalmışlar ve özellikle son dönemlere doğru kendi konumlarını bir tür esaret olarak yorumlamışlardı. Bu nedenle de Ermeniler Osmanlı’daki meşrutiyet hareketlerine gönülden destek verdiler, daha eşitlikçi bir yönetim zihniyetinin yerleşmesine taraf oldular. Buna karşılık Sünni Müslüman cemaat ise anlaşılır bir biçimde kendi ‘doğal’ imtiyazlarını kaybetmek istemedi ve değişime direndi. Böylece Ermeniler kendi doğal müttefiklerini bulmuş oldular: Modern, yani dinden ve dinsel cemaatten bir miktar uzaklaşmış olan elit çevreler...

Bu değerlendirme 1915 sonrasında da değişmedi. Gerçi onları ölüme götürenler İttihatçılarken, kurtaranlar ezici bir çoğunlukla sıradan dindar Müslümanlardı, ama iş geleceğin nasıl kurulması gerektiği sorusuna geldiğinde yanıt daima pozitivist modernlikte arandı.

Söz konusu durum Cumhuriyet’le birlikte biraz sarsıldı belki, ama yine de değişmedi. Ermenilerin Türkiye’ye dönmelerinin engellenmesi, vatandaşlık haklarının ellerinden alınması, seyahat özgürlüğünden mahrum bırakılmaları, mallarına açıkça el konması... Derken bütün bunların Varlık Vergisi ile resmiyete dönüşmesi ve nihayet 36 Beyannamesi’nin kasten kötüye kullanılması sonucu cemaatin hayat damarlarının kurutulmak istenmesi... Bütün bunlar İttihatçılarla Taşnaklar arasındaki ikircikli ilişkinin devamıydı aslında. Çünkü Ermeniler hâlâ ‘moderndi’, ‘çağdaştı’... Onların cahil ve görgüsüz dindar Müslümanlarla nasıl bir birlikteliği olabilirdi? Böylece çareyi devlet lütfunda aramaya devam ettiler ve her adımda daha da küçülüp ezildiler.

Belki de Ermenilerin kendilerine yapılanlara razı olmasının karşılığı, Sünni Müslümanların şimdi prestij açısından toplumsal hiyerarşinin en altına itilmesiydi. Belki de Ermeniler yüzyıllarca altta kalmış olmanın acısını gizlice çıkarmanın hazzını yaşadılar. Ama sonuçta kendilerini ezen, insan yerine koymayan bir devlet sistematiğine kapılanmış oldular. Meşrutiyet’in özgürlükçü, evrenselci, ahlakçı Ermenileri gitti... Yerine Cumhuriyet’in vesayetçi, cemaatçi ve fırsatçı Ermenileri geldi.

Açıkça söylemek gerekirse Cumhuriyet döneminde Ermeniler daha da ‘laikleştiler’ ve modernlik adına bağnazlaştılar. Vesayetçi rejimin parçası ve savunucusu oldular. Buna karşı çıkan çocuklarını ise reddettiler... Onları ihbar ettiler. Yüzyıl önce otoriterliği aşamayan bir solculuk üzerinde kendi kimliklerini arayan Ermeniler, bugünlere gelindiğinde bireysel solcular üretirken, toplu halde devletçi sağcılığın uydusu haline geldiler.

Ne var ki Türkiye beklenmedik bir değişim yaşadı. Sünni Müslümanlar bugünün modernliğine hızlı bir geçiş yaptılar ve bunu sadece şekil düzeyinde de bırakmama iradesi gösterdiler. Sadece daha zengin olmayı değil, demokratik bir toplum ve devlet olmayı da hayal etmeye, istemeye başladılar. Bunun uzantılarından birini vakıf malları meselesinde gördük: AKP hükümetinin daha özgürlükçü olan tasarısını olabildiğince tırpanlamakla kalmayan CHP, bir de bunu Anayasa Mahkemesi’ne götürerek budamaya çalıştı. Ermenilerin bir bölümü herhalde bundan etkilenerek kendi kalıplaşmış yaklaşımlarını gözden geçirdi. Ama büyük bölümü hâlâ o kalıbın içinde sıkışmış bir halde, düşünme aczi yaşıyor.

Önümüzdeki referandum Ermenilerin de kendi içlerinde ayrışmalarına sahne olacak. Demokrasinin avantajlarını kendileri adına yaşamak isteyen ama aslında demokrasiden ürkenler ‘hayır’ diyecekler. Düşünmeden kabullenilen kadim Hıristiyan/Müslüman zıtlığının bedelini, belki de vesayetçi kemalist rejimin pekişmesiyle ve Ermenilerin vatandaş olamamaya devam etmeleriyle ödeyecekler. Bir kısmı da muhtemelen ‘solcu’ olduğu için ve onlara göre solculuk devletçilerle dindarlar arasındaki çekişmeye ‘bulaşmamak’ anlamına geldiği için, siyaset korkularını ‘boykot’ diyerek kamufle etmeye çalışacaklar. Ve belki bir kısmı da Türkiye’nin demokratlaşmasının ve özgürleşmesinin her şeyden önce kendilerine yaradığını idrak ederek ve bu tutumun ilkesel gücünü içselleştirerek ‘evet’ diyecekler.

Türkiye’nin önünde bugün iki temel gerçek var... Birincisi Türkiye’nin kaçınılmaz olarak demokrasiye doğru yol alacak olması. İkincisi ise bu yolun Sünni Müslümanların yönetimde oldukları bir süreçte gerçekleşecek olması.

Taşnaklar bu iki gerçeğin özsel olarak çelişkili olduğunu sanmışlardı ve bu yanılgılarının bedelini çok ağır ödediler. Umarım yüz yıl sonrasında, hâlâ aynı ideolojik kıskacın içinde debelenen bir cemaat olarak kalınmaz. ‘Hayır’ demenin tek bir anlamı var: ‘Ben demokrasi istemiyorum’... Boykot ise bunun daha utangaç bir versiyonu. Oysa vatandaş olabilmek, ancak asgari bir hak ve özgürlük seviyesinin eşitlik içinde yaşanabilmesine bağlı. Bu ise günümüz koşullarında demokrasiye karşılık geliyor ve bu nedenle ‘evet’ demek gerekiyor.

Tabii vatandaş olmak isteniyorsa...


emahcupyan@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT