1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Varlığımız varlığınıza armağan olmuş bir kere
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Varlığımız varlığınıza armağan olmuş bir kere

A+A-

Kartepe Deniz Otobüsü’nü kaçıran 27 yaşındaki Mensur Güzel, cumartesi sabaha karşı SAT komandolarının düzenlediği bir operasyonla öldürüldü.

Arzumuz Mensur’un sağ olarak yakalanmasıydı elbette, ancak bu ne kadar mümkündü bilmiyorum.

Olayın ayrıntıları ne olursa olsun, dünyanın her yerinde güvenlik güçleri bu tarz eylemleri ölümle sonuçlandırmakta ne yazık ki ellerini korkak alıştırmıyorlar işte. Bu “fiilen meşruiyeti sağlanmış” tarz, devlet aygıtının olası benzeri eylemlere gözdağı vermek için bir mesajı aslında.

Kuşkusuz Mensur’a eylemin talimatını veren Kandil’in komutanları da bu gerçeği biliyorlardı. Ama Anne Sıtiye Güzel’in biricik oğlunun canını riske edip delikanlılık yapmakta gözlerini bile kırpmadılar.

HPG’nin eylem hakkında ANF’de yayınlanan açıklaması bu durumu açıkça ortaya koyuyor:


“Halkımız ve demokratik, duyarlı kamuoyu da Sinan yoldaşımızın eyleminin amacını iyi okuyarak her PKK militanının en hassas olduğu Önderliğimizin güvenliği ve özgürlüğü konusunda gerekli tavrın sahibi olmalıdır. Önder Apo’nun özgürlüğünü her şeyin üstünde tutan Sinan yoldaşımızı bu eyleme sevk eden karar ve irade düzeyi yeni dönemde her militanın, Önder Apo’nun yolunda ilerleyen her Kürt’ün karar ve irade düzeyi olacaktır.”

Yani, PKK’nin bu ve benzeri eylemlerinin yegâne amacı, ideal olan neymiş? Her şeyin üzerinde olan Öcalan’ın özgürlüğü ve güvenliği.

Başka?

Bu uğurda “Kürt’ün” karar ve irade düzeyinin dosta düşmana gösterilmesi?

Peki, ya pırıl pırıl Kürt gençlerinin hayatları, geleceği, annelerinin yanan yüreği?

Tabii ki teferruat. PKK, Kürt gençlerinin varlığını, her şeyin üzerinde tuttuğu lider kültünün ve delikanlılık naralarının varlığına armağan etmiş bir kere.

Mensur’un gazetelerde yayımlanan sarı tişörtlü, tıraşlı, gözlüklü ve palmiye fonlu fotoğrafına bakıyorum. Kaldığı virane öğrenci evinin görüntüleri de üzerine eklenince çok aşina olduğum bir profil oluşuyor kafamda.

Sizler de tanıyorsunuz, üniversitede arkadaşlık ettiğimiz, beraber yiyip içtiğimiz, gezdiğimiz, evlerinde misafir olduğumuz “yurtsever” öğrencilerden biri yetim Mensur.

27 yaşında bir gencin hayatının yitip gitmesine kahramanlık güzellemesi düzüp alkış tutan BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in taziyesini kabul etmeyen Sıtiye Anne de çok tanıdık. Kürt arkadaşlarımızın evlerinde şenlik havası yaratan, memleketten gelen yiyecek kolilerini hazırlayan bir teyze işte.

Ve siz, her şeyin üzerinde tuttuğunuz lanet olası değerleriniz uğruna gözünü kırpmadan o Mensur’u öldürdünüz, öldürttünüz, o annenin yüreğini bir daha hiç soğumayacak kadar yaktınız.

Utanmadan da edebiyatını yapacaksınız. Yok şehit, yok gözü dönmüş terörist!

Mensur bir kahraman ya da canavar değil, amacı ne olursa olsun vakitsiz yitip giden bir genç. Sıtiye Hanım’da önce acılı bir anne.

Mensur’un ölüsüne sahip çıkmak da, Sıtiye Anne’nin acısına ortak olmak da önce devlete düşer. Sesimiz ulaşır mı, dikkate alırlar mı bilmem. Ama Başbakan Erdoğan ya da Cumhurbaşkanı Gül, sırasını beleyen Kürt ve Türk gençlerinin, onların annelerinin, hepimizin, barışın başının sağlığı için Sıtiye Hanım’a bir başsağlığı dilemekten geri durmamalı bence.

 


Bir ihtimal daha var sanki

Nabi Yağcı son derece net. Diyor ki: “KCK operasyonuna verilecek destek bilinmelidir ki BDP’nin kapatılmasına verilmiş destektir.”

Yağcı, her zaman olduğu gibi, “devletin KCK ardından BDP’nin tasfiyesini” amaçlayan perspektifinde ona destek verenlerin kim olduğunu söylemiyor elbette. E, bize de tahmin etmek kalıyor.

Sağ cenahtaki şahinleri kast ediyorsa, yazısının sonunda sorduğu “KCK operasyonlarını savunanlar, BDP’nin kapatılmasını da savunacak mısınız” sorunun cevabını biliyordur herhalde. Alacağı yanıt “Evet, ne var” olacaktır.

Yok, eğer muhatabı son dönemde moda olduğu üzere, operasyonlarına kayan şirazesine, bilek bükme, patronu gösterme mantığına karşı çıkıp bir yandan da BDP ve muhalif Kürtler üzerindeki baskısından, şiddet eylemlerinden ötürü KCK’yı eleştirenlerse de yaptığı en hafif tabirle insafsızlık.

Zira Yağcı, sol liberallerin, özgürlükçü solcuların, MHP’nin bile Meclis’te görmekten memnun olduğunu söylediği, Ak Parti’nin boykot bitsin de Meclis’e dönsünler diye çırpındığı BDP’nin kapatılmasına alet olacak kadar saf olduklarını düşünüyor olamaz.

Öncelikle Sayın Yağcı, kendisinden farklı düşünlerin akıntıya kapılmış piyonlar değil, tıpkı kendisi gibi iradî tercihler gösteren aktörler olduğunu kabul etmeli. Seçmenin tek ve meşru temsilcisi BDP’nin siyaset yapma koşulunu, Kandil vesayetine serbestlikle eşitlediği sorusuna “elbette hayır” yanıtını aldıktan sonra da ortaya atılmış şu soruya kulak vermeli:

BDP’nin olası kapatılması senaryolarından kaygılananlar, oy verip seçtiğimiz siyasileri sorgulayan, azarlayan, yönlendiren KCK’nın hâlihazırda zaten BDP’yi filen her “kapatmış” olmasından da rahatsız olmuyorlar mı?


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT