1. YAZARLAR

  2. Markar Esayan

  3. Van’da bir Arshile Gorky müzesi...
Markar Esayan

Markar Esayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Van’da bir Arshile Gorky müzesi...

A+A-

Türkiye’de Ermenilerin unutulmuş edebiyatını günümüze taşımayı görev edinmiş bir yayınevi var: Aras Yayıncılık... 1993 yılında kurulan yayınevi “Ermeni edebiyatına açılan pencere” olarak haklı bir ün yaptı. Türkiye’de iki dilde yayın yapan ender yayınevlerinden de biri oldu. Ermeni yazarlardan çeviri kitaplar veya çağdaş Ermeni yazarların kaleminden doğrudan Türkçe eserler basan yayınevi, bu yolla, aynı coğrafi bölgede doğup büyümüş, yan yana yaşayan farklı kültürlerden insanların birbirlerini edebiyat yoluyla daha iyi tanıyıp, anlamalarına yardımcı olmayı, insanlığın ortak değerlerine birlikte katkıda bulunmayı amaçladı ve bunda muvaffak da oldu.

Aras’ın çıkardığı son kitaplardan birisi de Nouritza Matossian’ın Ermeni asıllı Amerikalı çağdaş ressam Arshile Gorky’nin hayatını ve sanatını anlatan derinlikli çalışması.(*) Bir süredir bu kitabı yudum yudum okumayı sürdürüyorum. 667 sayfalık bir hacme sahip kitabı Matossian’ın verdiği emeğe hayranlık duyarak okuyorsunuz.

Hele şu son günlerde tüm siyasi çekişmeler, kavgalar ve tehditler arasında, konuştuğumuz şeyin aslında büyük bir acı ve adaletsizlik olduğunu unutmuşa benziyoruz. Arshile Gorky, büyük bir ressam ve bu kitap onun sanatını anlatırken, 1915’in nasıl bir yıkım olduğunu Gorky’nin hayatı ve intiharı üzerinden bize sürekli hatırlatıyor.

Matossian, bu kitabın Türkçeye çevrilmesini çok arzu eden Hrant Dink’in şu sözlerini de almış kitabın sunuşuna: “Türk milletinin geçmişini bilip de inkâr ettiğini mi düşünüyorsun? Hayır. Onların gerçeği bilmeleri gerek. Bilgiye ihtiyaçları var. O zaman vicdanları onlara yol gösterecektir.”

Matossian, Gorky ve Dink’i iki büyük Ermeni olarak niteliyor. “İkisi de, kendi halklarının trajik yok oluşunun gölgesinde öldüler” diyor Matossian. Birisi, milletinin ve kişisel tarihinin yükü altında daha çok ezilmeyi reddetti ve yaşamına genç yaşında son verdi. Diğeri ise kısır soykırım tartışmalarına “Ben atalarımın bu acısını onurluca ve sessizce taşırım” diyerek farklı bir yol açmaya çalışırken, sevgiyle, ümitle bağlı kaldığı ülkesinin derin devleti tarafından öldürüldü.

Gorky, ressamın gerçek adı değil ve bu tercih, yani yerleştiği ve yüksek sanatını icra ettiği ABD’de kimliğini gizleme yüzünden yapılmış. Çoğunlukla kendisini soylu bir Rus ve Maksim Gorky’nin akrabası olarak tanıtıyordu.

Resmi ise figüratif olandan kübizme, soyut sanattan gerçeküstücülüğe ve nihayetinde kendi nihai sentezine doğru varmış, De Kooning, Pollock, Gottlieb, Rothko gibi modern Amerikalı ressamların yanında parlıyordu. Ama kimliğini ne kadar da saklamaya çalışmış da olsa, o, sahipsiz ve soykırım mağduru bir halkın bireyiydi. Bu onun sanatının hak ettiği ilgiyi görmesine mani oldu.

Asıl adı Manug Adoyan. 1902 yılında Van-Vasburagan vilayetinin Horkom köyünde dünyaya geldi. 1915 geldiğinde 13 yaşında bir delikanlıydı. Enver Paşa’nın kayınbiraderi Cevdet Bey Van’a vali olarak atanmıştı ve felaket yaklaşmaktaydı. Varak Ovası’ndaki Ermenilerin yaşadığı Aykesdan Mahallesi’nin çevresine nihai çözüm için siperler kazılmaya başlanmıştı. Ermeniler de mahallelerine barikat kuruyorlardı.

6 nisanda Cevdet Bey Taş Kale Tepesi’nden mahalleyi topa tutmaya başladı. Mahalle umulmadık bir direniş göstermiş, Cevdet de çileden çıkıp ara bölgelerdeki tüm Ermeni evlerini yakmıştı. Van direnişini örgütleyenler Türk komşularıyla değil, hayatlarına kasteden Cevdet’le savaştıklarını bir bildiri ile duyurdular. Muhasara haftalarca sürdü, Rus Ordusu’nun yaklaştığı duyulunca sona erdi. Sonrasında Van’da elli beş bin ceset sayıldı.

Rus ordusu da çekilince Adoyan’lar da Erivan’a doğru binlerce kişiyle birlikte ölüm yürüyüşüne çıktılar. Oradan da hayat onu kızkardeşiyle Amerika’ya, pek de hazzetmediği babasının yanına attı. Annesi açlık ve hastalıktan zaten ölmüştü.

Manug, Amerika’nın vaadedilmiş topraklar olmadığını hemen fark etmişti. Anarşist Sacco ve Venzetti’nin davalarında ortaya çıkan yabancı düşmanlığından ürktüğü için adını değiştirmeye karar verdi. Herkes Ermenilere acıyordu. Çoğu eğitimli olmalarına rağmen İngilizce bilmiyor, düşük ücretli ve ağır işlerde çalışıyorlardı. ABD’deki bu Ermeni algısı, sanat piyasasında da hor görülmek demekti.

Tüm zorluklara rağmen Gorky özgün ve çok başarılı bir ressam oldu. 45 yaşında Spring Lake’de bir barakada kendini astığında, aslında çok ünlü, başarılı ama çok yalnız ve ağır depresyondaydı. Tebeşirle yere “Hoşça kalın sevdiklerim” diye yazmıştı. Radyo ölümü, “Gorky’nin kuzeni hayatına son verdi” diye duyurdu. Gerçek kimliği artık bilindiği halde, sahte kimliği, sanatının başarısından daha önemliydi hâlâ.

Van nere, Spring Lake nere? Belki bir gün Gorky’nin resimlerini Van’da sergiler, adına bir müze açarız. Belli mi olur? Bu körlük, bu vicdansızlık böyle gelmiş, böyle gitmeyecek ya?


(*) Arshile Gorky, Nouritza Matossian, Aras Yayıncılık, 2011.


mesayan@markaresayan.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT