1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kurucan

  3. Vatandaş mısın, Müslüman mı?
Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan

Yazarın Tüm Yazıları >

Vatandaş mısın, Müslüman mı?

A+A-

Batı medeniyeti denince akla gelen Batı ülkeleri Kıta Avrupa'sı ve Amerika'dır. Batı ülkeleri içinde genelde bütün din mensupları özelde ise Müslümanlara yönelik dinî kimlik meselesinin bir sorun olarak konuşulduğu alanda şahsen ben ABD ile Avrupa'nın "Batı" denerek genelleme yapılmasının en azından şimdilik doğru olmadığını düşünüyorum.

Sadece dinî kimlik alanında mı? Hayır; hemen her alanda.

Doğru değil dedim, çünkü Avrupa özelinde resmiyete intikal eden ve dünya kamuoyuna mal olmuş hadiseler ABD'de geçerli değil. Nedir bunlar? Fransa'da ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda başörtüsünün yasaklanması; İsviçre'de minare referandumu; Almanya'nın bazı şehirlerinde cami yapımına engel olma adına açılan davalar ve son günlerde alevlenen Fransa başta birçok Avrupa ülkesinde yapılan peçe yasağı tartışmaları. Bu ve benzeri noktalarda ABD'de resmi tavır Avrupa'daki gibi değil. Ne ortaokul, lise hatta ilkokulda başını örtmek isteyen kız çocuklarının başörtülerine, ne de peçe yapmak isteyen bayanların peçelerine karışılıyor. ABD standardında baktığınızda normal ama mesela ülkemiz açısından oldukça ilginç sayılabilecek bir örnek; yaşadığım bölgenin devlete bağlı sosyal güvenlik kurumunda çalışan Müslüman bir bayan çarşaf, eldiven ve peçe ile görevini yapıyor. Benim bizzat gördüğüm ve ülke geneline yayılmış yüzlerce örneği olan bir manzara bu.

Peki o zaman neden en azından şimdilik kaydını koyuyorsunuz diyebilirsiniz? İhtiyat kaydı böylesi meselelerde her zaman için en iyisi ve en güzelidir. Şunun için bu kaydı koyuyorum; son tahlilde Avrupa ve ABD'nin dayandıkları ve beslendikleri kültür kaynakları aynı. Onun için bugün Avrupa'da yaşanan dinî kimliğin sorun olarak algılanmasının yarın ABD'de yaşanmayacağını hiç kimse garanti edemez. Nitekim Kurtuba Evi projesi etrafında son dönemlerde yaşananlar bu ihtiyatlı yaklaşıma hak verdiriyor. Yalnız resmi makamlar Kurtuba evinin yapımına izin verilmemesinin Amerikan değerleri ile örtüşmediği noktasında neredeyse hemfikir. Zaten tartışmaların uzamasının altında yatan asıl neden de bu.

Öyleyse "yakın bir gelecekte Müslümanlara ait kimlik sorunu yaşanacak ya da yaşanabilir" denebilir mi? Keşke bu sorunun net ve kısa bir cevabı olsaydı. Evet veya hayır diyebilseydik mesela. 11 Eylül'den bu yana Müslümanlara yönelik nefret suçu kapsamında değerlendirilebilecek hadiseler yaşanmadı değil ülkenin çeşitli yerlerinde. Dinî kamplaşma ve ötekini düşman olarak görmenin kaynağı olarak kullanan bazı kişi ve grupların sözünü ettiğimiz çerçevedeki davranışları böyle bir gidişatın olabileceği ihtimalini nazardan dur etmemek gerektiğini söylüyor. Ama 300 milyonluk dev bir ülkede gerek böylesi hadiselerin azlığı, gerek özgürlük ekseninde örgütlenmiş sivil toplum kuruluşlarının varlığı, gerek resmî makamların izleyegeldiği politikalar sanki bunun olmayacağını gösteriyor.

Pekâla dinî kimliğin sorun olarak ortaya çıkmasının altında neler var? Zaten meselenin püf noktası burası. Eğer bu nokta iyi anlaşılırsa, hem yaşadığımız olaylara mana vermede isabet yüzdesi artacak, hem de sorunun çözümü adına akıllı politikalar üretilebilecektir. Onlarca sebep içinde şu ikisinin ön sırada yer aldığını düşünüyorum. Birincisi, maziyi bugüne taşıma; ikincisi ise kamusal alanda Müslümanların görünürlülüğünün artması.

