1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. “Vakit Yazarı Hüseyin Üzmez” demekteki bu ısrar niye?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

“Vakit Yazarı Hüseyin Üzmez” demekteki bu ısrar niye?

A+A-

Bir defa daha ortaya çıktı ki; kişinin “ne dediği”nden daha da önemli olan, başkaları tarafından “nasıl anlaşıldığı”dır!..

Yani, kişi ne derse desin, ne yaparsa yapsın; önemli olan onun muhatapları tarafından nasıl anlaşıldığı ve nasıl görüldüğüdür... Bugüne kadar, hep bunu söyledik... Ancak, şimdi görüyoruz ki; kişinin “nasıl anlaşıldığı”ndan daha da önemli olan, onun “nasıl görülmek istendiği” ve dolayısıyla “nasıl takdim edildiği”dir... Kişinin “yanlış anlaşılma”sında biraz “masumiyet” vardır...

Bir insan; söylenen bir söz veya sergilenen bir tavır karşısında; “Ben böyle anladım!.. Ben böyle algıladım... Bence, denilmek istenen şu!..” derse; bunu anlayışla karşılamak mümkündür... Çünkü, evet anlamıştır ama “yanlış” anlamıştır... Hani, “beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı” diye bir söz vardır ya, onun gibi...

Bu durumda yapılacak olan; “Ben, şunu demek istedim” diyerek “doğru”sunu anlatıp, “yanlış anlama”yı ortadan kaldırmaktır...

Ancak, bir de “yanlış anlamakta ısrar” edenler vardır ama; böyleleri “masum” değil, tam aksine “kasıtlı”dırlar!..

YANLIŞA ASLA SAHİP ÇIKMAYIZ!

İşte biz, “Vakit ailesi” olarak geçen hafta boyunca bir “kasıt”la, “kasıtlı bir kampanya” ile karşı karşıya kaldık... “Yargısız infaz” amaçlı, “linç” amaçlı bir “kasıtlı kampanya” ile!..
Bir defa daha gördük ki;

“Bizim ne dediğimiz”in hiçbir önemi yok!..

Evet, bizim “ne dediğimiz” değil, “nasıl anlaşıldığımız” da değil, önemli olan “onların nasıl göstermek istediği”ydi!..

Biz ne söylersek söyleyelim;

Onlar, “bildiklerini okumaya” devam ettiler!..

Açık ve net söyledik;

“Ne yanlışa sahip çıkar, ne de komploya boyun eğeriz!”

Dahasını da söyledik:

“Hüseyin Üzmez’in suçu henüz kesinlik kazanmamıştır... Buna rağmen, biz bu fiili tasvip etmediğimizi defalarca deklâre ettik... Böyle bir suç işlendiğinde; ölçümüz, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav); ‘Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa, elini keserim’ şeklindeki ilkesidir... Eylem tasvip edilmediği müddetçe; ‘fail’in yakınlarının ve çalıştığı kurumun o eylemden sorumlu tutulması mümkün olamaz!..”

Bununla da yetinmeyip, ekledik:

“Suç sabit olmamasına rağmen, iddialar ortaya atılır atılmaz Hüseyin Üzmez’in yazılarını kestik... Eğer suçlu olduğu kesinleşirse, kendisiyle yollarımızı da ayırırız!”

Bu kadar “açık” ve “net” ifadelere rağmen, hâlâ Vakit’e saldıranların amacı pek iyiniyetli olmasa gerek!..

NİYE İLLA DA “VAKİT YAZARI?”

Olayda, “art niyet” o kadar belli ki; sadece bir örnek vermekle yetineceğiz:

Hüseyin Üzmez; bugüne kadar “bir kısmını bizim de tasvip etmediğimiz” birçok “televizyon programı”na katıldı...

Ancak, hemen hemen hiçbir programda “Vakit yazarı” olarak takdim edilmedi...

Ekran altlarında, “Gazeteci-Yazar Hüseyin Üzmez” yazısı yazıldı da, “Vakit Yazarı” denilmedi!..

Niye denilmedi?..

Çünkü, “Vakit’in reklâmı” olurdu!..

Ama, aynı Hüseyin Üzmez “çirkin iddialar”ın odağında yer alınca; “kartel”in televizyonları da, gazeteleri de adeta “Vakit Yazarı Hüseyin Üzmez” deme yarışına girdi!..

Bazıları, “hınç” ve “öfke”lerini tam tatmin edememiş olmalı ki, “Dinci gazete Vakit’in yazarı...” cümlesini de de ekledi “saldırgan ifadeler”inin en başına!..

Şimdi, sormak hakkımız:

“Burada amaç Hüseyin Üzmez’in şahsını karalamak mıdır, yoksa Hüseyin Üzmez’i bahane ederek Vakit’e, Vakit üzerinden de İslâmî camiaya saldırmak mıdır?!?”

Cevabı ortada:

“Amaç, Müslümanlara çamur atmak!”

Bir defa daha söylüyoruz:

“Açık ve net tavrımızı ortaya koymamıza rağmen” Hüseyin Üzmez olayı üzerinden Vakit’e ve mütedeyyin insanlara saldıranlar; kesinlikle ama kesinlikle “haber verme” derdinde değil, tam aksine “linç” peşindedir!..

MİLLETE TECAVÜZ EDENLERE SES YOK!

Tablo ortada:

“Tirajı iri” bir gazete ki; “tam 3 gün” boyunca “Hüseyin Üzmez olayı”nı manşetten indirmiyor ve fakat “topyekûn millete tecavüz girişimi”nde bulunan “Ergenekon Terör Örgütü”yle ilgili tek sütunluk bir haber bile yapmıyorsa; burada maksat bellidir!..

Meselâ bir meslektaşımızın dediği gibi;

“Bireysel bir suçlamayı üç gün peş peşe manşete taşıyan iri gazete, neden Türkiye’ye tecavüz etmeye çalışan Ergenekon denen terör yapılanmasını gündemine almak için hiçbir istek gösterisinde bulunmaz?

Neden Ergenekon operasyonunu sadece İlhan Selçuk’un sorgulanmasından ibaret görür?

Neden İtalyan Gladio’sunu ortaya çıkaran savcının ‘Ergenekon operasyonu, medyanın desteği olmadan başarılı olamaz’ şeklindeki sözleri bu gazetede yer bulmaz da Hüseyin Üzmez manşetleri süsler?”

KENDİLERİ SANKİ AHLÂK ABİDESİ!

Peki, “Ergenekon Terör Örgütü”ne böylesine duyarsız kalıp, Hüseyin Üzmez olayını, adeta bir “porno dergi” üslubuyla anlatmayı sürdürenler çok mu “dürüst”tür, çok mu “namuslu”dur?..

Ziya Paşa, böyleleri için şöyle der:

“Onlar ki lâf ile dünyaya verir nizamat

Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde”

Söz, “O âlemi çok iyi bilen” birinde!..

Evet, Reha Muhtar yazıyor:

- “Son Hüseyin Üzmez olayına gösterilen tepkilere baktım da...

Vallahi gurur duydum!!!

Meğer bizim ne kadar dürüst, ahlak abidesi, mazbut, düzgün, hiçbir sapkınlığa ve sapıklığa tevessül etmeyen, hiçbir kirli çamaşırı olmayan bir entelektüel dünyamız varmış, onur duydum!!!”

- “Ben en büyük sahtekârların, “en büyük doğruluk timsali” olduklarına çok şahit olmuşumdur...

Etrafta gördüğünüz dürüstlük abidesi bir sürü yaratık, aslında sahtekârın önde gidenidir...

Dürüstlük abidesi olarak sunulanların büyük çoğunluğu esasen bir “pazarlama ve paketleme abidesidirler...”

- “Kendi hayatlarında her türlü pisliği, rezilliği yapanlar, orada-burada yakaladıkları her yerde, müsait oldukları her ortamda kadına kıza sarkanlar, koca boynuzlamalarını birbirlerine ballandırarak anlatanlar, en büyük ahlak abidesi kesilirler...”

- “Dikkat edin, 18 yaşına gelmesini zor bekleyip de, her yerde ne kadar kadın kız varsa, onlara sarkan, ağzında salyalarla beraberlik teklif eden ne kadar sapkın varsa hepsi en yüksek sesiyle ahkâm kesmektedir...

“Rezillik, sapıklık, utanmazlık, haysiyetsizlik falan filan...”

Ya da piyasada ne kadar sayısız erkeğin donunu onlara ters giydiren, hatta erkek donlarını birbirine giydiren aşüfte varsa onlar da bağırmaktadır:

“Sapık bu sapık...”

Ah canııım... O sapık olunca, siz sağlıklı sınıfına atlıyorsunuz galiba!!!”

“DÖNEK”LER VE “FIRILDAK”LAR!

Hemen ifade edelim:

Bu “alıntı”lar, kesinlikle “Hüseyin Üzmez’i temize çıkarma” amaçlı değildir...

Sadece “ikiyüzlü”leri göstermeye çalıştık!..

Tabiî, bunlara “dönen”ler de dahil!

Evet, “topaç” gibi dönenler, “dönek”ler ve “Kubi”leri de sollayan “fırıldak”lar!..

O “dönek” ve “fırıldak”lar ki;

Dönüşlerine “haklı bir gerekçe” (!) uydurabilmek için, yaşadıkları olayları çarpıtıp, ekmeğini yediği kişilere “yalan ve iftira” atacak kadar “onursuz ve erdemsiz”dir!..

O “dönek” ve “fırıldak”lar ki;

“Çılgın mekânlara adım atmışlığım yoktur” derler ama o mekânlara davet edildiklerinde koşa koşa gidip, orada bir “masa” ve “koltuk” kapmaya çalışacak kadar “kişiliksiz”dir!..

O “dönek” ve “fırıldak”lar ki;

Bu gazetenin çatısı altından ayrılmayı “erdemli ve onurlu” bir davranış olarak görür, ama kendi çatıları altındaki “kameraman”ların, hem de “5 yaşındaki bir erkek çocuğuna tecavüz girişimi”nde bulunmaktan dolayı “21 yıl hapis cezası” almış olmasını görmezden gelip, hâlâ o çatı altında bulunma “erdemsizliğini” ve hâlâ o çatı altında yazı yazma “onursuzluğunu” gösterirler!..

Böyle “şerefsiz”ler de vardır bu meslekte!

NİYE “KOMPLO” DİYORUZ?

Bütün bunlara rağmen, biz “Hüseyin Üzmez’in masum olduğunu” söylüyor değiliz... Bunu, “mahkeme kararları” ile “Üzmez’in açıklamaları” ortaya çıkaracak.

Bu vesileyle, “komplo” iddiamıza da açıklık getirmek istiyoruz... Evet, biz, bu olayın bir “komplo” olduğunu düşünüyoruz... Ama, bunu derken, “Hüseyin Üzmez’in yaptıkları veya yapmadıkları”ndan ziyade, bu olayın “sebep”lerini araştırıyoruz!..

Evet; “Hüseyin Üzmez’in şahsı”ndan ziyade, bu olayın niçin “Vakit yazarı Hüseyin Üzmez” olarak, niçin “dinci gazetenin yazarı” olarak takdim edildiğinin “sebeplerini” araştırıyoruz!..

Doğrudur... Hüseyin Üzmez, şu anda bir “ateş”in içindedir!.. Peki ama; Üzmez, bu ateşin içine “kendi ayağı” ile mi yürümüştür, yoksa “birileri tarafından” mı itilmiştir?..

Onlar, “kimler”dir?..

Bu olaydaki “rol”leri nedir?.. Olayın “neresinde”dir?

“Amaç”ları neydi?..

İşte bunları merak ediyoruz..

Çünkü bu olay, “Hüseyin Üzmez’in şahsı”nı çoktan aşmış, “Vakit’e linç” uygulamaya, Vakit üzerinden de “mütedeyyin camiayı karalama”ya dönüşmüştür!..

Kısacası; “komplo”dan kastımız;

“Olayın kendisi” değil, bu olay bahane edilerek Vakit’e uygulanan “haddinden fazla şiddet”tir!..

Ancak, geçtiğimiz Perşembe günü “Vakit Yayın Kurulu” olarak yaptığımız açıklamada da ifade ettiğimiz gibi;

“Vakit, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da ‘inananların yüzakı’ olma misyonunu sürdürecektir.

İnananların gören gözü, işiten kulağı, haykıran sesi olmaya devam edecektir.

Bomba koydurarak, kaleşnikofla taratarak, çete reisine iftira attırarak, 28 Şubat sürecinde 400 polisle baskın yaptırarak susturulmak istenen sesimiz, Allah’ın izniyle bundan sonra da gür bir şekilde çıkmaya devam edecektir.

Hiç kimsenin yanlışına sahip çıkmayacak, ancak komplolara da boyun eğmeyeceğiz.”

BİR DEFA DAHA, AÇIK VE NET!

“Bir tepsi pirinç” içinde “taş” arayanların hassasiyetiyle, ellerine “cımbız” alıp, “geniş bir yazı”dan “kendilerine uygun cümle” arama azim ve kararlılığı içinde olanlara bir defa daha, “açık ve net” olarak söyleyelim ki;

“Yanlışlara asla sahip çıkmayız, ama komplo ve yargısız infazlara da boyun eğmeyiz!”

Bu, böyle biline!..

Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT