1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Vakit Uludere’ye deva değil
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Vakit Uludere’ye deva değil

A+A-

Gücünü ve prestijini temel olarak askerî vesayetin zayıflatılması yönündeki takdire şayan adımlarına borçlu olan AK Parti, son dönemde yine bu alandaki tutumunu “yükseltememesi” hatta dönem dönem “geriletmesi” nedeniyle kıyasıya eleştirilmeye başlandı.

Bu eleştirilerin tavan yapmasında, kuşkusuz Başbakan Erdoğan’ın Uludere sonrasında “ordu millet el ele” klişesini sıkça sahiplenmesi etkili oldu.

Bu tavsamayı, AK Parti’nin Ankaralaşmasına bağlayanlar da var; Ruşen Çakır’ın dünkü yazısında iddia ettiği gibi “Ankara’nın AKP’lileşmesi” ile açıklayanlar da.

Ankara’da çalışan bir gazeteci olarak, önyargılarımdan sıyrılıp, hükümetten ve partiden ulaştığım isimlerde samimi şekilde bu sorunun yanıtını arıyorum.

Ulaştığım sonuçsa, partinin pek çok isminin demokrasi adına kararlılıkları ve garantileriyle, hükümet adına yapılan açıklamaların uyumsuzluğunun çözümlemeye muhtaç yüksek kontrastlı tablosu.

Şu âna kadarki görüşmelerin sonucunda ulaştığım parçaları toplayınca bana en ikna edici gelen kurgu ise şöyle:

Uludere’de, MİT’in bazı unsurlarının dahli olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığı konusunda Erdoğan ilk anlardan itibaren ikna edildi/oldu. Ancak Taraf’ın olayın resmini çekip rötuşsuz yayımlamasından başka bir şey olamayan “Devlet halkını bombaladı” manşetinin de netçe yansıttığı gibi ortada bir “suçlu” vardı. Ve kuşkusuz ki Erdoğan da bu durumun farkındaydı.

Erdoğan da sıkışmasını, olayın hemen ardından yaptığı grup konuşmasında, hedef tahtasına oturtulan ancak olayda dahli olmadığına inandığı MİT’i sahiplenerek aşma stratejini denedi. Tartışmayı, artık her çıkışını gerekçelendirmek için kullanılan anlık öfkesinden ötürü değil, bilinçli olarak Taraf eksenine kilitledi. Böylece, ilerleyen günlerde Uludere’de askerin dahli olabileceğine dair beklenen bir sonucun açıklanmasının ardından, ulusalcı kanattan gelecek “ordu tasfiye ediliyor” eleştirilerini şimdiden bertaraf etmek için MİT üzerinden “devleti sahipleniyorum” mesajı verdi.

Hükümete yakın kaynaklarım, bu senaryonun gerçeği yansıttığına eminler.

Uludere’nin ardından soruşturma sürüyor bahanesiyle acılı vatandaşlarından bir özrü esirgediği, onların yanında olduğunu hissettiremediği için ilk günden beri eleştirdiğim Başbakan’ın ve hükümetin, soruşturma sonucunda askerin sorumluluğunu teşhis eden bir açıklamayı kamuoyuna yapacaklarını düşünüyorum.

Erdoğan’ın, Başbuğ’un tutuklanmasının ardından “arzularını” dile getirmesi, BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın “onbaşı” çıkışı karşısında Genelkurmay Başkanı Özel’e sahip çıkması da bu sonuç hesaplanarak geliştirilmiş stratejinin bir devamı gibi görünüyor.

Ne var ki, soruşturma sonucunda beklenen açıklamada “hata” ve “kusur” gibi vicdanları yaralayıcı bir terminolojinin kullanılması ihtimali de çok yüksek.

Hükümet, belki bu “absorbe” taktiğiyle ulusalcıların, milliyetçilerin vs. eleştirilerinin etkisini hafifletecektir ama bu durum, Uludere konusunda çok kötü bir sınav verdikleri gerçeğini değiştirmeyecek.

Zira ne askerî vesayet karşısındaki ricatlara tahammülü kalan AK Parti’nin tabanı ve “kozmopolit” destekçileri bu tavrı destekliyor ne de yakın tarihten çıkardıkları dersleri sindiren pek çok AK Partili bu tutumu açıkça sahiplenebiliyor.

Uludere’den sonra geçen her dakika hükümetin aleyhine işliyor.

Üzülüyoruz da, çünkü olan reform umudumuza, Türkiye demokrasisine oluyor.

 


90’s

Başbakan’ın Uludere’nin ve Başbuğ’un tutuklanmasının ardından dozunu arttırdığı “ordu millet” vurgusuna dair kafa yorarken, Youtube’da bir videoya rastladım.

Yıl 1993. Refah Partisi hamle yapmış ve Türkiye yükselen bu “İslamcı hareketi” tartışıyor. Ordu göreve sloganları ısıtılıyor. Kanal 6’da Neşe Düzel’le Dinamit programını yapan Ahmet Altan da o zaman Refah Partisi’nin İstanbul İl Başkanı Tayyip Erdoğan’ı, partinin yöneticilerinden Bülent Arınç’ı, muhalif İslamcı bir dergiyi yöneten Mehmet Metiner’i ve birkaç ismi daha programına davet etmiş.

Aslında 90’ların iğrenç kruvaze ceketlerine ve saç şekillerine girmek eğlenceli olurdu ama...

 Programda Kürt sorunu ve militarizm konusunda o döneme göre marjinal sayılabilecek açıklamalar yapılıyor.

Ancak programda söz alan Arınç, konu ordunun bu gidişata dur diyebileceği tartışmasına gelince, “Bu ordu Bulgar ordusu, değil Yunan ordusu da değil. Ordu- millet, bin yıllık medeniyetimize takılan isim budur” diyor. Darbeci zihniyeti ancak “çürük elmalar” düzeyinde eleştiriyor. Erdoğan da gerçek Atatürkçünün kendileri olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Mehmet Metiner ise “Asker- millete karşıyım. Eğer yeni bir devlet tanımlanıyorsa, asker- millet, asker- Refah el ele özdeyişinin devlet yönetiminde işlerlik kazandırılmasını demokrasi açısından sakıncalı buluyorum” diyerek karşı çıkıyor.

Bildiğiniz üzere bu programdan birkaç yıl sonra, ne Yunan ne de Bulgar ordusu olan TSK, üstelik de yalnızca çürük elmalarıyla değil, emir komuta zincirinde Refah Partisi’ni devirdi.

Ordu millet el ele, daha nice 28 Şubatlara!


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT