1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Van'da “İslami Mücadele Fıkhı” Semineri
Vanda “İslami Mücadele Fıkhı” Semineri

Van'da “İslami Mücadele Fıkhı” Semineri

Özgür-Der Van Şubesi konferans salonunda düzenlenen “İslami Mücadelede Hareket Fıkhının Yenilenmesi” konusu işlendi.

A+A-

 

Özgür-Der Van Şubesi konferans salonunda düzenlenen “İslami Mücadelede Hareket Fıkhının Yenilenmesi” konulu konferansın anlatıcısı Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Serdar Bülent Yılmaz idi.

Hayati Beyde’nin açış konuşmasıyla başlayan programda sözü alan Serdar Bülent Yılmaz özetle şu konulara değindi: 

"İslami mücadeleyle iştigal eden insanlar olarak hayatın merkezine İslam'ı toplumlara ulaştırmaya çalışan bir toplum olma hedefini koymamız en öncelikli meselemizdir. Yüce Kur'an bütün toplumlara hitap eden bir kitaptır. Kura’n’ın bugüne hitap etmesi ne anlama gelir? 1400 yıl önce inen Kur’an’ın bugüne dair söyleyecekleri bizim temel referans noktamız olmak zorunda.

Rasulullah'ın hareket fıkhı o günün şartları, sistemi, devlet yapısı ve araçlarıyla şekillenmiş bir fıkıhtır. Dolayısıyla Müslümanların yer yer gözden geçirip yenilemesi gereken bir fıkıhtır.  Kur'an bize genel çerçeveleri, ilkeleri sunar; bu ilkeler doğrultusunda hangi araçları kullanacağımızı,muhalefetimizi ne şekilde gerçekleştireceğimizi biz kendimiz gerçekleştiririz. Fakat maalesef yıllar içerisinde Kur'an ve gönderdiği mesajı dondurduk ve bu donukluğu ortadan kaldırmak için tecdid hareketleri çıkmıştır. Bu, itikaden-fıkhen yenilenmeyi ve öze dönmeyi sağlayan bir fıkıh arayışıdır. Fıkhın donduğu dönemde İmam Malik, Nass’tan kıyasla kendi reyini kullanarak ahkam geliştirmeye çalışmış ve bu gibi çalışmaları da dönem dönem görüyoruz. İbn Teymiye, Kadızadeliler, Senusi hareketi, Şah Veliyullah Dehlevi bu tür çalışmalar içinde sayabileceğimiz örneklerdir. Batı karşısında yenilgi başlayınca tekrar Kuran’a yönelme ve yeni bir fıkıh oluşturma çabaları ortaya çıktı. Bu çalışmaların başında Cemaleddin Afgani vardı. Afgani dünyayı gezdi ve yeni bir hareket fıkhı geliştirmeye çalıştı. Biz bu harekete İslamcılık diyoruz." 

Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Mehmet Akif, Hasan el Benna, Seyyid Kutub gibi alimlerin geliştirmeye çalıştıkları yöntemler üzerinde duran Yılmaz,"Biz bu tecdid hareketinin devamcıları olarak kendimizi görüyoruz." dedi. "Henüz Seyyid Kutub'u aşamadık." diyen Yılmaz, tecdid ekolünden gelmemize rağmen 60'lı yıllara göre hareket etmek, ona göre bir tanımlama yapmak zorunda kaldığımızı belirterek bunun da yeni bir mücadele fıkhı uygulamakta zorluk yaşattığını söyledi.

 

Müslümanların farklı metotlara karşı takındığı tavırlara da değinen Yılmaz bu konuda; metodu, taktik ve stratejileri kutsamak, beraberinde farklı yöntemlere karşı olması gereken müsamahayı ortadan kaldırdığını, Müslümanların birbirini yöntemlerinden dolayı kaba değerlendirmelerle El Kaidecilik, tekfircilik, selefilik, sisteme entegre olma, liberallik ya da sapma gibi suçlamalarla suçlamasına neden olduğunu, bunun da Müslümanların arasını açarak müslümanları bir uçtan ötekine savurduğunu ifade etti ve bu noktada da yaklaşımlarımızı gözden geçirmek zorunda olduğumuzun altını çizdi. Yılmaz şunları ifade etti:

“1990’lı yılların sonuna kadar hareket fıkhı metodu rabbanidir dememiz Seyyid Kutub’u yanlış anlamaktan kaynaklanan bir hareket fıkhıydı. Hareket fıkhının rabbani olması, donması demektir. Seyyid Kutub, hareket fıkhının çerçevesinin Kuran’la çizildiğini vurguluyor. Yanlış ve yasak yöntemlerle bir İslami mücadele yürütülemez demek istediği budur. Sistem ve toplum değerlendirmelerinden taktik ve stratejilere, söylem ve dilden sistem değerlendirmelerine kadar her şeyi Rabbani olarak nitelendirerek kendimizi yenileme konusunda bir takım dogmalar geliştirdik, bir takım tabularımız oldu; bunlardan bir tanesi hareket metodudur. Oysa hareket metodunu yenileyemeyen cemaatlerin bir ivme kazanamadığı, topluma hitap edemediği, gelişemediği, kitleselleşemediği ve hayata müdahil olamayıp marjinal kaldığını görüyoruz ki bu marjinalliğe bile bir bahane uydurabiliyoruz.”

