Vatan nedir tam olarak

27.10.2010 00:40

Roni Margulies

Şimdilik korkmaya gerek yok. Ama haberiniz olsun, dünyanın coğrafyası sürekli değişiyor.

Hep değişiyordu ve değişmeye devam ediyor.

Harita, atlas ve vatan imalatçılarının henüz kaygılanmasına gerek yok. Bugün yaşayan hiç kimsenin, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun, telaşlanmasına mahal yok. “Sabah evden çıktığımda, akşam evimin nerede olduğunu bilemeyecek miyim?” diye endişelenmek gereksiz.

Çok yavaş değişiyor çünkü dünyanın kabuğu. Ama değişiyor.

İnanmıyorsanız, önünüze bir dünya haritası açıp bakın. Afrika’nın batı kıyısıyla Latin Amerika’nın doğu kıyısını aklınızda bitiştirin. Tık diye oturur.

Aynı şeyi Avrupa’nın batı kıyısıyla Kuzey Amerika’nın doğu kıyısına uygulayın. Yine şıp diye otururlar.

Bu garipliği ilk farkeden Hollandalı harita meraklısı Abraham Ortelius (1527-98) olmuş, ama adamcağızı kimse ciddiye almamış.

Çok sonra, bir başka gariplik farkedilmiş. Afrika’da yaşayan hayvan türleriyle Latin Amerika’da yaşayanların akrabalığı keşfedilmeye başlanmış. Bu kadar yakın olan türler nasıl olur da bu kadar uzak yerlerde yaşıyor olabilir? Bir taraftakilerin ataları bilmem kaç yüz milyon yıl önce okyanusu mu geçmiş? Nasıl geçebilir?

(“Tanrı istediği hayvanı istediği yere koyar. Ne var ki bunda?” diye düşünen okurlarım yazının bundan sonrasını anlamlı bulmayacaktır. Haber verir, özür dilerim.)

Derken, bir gariplik daha izlemiş bunu. Charles Darwin ile aynı zamanda evrim teorisini geliştirmiş olmakla ünlü olan ve ömrünün önemli bir kısmını Malaya Takımadaları’nda geçiren Alfred Russel Wallace ilginç bir şey farketmiş. Mindanao Adası’nın güneyinden geçip Borneo ve Sulawesi adalarının arasından kıvrılan ve Lombok Boğazı’ndan devam eden bir çizgi çekip takımadaları ikiye bölerseniz, bu “Wallace çizgisi”nin kuzeyinde başka, güneyinde başka tür canlılar yaşıyor. Bu kadar uzak olan türler nasıl olur da bu kadar yakın yerlerde yaşıyor olabilir?

Atlantik Okyanusu’nun doğu ve batı kıyılarının ikiye yırtılmış bir sayfa gibi uyumlu olmasının ve canlı türlerinin garip dağılımının nedenlerini artık biliyoruz.

Bir zamanlar dünya tek bir kıtadan oluşuyordu.

Adını koyacak kimse yokmuş o zaman, ama şimdi adı bile var: Pangaea.

Kimse yokmuş, çünkü Pangaea yaklaşık 500 milyon yıl önce oluşmuş ve yaklaşık 200-250 milyon yıl önce, dünyanın kabuğunu oluşturan tektonik levhaların hareketi sonucunda parçalanıp dağılmaya başlamış. Ta bugünkü halini alana kadar.

Kimse yokmuş diyorum ama, yaklaşık 230 milyon yıl önce ortaya çıkan dinozorlar çok şaşırmış olsa gerek! Önceleri dünyanın bir ucundan diğerine yürümek mümkünken, birkaç on milyon yıl sonra aile ziyaretleri yapılamaz hale gelmiş, araya okyanuslar filan girmiş!

Tektonik levhalar ve bunların hareketleri bilinmezken, yukarıdaki soruların cevabı olarak, zaman zaman “batık kıta” çözümü ileri sürülmüş.

Bunlardan biri, bir zamanlar Hint Okyanusu’nun olduğu yerde bulunduğu ve sonra battığı iddia edilen Lemuria Kıtası.

İddianın tarihi 1856, sahibi ise ciddî İngiliz bilim adamı Philip Sclater. Yanlış, ama anlaşılabilir bir yanlış. Lemur adlı hayvanın dağılımını incelemiş, Madagaskar’da ve Hindistan’da yaşadıklarını saptamış, arada eskiden kara olması gerektiği sonucuna varmış.

Oysa, şimdi biliyoruz ki, Pangaea parçalanırken Hindistan Afrika’dan kopmuş, kuzeydoğuya doğru yol almış, Asya’nın güneyine çarpmış (çarpınca da darbenin etkisiyle Himalayalar oluşmuş). Yani Madagaskar’la Hindistan bir zamanlar bitişikmiş. Batan kıta filan yok.

İşin eğlenceli tarafı, Hindistan’ın güneyinde yaşayan Tamil halkının önemlice bir kısmı, anavatanlarının bu batık Lemuria Kıtası olduğuna, bu kıtanın insanlığın beşiği olduğuna, ilk uygarlığı kendilerinin yarattığına ve tüm dillerin Tamil dilinden kaynaklandığına inanıyor. Bir tür “Tamil Tarih Tezi” ve “Güneş Dil Teorisi” yani.

Uygarlığı Türkler mi yaratmıştır, Tamiller mi, kestirmek zor doğrusu.

Ama şu kadarını biliyoruz: Kıtalar hâlâ hareket ediyor. Yakın zamanda değil, ama ilerde yine tek bir süper kıta oluşacak.

Ve işin kötüsü, Afrika kuzeye doğru ilerliyor. Akdeniz küçülüyor, bir gün kapanacak.

Afrika Güney Avrupa’ya çarptığı gün, Türkiye Himalayalar gibi yüce dağlara dönüşecek. Ne Haymana Ovası kalacak, ne Misak-ı Millî sınırları!

ronmargulies@btinternet.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim