1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Vahyin İlk İlgi Alanları ve İnsanı İnşası”
“Vahyin İlk İlgi Alanları ve İnsanı İnşası”

“Vahyin İlk İlgi Alanları ve İnsanı İnşası”

Kdz.Ereğli Feda-Der’in Cumartesi Seminerleri kapsamında bu hafta “VAHYİN İLK İLGİ ALANLARI ve İNSANI İNŞASI” konulu sunumu Bilal S. Yıldızhan gerçekleştirdi.

A+A-

Kdz.Ereğli Feda-Der’in Cumartesi Seminerleri kapsamında bu hafta “VAHYİN İLK İLGİ ALANLARI ve İNSANI İNŞASI” konulu sunumu Bilal S. Yıldızhan gerçekleştirdi.

Seminerde aşağıdaki konu başlıklarına değinilerek şu tespitler yapıldı;

Kur’an cahiliye toplumunda işe nereden başladı?

Muhataplarına başlangıçta nasıl bir perspektif verdi?

Kimleri karşısına aldı, mesaj nasıl bir tepkiye yol açtı?

Hz. Peygamber ve Mekke’de ona tabi olan bir avuç insan nasıl bir inşa sürecinden geçti? Bu sorulara cevap vermeye çalışırsak;

Nüzûl sırasına göre yapılan okuma, Kur’an’ın cahiliye toplumunda işe nereden başladığını, vahyin nasıl bir seyir izlediğini ve buna bağlı olarak Hz. Peygamber’in ve Mekke’de ona tabi olan bir avuç insanın nasıl bir inşa sürecinden geçtiklerini anlayabilmemiz açısından yararlıdır.

Vahyin ilk yıllarında Kur’an’ın kimlik inşasına nereden başladığını, muhataplarına başlangıçta nasıl bir perspektif vermek istediğini, kimleri karşısına aldığını ve mesajın nasıl bir tepkiye yol açtığını ilk inen ayet grupları net bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Kur’an bir bütündür, hayatın her alanını kuşatır ve meseleleri bir bütün olarak ele alır, dolayısıyla Kur’an’da tüm konu ve kavramlar iç içe geçmiştir ve bunların birbirlerinden ayrı düşünülmeleri mümkün değildir.

İnsanlığa şahit bir ümmet olmanın yolunun Rasul'ün (s) şahitliğine ittiba etmekten geçer ve bu da bütünsel bir Kur'an ve Siyer bilgisini gerektirir:

"Kendi ilmihalimizi doğru üretebilmek her şeyden önce hayatı ve konumumuzu Kur'an bütünlüğünden hareketle ve doğru bir Siyer bilgisiyle birlikte değerlendirmekten geçiyor. Eğer Vahyin ilgi alanı insan ise doğal olarak insanla alakalı her şey de Vahyin konusu haline geliyor."

"Vahyi bilgiyi sağlıklı bir şekilde sosyalleştirme sorumluluğu ve Kur'anî mesajların karşılıklarını vakıamızda teşhis edip vahyin aydınlığına ulaşma hedefi ilk dönemi bilmeyi gerekli kılar." dedi.

Siyerin Peygamberin Örnekliği Açısından Değeri

İlk Dönem Nüzul ortamı ile ilgili Siyer kaynaklarında fazla malumatın bulunmamaktadır.

Rasulullah(s)'ın kendisine inzal olan ilahi mesajları yaşadığı topluma tebliğ etmeye başlamasıyla yaşanan olaylar, siyer bilgimizin başlangıcını oluşturur.

Siyer, Kur'an tebliğinin ilgi alanlarını Hz. Muhammed ve arkadaşlarının yaşamları içinde somutlaştırarak gösteren bir disiplin olarak algılanmalıdır.

Kur'an bütünlüğünden ve siyer bilgisinden kalkılarak vahyin ilk dönemine tekabül eden ayet veya sureleri ve ilahi mesajın ilgi alanlarını öğrenmeye ve keşfetmeye çalışmak ilk dönem İslami mücadelenin seyrini kavramanın yanında günümüz pratiği ile de doğrudan ilgilidir.

Kur'an'ın öncelikli muhatabı insandır.

Kur'an'ın amacı, onun mesajına iman eden herkesi, yaşama egemen olan her türlü zulüm, şirk, sömürü ve vahiy karşıtı bütün münkerlere karşı dinamik bir "duruş" ve "tavır" içine sevkeder. yaşamı yönlendirme iddiası taşıyan bir kitap, yaşamın tüm ilgi alanlarını kuşatan bir eylemlilik içinde algılanmalıdır.

Kur'an'ın mesajının veya amacının algılanması vahyin ilgi alanlarının ve ilgi şeklinin bilinmesini gerekli kılmaktadır.

Siret'in bizi en fazla ilgilendiren boyutu, Kur'an tamamlanıncaya kadar devam edecek olan vahyin inmeye başlamasından  sonraki safhalarıdır. Bu safhaların başlangıç aşamasını oluşturan ilk bir kaç yıl içinde inzal olan ve bu dönem içindeki vakiliklerinde ittifak bulunan surelerden bazıları şunlardır: Alak, Kalem, Müzemmil, Müddesir, Fatiha, Leheb, Tekvir, A'la, Leyl, Fecr, Duha, İnşirah, Asr, Adiyat, Kevser, Maun... vd.

Kur'an vahyinin erken döneminde ilahi mesajın getirdiği teklifler ve ilgi alanlarının ne olduğunu ilk inzal olan bu sureler bütünlüğü içinde çözmek mümkündür.

Siretin Mekke veya Medine döneminde yaşanan olayları genellikle geçmişte kalmış veya modem çağda bir daha tekrarlanamayacak yaşam tabloları olarak algılanmaktadır.

Uzun asırlar geçse de insanın temel ihtiyaç ve eğilimlerinde veya fıtratında bir değişiklik olamayacağı gibi, insanı aydınlığa çıkarma amacındaki Kur'an vahyinin irtibatlı olduğu tüm ilgi alanlarında da zaman içinde bir değişim olmayacaktır. Vahyin kuşattığı alanlar nasıl ki ilk sahabe neslini ve vahyin ilk muhataplarını ilgilendiriyor idiyse, bugün bu ilginin bizim için de genel geçerliği söz konusudur. Bu ilginin gaybi alanla, iç eğitimimizle ilişkisi kadar aynı "an"da bizi kuşatan cahili sistem ve içinde yaşadığımız toplumsal sorunlarla ve yaşam içinde karşılaşılan tüm zulüm ve şirk uygulamalarına karşı takınacağımız tavırla da doğrudan ve sorumluluk yükleyen irtibatı vardır.

Günümüz Müslümanları, Kur'an bütünlüğünü gözeterek, var olan değerlerini korumak ve bunun içinde değişik beldelerde ve değişik biçimlerde fiili direniş içinde olmakla mükellef olsa da, İslam ümmetini gerek zihinsel ve gerekse yapısal planda yeniden ihya edip oluşturabilmek için Mekke'yi keşfetmek ve Mekke'yi yaşamak zorunluluğunu hiçbir zaman gündeminden çıkartmamalıdır. Mekke'yi yaşamanın, İslam'ı, gizlilik ve inziva mantığı içinde algılayanların tam tersine basit ve risksiz olmadığı bilinmelidir. Mekke tohumdur, tohumsuz ekin tasavvuru ise realitede tüm iyi niyetli çabalara rağmen hayalcilik ve maceracılıktan öte bir anlam taşımaz.

Bütün olumsuzluklara rağmen Kur'an'ın gösterdiği işaret ve bilgiler ışığı altında değişik rivayetler ve arkeolojik bulgulardan yararlanmaya kalktığımızda bilinen ama mantığı keşfedilemeyen bazı bilgi parçalarından kalkarak önemli irtibatlar kurmamız ve analizlere gitmemiz de mümkün olabilecektir.

İlahi Mesajda ve İslami sorumlulukta Mekke-Medine Farkı Yoktur

Mekki surelerin bütünsel olarak incelenişi, metodik anlamda yapılan önemli bir hatanın aksine, mesaj ve hayatla ilgili temel vurgular açısından Mekke ve Medine dönemlerinin birbirlerinden ayrıştırılmayacağını ortaya koymaktadır. Hicretten sonra müşrik arap cahili düzenini müslümanları ezmek için ordular hazırlatıp Medine üzerine sevk eden unsur, Resulullah'a inzal olan Kur'an'ın müşriklerin itikadı ve siyasi konumlarını sarsan ilahi mesajı idi. Ancak bu mesajın işlediği tema Medine'de ne ise Mekke'de de aynı vurguları taşıyordu.

Medine'deki fark müslümanların kendine yeter bağımsız bir güce ulaşmaları; mücadele aşamalarına uygun olarak gelen yeni bildirimler; Kur'an mesajını takviye eden ve müslümanların ilm-i haliyle ilgili bazı şeri düzenlemelerle ilgili ayetlerin inzal olmasıdır. Oysa insanlığı kuşatan zihni ve fiili zulüm ve şirke karşı "la" hükmünün ve bozulan değer ve uygulamalar yerine Rabbani olan ölçüleri ikame ve bu uğurda mücadele etmek çabasının; özet olarak Allah için adanmışlığın ve karanlığa karşı mücadelenin adı olan "cihad", Mekke'de de Medine'de de yaşatılan İslami temel bir görev olmuştur. Cihad; düşünce, inanç ve amel açısından fiili bir eylemdir, Müslümanlar bu eylemi Medine'de savaş alanlarında ihya ettikleri kadar Mekke'de de zalim yöneticiye, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel zulme karşı sabırla, dirençle ve gereğinde sürgün, işkence ve ölüm pahasına ama silah kuşanmaksızın da yaşatmışlardır.

Mekke ortamı İslami tebliğin ilk ve yeni sorunlarıyla ilgili olmasına rağmen, tevhidi mesajın bütünlüğünden ve Medine'de uğrunda mücadele edilen değerlerin bilgi ve geriliminden kopuk değildir. Oysa günümüz İslami çevreleri yaygın olarak, İslam'ın iktidar gücünü yitirdikleri için cihadı, sadece zorunlu şartlar karşısında bir savunma aracı olarak düşünmekte veya Medinelerimizi kuracağımız -ne zaman ulaşılacağı kestirilemeyen- bir geleceğe ertelemektedirler. Mekke dönemi ise âdeta ekonomik, siyasi, sosyal mücadeleden uzak bir "iman" sahası olarak algılanıp, tağuti otoriteye karşı verilecek mücadeleyi küçümsemenin bir aracı kılınmaya çalışılmaktadır.

VAHYİN İLK MUHATAPLARININ ALGI VE TASAVVUR DÜZEYLERİ

1- Akaid/inanç Düzlemi:

ilk muhatapların Allah, gayb, melek, kitab, peygamber, ahiret, şefaat inançları ve âlem tasavvurları, Kur'an'ın ilk surelerinde bu konulara dönük mesajları ortaya koydu.

Allah inancı konusunda müşriklerin Allah'ı yok sayan bir telakki içerisinde değiller.

Tersine onlar bütün ilahların üzerinde üstün bir Allah itikadına sahipler. ancak O'na çeşitli ortaklar izafe ederek şirke düşmekteler.

Müşriklerin gayb tasavvurunun da bulunduğunu onların bu alanda insanda yerleşik olan bir zaafa kapıldıklarını ve dolayısıyla soyut bir niteliğe sahip olan inancı somutlaştırmaya meyyal olduklarını ve bu zeminin de putçuluğu ürettiğini söyledi.

Müşriklerde melek inancının bulunduğu, Kur'an'dan hareketle bu inancın sahih olmadığını belirterek Kur'an'ın sıfırdan bir inanç oluşturmadığını, aksine bozulan inançları ıslah etmeyi çabalar.

Müşriklerde kitab inancının da bulunduğunu ve onların itirazlarının Allah'ın kitap/vahiy gönderebileceğine değil, bunun kime verileceğine dönük olduğudur. müşriklerin Hz. Muhammed'den (s) yazılı kitap talebinde bulunduklarına dair ayetleri örnek verebilirz.

İlk muhatapların risalet inançlarının da söz konusu olduğunu kaydedebiliriz, onlar peygamberin kimliğine dönük tartışmalara girişmişler.

Hz. Muhammed (s) yerine iki büyük kentin önde gelenlerinden birine risaletin verilmesi gerektiği yönündeki itirazlarını hatırlayabiliriz..

Yine bu konuda müşriklerin adeta melek peygamber anlayışına sahip olduklarına dikkat çekmek isteriz, onların hayatın içerisinde ve sıradan bir insan olmayan bir peygamber anlayışına sahip olduklarını ve melek ile özdeşleştirilmiş bu peygamber tasavvuru dolayısıyla da onu örnek alınabilir bir model olmaktan çıkarmıştır.

Ahiret inancı müşrikler bu inançtan haberdar olduklarını ancak ortaya konan tutumlarda farklı zümrelere ayrıldıklarını belirtebiliriz.

Genel olarak ahiret ve bununla ilintili cennet-cehennem tasavvurunun söz konusu ancak bu inancın oldukça belirsiz, silik ve sönük bir düzeyde kaldığını söylebiliriz.

Müşriklerin şefaat yaklaşımını da gayb inançlarıyla irtibatlıdır , onların gaybî olanla temas kurulabileceğine inandıklarını ve bunu da Allah'la doğrudan ilişkiye geçmek yerine aracı/şefaatçi olarak algıladıkları birtakım varlık ve güçler üzerinden gerçekleştirirler.

Şefaat konusunun köklü bir yapıda olduğunu ve Kur'an'ın da buna dönük tedricî bir yöntem izlediğini, uzun bir süre varlığı-yokluğu ekseninde değil tashih etmeye dönük bir üslup kullandığını, nihai bir aşama olarak ise Bakara Suresi'nde net bir ifadeyle olmadığı yönünde ölçü bildirilmiştir.

2- İbadet düzlemi:

Bu başlık altında da müşriklerdeki namaz, oruç, hac, zekat, kurban, infak vb. varlığı

Bu meyanda müşriklerde rüku, secde-namaz bilgisinin bulunduğu

onların namaz/salatın içini boşaltarak tamamen formel bir duruma indirgediklerini,

Kur'an ise namaz-takva, namaz-maun/infak, namaz-terk-i fuhş  ve namaz-zikrullah birlikteliğini kurarak ıslah ettiğini ve böylece onun tevhidi, ahlaki, sosyal ve siyasi boyutlarına dikkat çektiğini görüyoruz. Müşriklerdeki oruç, hac, zekat, infak vb. ibadî pratiklerin de tevhidî içeriğinden ve sosyo-siyasi bütünlüğünden kopartılmıştır.

Formel düzeyde ele alınan bu tarz bir ibadet anlayışının kendisiyle birlikte bir dünyevileşme/sekülerleşmeyi getirdiğini ve müşriklerin de din algılarının risksiz veya sorumluluk yükleyicilikten uzak ve salt dünya ile sınırlı olduğudur

3- Sosyal ve Siyasal düzlem:

Mekke döneminin siyasal-toplumsal gündemler içermediği, salt ahirete vurgu yaptığı ve zihni inşaya öncelik verdiği yönündeki algı ve yaklaşımların yanlışlığı. Vahyin ilk surelerinde gerek kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi, yetimin itip kakılması gibi tutum ve uygulamalara dönük doğrudan müdahale eden vurguları ve gerekse de kıssalar üzerinden bulunduğu bildirimlerle çok yönlü bir tarih-toplum ve sistem değerlendirmesi yaptığını ve dolayısıyla mü'minleri de hayatın içerisinde cereyan eden somut sorunlara karşı tutum belirlemeye yönelttiğini söyledi.

Bu dönemde bazı karakterler ön plana çıkıyor;

Ebu Cehil karakteri: Alak 6-9

“Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar.

Kuşkusuz dönüş Rabbinedir. ﴾6-8﴿

Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan) menedeni gördün mü? ﴾9-10﴿”

Ümeyye bin Halef karakteri: Kalem 10,11

“Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin,

bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme. ﴾10-14﴿

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, «Öncekilerin masalları!» der. ﴾15﴿”

Velid bin Muğire karakteri: Müddessir suresi

“İşte o gün zorlu bir gündür. ﴾9﴿

Kâfirler için (hiç de) kolay değildir. ﴾10﴿

Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim o kimseyi bana bırak! ﴾11-14﴿

Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor. ﴾15﴿

Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır. ﴾16﴿

Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım! ﴾17﴿

Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. ﴾18﴿

Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti! ﴾19﴿

Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse! ﴾20﴿

Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.» ﴾21-25﴿ “

Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım. ﴾26﴿”

Kabe çetesi karakteri: müzzemmil suresi. Çok ciddi bir çatışma ve düşmanca tavırlar sözkonusu.

“O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın. ﴾9﴿ Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl. ﴾10﴿ Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. ﴾11﴿”

Ebu Leheb karakteri: Leheb suresi

“Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek). ﴾1-5﴿”

Vahyin İlk İlgi Alanları ve Yaşadığımız Sorunlar

İlk surelerden oldukları hakkında üzerinde ittifak bulunan, Mekki döneme ait surelerdeki ayetleri tasnifleyerek okuduğumuzda, ilk vahyi mesajın hayatın tüm alanlarını kuşatan bir nitelikte olduğunu görürüz. Mekke'de inzal olan söz konusu bu ayetler müslümanları iç eğitime ve dayanışmaya yönelttiği kadar; dış ilişkilere, cahili sisteme karşı tavır alışa ve bağlı olarak sistem değerlendirmesine, egemenlerin tahlil edilmesine, sosyal sorunların tesbit ve dillendirilmesine, toplum analizine; tebliğde ve tavır alışta yöntemli tavra sevk etmektedir.

İlk dönem vahyi bildirimlerin yaşam sorununun tümünü kuşatan bir bütünlük oluşturduklarını ön yargısız bir yaklaşım ve az bir çaba ile kavrayabilmemiz mümkündür:

1. Yaratıcıya, Yaratmaya ve Hayatın Sonuna dair vurgular

Yaşamın nasıl başladığı,

evrenin nasıl yaratıldığı,

düzene konulduğu,

yaşamın terbiye edicisinin kim olduğu ve yaşamın akibeti ile ilgili sorular insanın en temel sorunlarından birisidir. Akidevi bir alanı ifade eden bu konu Alak, Müddesir, Fatiha, Şems, Abese gibi surelerde yer alan ilk ayet kümelerinde işlenmiştir.

2. Halis Din ve Doğru İlah İnancına Çağrı

Yanlış "veli", yanlış "şefaat", yanlış "ilah" anlayışlarına eleştiri getiren ilk dönem vahyi; Müddessir, Fatiha, İhlas, Zümer, Yunus gibi bir çok surede doğru Rabb ve ilah inancını işlemekte, Rabbimizin kudreti dile getirilip ibret alınılmasıyla ve yaşamımızı belirleme konusunda kimin rabb/eğitici edinilmesiyle ilgili olarak insanların akletmeleri istenmektedir. "La ilahe illallah" şiarına daha Müzemmil Suresinin ilk ayetlerinde temas edilmesiyle; yanlış Allah inancına sahip olan ve Allah'ın rızasına ulaşmak için aracı ilahlar üreten veya Rabbimizin güncel yaşamımıza müdahale etmesini kabul edemeyen müşrikler anlayabilecekleri bir açıklıkta uyarılmakta ve ikaz edilmektedirler.

3. Siyasi ve hukuki sistemle ilgili vurgular

"Hayrı engelleyenlerin, "namazı men eden"lerin, "ölçü"de haksızlık yapanların ilk inzal olan ayetlerle nasıl kınandığını, egemenlerin meclisine (nadiye) cehennem tasviri içinde nasıl eleştiri sunulduğunu ve azgınlıkta ileri giden "Ebu Leheb"e nasıl bir üslupla tavır alındığını Kur'an okuyucuları hemen hatırlayacaklardır.

4. Mekke Pazarı ve Ekonomik işleyişe müdahale

"Eyke halkı"na ölçü ve tartıda haksızlık yapmama ve insanların hakkını kısmama konusunda yöneltilen tevhidi çağrı tekrarlanmaktadır..

5. Toplumsal ve sosyal yapıyla olan ilgi ve geçmişten ders çıkartma

Vahyin ilk taşıyıcıları, Müddessir Suresi'nde "inananlar, Kitap verilenler, kalpleri hastalıklı olanlar ve kafirler" şeklinde, içinde yaşadıkları toplumun kategorik tahlili ile karşılaşıp, ciddi bir toplum değerlendirmesi yoluna kanalize edilmişler ve tebliğdeki muhatapları konusunda bilinçlendirilmişlerdir. Ayrıca içinde yaşadıkları toplumun zina, kız çocuklarını öldürme, mirası haksızca yeme, öksüz ve yetime itibar etmeme gibi sosyal yaşamlarındaki zulüm ve haksızlıklarını "men" edici bir çağrıyı üstlenmişlerdir. Tevhid şirk kutuplaşmasına konu olan tarihin kıssalarını sürekli gündeme getiren ilahi vahiy, toplumsal yozlaşma ve yaşamın akibeti konusunda insanları bilinen örneklerden kalkarak uyarmış ve korkutmuştur.

6. Cahili yapıdan ayrışma ve cemaatleşme

İlahi tebliğ insana fiili sorumluluk yükleyen bir eylemdir. Ki o ilk muhatap ve bağlılarına alternatifini hemen önermektedir; Cahiliyye'den arınmak, egemen sistemin değer ve temsilciliklerinden hicret etmek. Zaten cahili sistemden bağımsız bir yapı ve kimlik oluşturma amacıyla mevcut cahili anlayışından, statüsünden ve sistemin sağladığı imkanlardan bağımsızlaşma kararlılığına ulaşamayan insanların, tevhidi şahidliği üstlenecek, uzun soluklu bir beraberlik ve mücadeleyi yürütebilecek iradeleri olamaz. Ancak bu kopuş toplumdan, çevreden ve reel gerçeklerden değil, cahili sistemin değerlerinden uzaklaşmak olarak anlaşılmalıdır. Ayetlerin ışığında Siret'in Mekke dönemine baktığımızda cahili sistem ve değerleri akidevi, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik boyutlarıyla acımasızca eleştirilmesine rağmen; Mekke hakim sisteminde pazar ilişkisinden, akraba diyaloguna, himaye kurumundan panayır reelitesi içinde yer almaya kadar da sosyal ilişkilerin ölçülü biçimde devam ettirildiği görülmektedir. Ancak ilahi vahyin, toplumsal ilişkileri sürdüren ama kimlik bazında uzlaşmayan bir tavırla; haksızlık ve zulüm karşısında alay, hakaret, işkence ve şehadetlerle bedeli ödenmeye hazır bir kararlılık ve mesajın eğilip-bükülmeden ortaya konmasıyla gündemleşebildiğini söyleyebiliriz.

7. Mücadele aşamaları Önceki Ümmetlere Dair vurgular

Sürekli öncekilerin başlarına gelenler hakkında bilgilendirilen ve değişimin sünneti konusunda uyarılan Mekkeli müslümanlar, daha işin başından mücadele aşamalarının sıcak çatışma içeren psikolojisine Adiyat ve Müzzemmil surelerindeki vurgularla hazırlıklı hale getiriliyorlardı.

Sonuç:

Kur’an, ilk nazil olduğu toplumda öncelikle seçkinler zümresini (mele’), refah ve servetle şımaran kesimi (mutrafîn), bir başka ifadeyle nimet sahiplerini (Uli’n-ni’me) hedef almış, doğrudan mülk-perestlere hücum etmiştir.

Ancak meseleyi salt ekonomi-politik zeminde ele almamış, öncelikle insanın düşünce, tutum ve davranışlarını konu edinerek, mesajını itikadî ve manevî-ahlakî temele dayandırmıştır. İlk surelerde hayatın inşasına ilişkin zikredilen kavramlara, ilk talimatlara ve yalanlamakta olan nimet sahiplerinin tutum ve davranışlarına bakıldığında başka türlü düşünülemeyeceği aşikârdır.

İlk surelerden itibaren, insanın yaratılışına, kevnî ayetlere, nihaî sorguya/hesap gününe, cennet ve cehenneme vurgu yapılmış, insanın yaratılış amacına aykırı (gayri ahlakî) tüm tutum ve davranışları yerilmiş, söz konusu tutum ve davranışların yol açtığı/yol açacağı sonuçlar dile getirilmiştir. Dolayısıyla siyasî-ideolojik veya ekonomi-politik söylemlerden önce inanç, düşünce ve dünya görüşünün bu temeller üzerine oturtulması zarurîdir. Bu bakımdan soruna tek boyutlu bir bakış açısıyla, siyasî-ideolojik veya ekonomi-politik çerçevede yaklaşmak ve tüm sorunların bu temelde çözülebileceğini düşünmek yanlış bir yaklaşımdır.

Nitekim Kur’an, peygamberlerin mücadelelerini farklı boyutlarıyla anlatır.

Örneğin Hz. Lût’un mücadelesinde eşcinsellik,  Hz. Salih’in mücadelesinde rızık kaynaklarının gaspı, Hz. Şuayb’ın mücadelesinde ölçü ve tartıda yolsuzluk, Hz. Musa ve Hz. Harun’un mücadelesinde ise, Firavun dönemi Mısır toplumunda sömürü, köleleştirme, zor ve baskı ön plana çıkar.

Muvahhidlerin Ata’sı Hz. İbrahim de Nemrut’a karşı mücadele vermiştir.

HABERE YORUM KAT