Bugüne dair bir yol çizen Yılmaz şunları kaydetti:

“Yeni bir toplumdan, yeni bir sistemden bahsetmeden önce Kur’an-ı Kerim hayata müdahil bir kitap kılınmak isteniyorsa;

1- Kur’an’ı iyi okumalıyız

2- Kur’an’ın indiği dönemi iyi okumalıyız

3- O günden bugüne tarihi okumalıyız

4- Bugünü okumalıyız.

Bütün bunları yapmazsak bir hareket metodu üretmemiz imkansızdır. Kur’an’ın lafzi boyutunu öne çıkarırı, şekli bir takım saptamaların ötesine geçemeyiz. Kur’an ayetlerini bugün iniyormuş gibi okumalıyız fakat illiyet bağından da koparmadan bir yaşam biçimi, usul oluşturmalıyız.”

Yılmaz, “Yeni bir sisteme doğru paradigmal bir değişim yaşıyor bu ülke. 2002’den sonra Türkiye’de sistemle bir hesaplaşmaya gidiliyor. AK Parti veya onu destekleyenler veya küresel sistemler değiştiriyor adına ne dersek diyelim ortada bir vakıa var. Bu vakıayı doğru okumak lazım. Bu ceberut sistem geriliyor, yerine örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğünün önü açan daha özgürlükçü bir ortam gelişiyor… O zaman gizli örgütlenebilirsiniz ama  bugün o şartlar ortada yok. Bugün yeni bir sistemle karşı karşıyayız. Türkiye kapitalist post-modern sisteme entegre oluyor.” diyerek örnekler üzerinden geçmişin fıkhıyla bugünün fıkhının doğal olarak farklı olacağını vurguladı.

Toplum değerlendirmesi konusunda 20-30 yıl öncesiyle bugünün toplumu arasında bir karşılaştırma yapan Yılmaz bugünün toplumunun muvahhid bir toplum değil fakat toptan da kâfir bir toplum olmadığı üzerinde durdu ve 90’lı yıllarda ve öncesinde yapılan usuli hatalara değindi.

Yeni bir metod olarak dernekleşmeler üzerinde duran Yılmaz artık bu derneklerin de yetmeyeceği ve çok daha kuşatıcı olmamızın; her mahalleye, her eve girmemiz, her alanda var olmamız gerektiği üzerinde durdu.

Seyyid Kutub’un Kur’an nesli fikrine değinen Yılmaz, Müslümanların bu fikri yanlış anladığını, İslam devleti fikrinin toplumsal bir altyapısının olması gerektiğini vurguladı. Biz de kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koymalıyız.” diyen Yılmaz, bunun bulunduğumuz şehirde ne kadar bir etkiye sahip olduğumuzu daha doğru saptamaya da yardımcı olacağını söyledi. Yılmaz, hareket fıkhımızın tertil fıkhı olması gerektiğini ve bunun ise Kur’an’ın okunma biçimi olduğunu vurguladı.

Örgütlenme biçimlerimizin ceberut sistemdeki gibi bir örgütlenme biçimi olmaması gerektiğini belirten konuşmacı, konuyu örneklerle açarak kurmak istediğimiz sistemi herkesin görmesi gerektiğini vurguladı. “İslam devleti kapitalist olamaz; peki, Müslüman kapitalist olabilir mi?” diyerek evimizle, işimizle ve her türlü sosyal ilişkilerimizle açık olmamız gerektiğini vurguladı.  

Yılmaz konuşmasını “Seçeceğimiz araçlar, toplum değerlendirmemiz, sistemle ilişkilerimiz nasslara dayalı olmalı; Kur’an’ın hareketi olmalı; pratiğin veya oluşturduğumuz hedeflerin bizi yönlendirmesi ile değil Kur’an’ın bizi yönlendirmesi ile bunları belirlemeliyiz. Biz Kur’an’ı değil, Kur’an bizi yönlendirmeli. Haram yolla sonuç alınamaz. Sonuç alınsa da bu sonuç İslami olmaz.” vurgularıyla tamamladı.

serdar_bulent_yilmaz-20130519-01.jpg

serdar_bulent_yilmaz-20130519-02.jpg

serdar_bulent_yilmaz-20130519-03.jpg

HABERE YORUM KAT

4 Yorum