Maziyi bugüne taşıma ile alakalı olarak; ne yakın ne de uzak tarihimiz Müslüman-Hıristiyan ilişkisinde tertemiz bir sayfa sunmuyor bizlere. Ötekini yok sayma ve yok etme üzerine oturmuş savaşlar, seylaplar haline gelmiş ve önüne çıkan her şeyi sürükleyen seller; tecavüzler, tahakkümler, esaretler; yetimler-öküzler ve dullardan oluşan ordular; tarihin çöplüğüne gönderilen el emeği, göz nuru mahsulü ilim ve sanat eserleri; evet bütün bunlar kendisi ile yüzleşmekten kaçsak da ortaklaşa mazimize ait manzaradan bazı kareler. İşte bütün bu yaşananların günümüze uzantısı; ortaya konulan onca kardeşlik mesajı, birlikte yaşam söylemi, sivil ve resmi kuruluşların ortak projelerine rağmen gerektiğinde hortlamak üzere zihinlerimizin bir kenarında duruyor. Dinî kimlik sorunu ekseninde bu zihniyetin tesiri inkâr edilemez.

Görünür olmaya gelince; bugün Avrupa ve ABD'de yaşayan yaklaşık 35 milyona yakın Müslüman var. Bunların büyük bir çoğunluğu içinde yaşadıkları ülkelerin vatandaşı. Ne sosyal statü ne de dil sorunları var. Hayatın içindeler. Sokakta, çarşıda, okulda, işyerinde, otobüste hemen her yerde ötekilerle iç içeler. Din farklılığına rağmen yapılan evlilikler her geçen gün artıyor. Müslümanların hayattan talepleri oluyor. Devleti vatandaşına hizmet aracı olarak gören demokratik yapıdan hizmet bekliyor. Kazandıkları vatandaşlık statüsünün seçme ve seçilmeden, dini ve milli aidiyetleri koruyarak "biz de bu toplumun parçasıyız; öyleyse..." diyorlar. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, teşebbüs hürriyeti, ayırımcılığın yapılmaması vb. pozitif hukuktaki tabirle ifade edecek olursak "müspet ve menfi statü haklarından" sonuna kadar istifadeyi murad ediyorlar.

İşte tam bu noktada, maziyi unutamama, bugüne taşıma diye belirtmeye çalıştığımız zihniyet hortluyor. Bunlar sivil toplumdan devletin en yetkin kademelerinde görev alan kişilere kadar uzanan geniş bir dairede yer alan insanlar. Demokrasiyi içselleştirememiş olanlar, farklı olanı tıpkı ortaçağda olduğu gibi düşman görenler, ulus-devlet formunun kodları ile düşünenler, dinî kimliklerini her şeyin üzerinde tutanlar bunlar. Şu soru bu açıdan çok manidar: "Vatandaş mısınız, Müslüman mı?" Halbuki dinî kimlik olarak Müslümanlık ayrı şey; sosyal statü olarak ilgili ülkenin vatandaşı olmak ayrı şey.

Eğer bu zihniyet ortaçağda olsaydı çoktan savaş başlamıştı. Şu an savaş yapılamıyor; çünkü içlerinde; onlardan birileri. O zaman başka bir metot devreye giriyor; dinî sembollere savaş. Daha açık ifadeyle bahsini ettiğimiz zihniyet öteki kabul ettiği Müslümanlarla savaşını dinî semboller üzerinden yapıyor. Başörtüsü, minare, cami, peçe üzerine bu kadar gelinmesinin nedeni bu. Bu yazıyı kaleme aldığımız günlerde yeni bir savaşın emareleri görüldü; bu defa yapılacak şey; Kur'an yakma. ABD'de "The Dove World Outreach Center" isimli kilise 11 Eylül'de bütün Hıristiyanları Kur'an yakmaya çağırıyor. Eylem gerçekleşir mi? Henüz bilmiyoruz. Ama şimdilik Evanjelistler dahil dinî-gayri dinî birçok aklıselim kurum bunun yanlışlığını vurguluyor ve bu girişimden vazgeçmesi için kilise rahibi Terry Jones'a çağrıda bulunuyor.

Kainatı kardeşlik beşiği olarak görüp barış ve huzur içinde bir aile gibi yaşama kolay değil. Kat edilecek çok mesafe var. Unutmayalım, tarihi değiştiremeyiz ama geleceği değiştirmek bizim elimizde. a.kurucan@zaman.com.tr

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT