Varoluşsal araba çıkartması

17.11.2011 11:16

Dr. Sivilay Genç (Abla)

Soru: Sevgili Sivilay Abla; bilmem siz de fark ettiniz mi? Otomobilinin arka tamponuna “Kemal Atatürk” imzalı çıkartma yapıştıranların sayısı her geçen gün artıyor. Bu durum neye delalet eder? Hürmetlerimi sunarım. (Oğuzhan Kaplan)

Sevgili Oğuzhan; insanlar, otlar, böcekler, organizmalar, organizasyonlar, ideolojiler, kısacası her şey varlığını ortaya koymak ister. Biz buna Varoluşsal İhtiyaç diyoruz. Normal koşullarda varlık gösteremeyen insanlar, otomobillerin, kamyonların, dolmuşların arkasına yazdıkları yazılarla kendilerini ifade eder.

Örneğin “Şoför dediler vermediler” kamyon ve dolmuşlarda sıkça rastladığımız bir isyan cümlesidir. Mesleği beğenilmediği için sevdiği kızı alamayan, bu duruma itiraz edecek gücü de olmayan ezilmiş bir insanın kendini ortaya koyma biçimidir.

Mercedes arabaların tamponunda karşılaştığımız “Kıroyum ama para bende” deyişi, kılıksız olduğu için hor görülen bir adamın otomobilinden aldığı güçle kendisini ötekileştirenlere, ilgi göstermeyen kadınlara meydan okuyuşunun kristalize olmuş halidir.

Yine araba camlarında sıkça gördüğümüz hemşericilik vurgulu il plaka numaraları, yaşadığı şehre yabancı kalmış, ayak uyduramamış, dışlanmış kimselerin sahipsiz olmadıklarını cümle âleme duyurmak için seçtikleri yoldur.

“Kemal Atatürk” imzalı araba çıkartmaları; CHP’nin oy oranlarındaki düşme, Kemalizmin marjinal muhalif gazeteler ile asabı bozuk emekli amcalar, teyzeler tarafından temsil edilmesinin sonucu ortaya çıkan bir ihtiyaçtır.

Bir duygu, bir hâl ya da bir ideolojinin araba arkasına düşmesi, (daha kötüsü tuvalet duvar yazısı aşamasıdır) çok yakında ‘kült’ haline geleceğinin de bir işaretidir.


Kaderinde Brad Pitt varmış


TRT’de yayınlanan Elde Var Hayat dizisinde okul müdürü odasında geçen diyalogların hemen hemen hepsi “Vatan toprağı kutsaldır. Kaderine terk edilemez” posteri önünde yaşanıyor. Ogün Samast’ı Hrant Dink’i öldürdüğü gerekçesiyle yakalayan polisler ve jandarmalar aynı poster önünde elinde bayrak tutan zanlı ile “Helal sana koçum” hatıra fotoğrafı çektirdiklerini hepimiz çok iyi hatırlıyoruz.

Sevgili meslektaşım, Ramazan Rasim Bey’in alanına gireceğim ama bu ‘kader’ konusuna bir son vermek zorundayım.

Kader dinî bir terimdir. Bu nedenle din içinden açıklamaya mecburuz.

İmanın şart altıdır. Allah’a inanmak, meleklerine inanmak, kitaplarına inanmak, peygamberlerine inanmak, ahiret gününe inanmak ve sonuncu olarak da kadere inanmak.

Kader; zaman ve mekânla sınırlı olmayan Tanrı’nın, zaman ve mekân ile sınırlı insanların yaşayacakları olayları bilmesi demek, kısacası. Biz üçboyutlu bir dünyada yaşıyoruz. Kâğıda çizilmiş bir Cin Ali ise iki boyutta yaşıyor. Biz üçboyutlu dünyadan bakıp ikiboyutlu Cin Ali’nin başına ne gelebileceğini biliyoruz. Bunun gibi bir şey.

O halde dilimize yerleşmiş olan “Kaderine terk etmek” ya da tam tersi “Kaderine terk etmemek” altıncısı şarta uymuyor.

Bu durumda; Tosun Paşa filminde illaki bir yer kesilecekse hamam sahnesi kesilsin diyecek kadar hassas, Ramazan’da uzun uzun özel yayınlar yapacak kadar duyarlı karar verici bir aklın, konu vatan-millet olunca en temel kaideyle çelişmesi ya da reflekslerinin aynı hızda çalışmaması niye?

Daha da önemlisi kaderin hep olumsuz algılanması da neden? Misal; travestilerin, geneleve düşen kadınların kendilerine ‘Kader’ ismini seçmesi niçin?

Angelina Jolie’nin güzel olması onun kaderi. Sinema oyuncusu olması, Brad Pitt ile karşılaşması ve evlenmeleri yine kaderi. Her karış toprağından petrol fışkıran kutsal vatan toprağı Norveç’in bu kadar zengin olması Norveç’in makûs kaderi.

İmanları tazeleyelim lütfen.

-

Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon

Anabilim Dalı Başkanı, Ruh ve Sivil

Hastalıkları Mütehassısı

sivilayabla@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim