Vahyin Gölgesinde Yetişen Müslüman Portresi

25.06.2009 18:22

Şaban Enteroğlu

Gücünü Allah’tan alan, Kur’an’a aşina olup onunla hemhal olan, o Kelam-ı Mubîn’i hayatın her zerresine nüfuz ettiren ve daha sonra, Resul-i Zişan’ı kendine rehber ve önder kılan müminler, şüphesiz dareynde de mutlu ve bahtiyar olanlardır.

Cenab-ı Mevla defaatle Kur’an-ı azimuşşanda, Allah ve hatemul Enbiya Hz. Muhammed (a.s.v.)’e gönül vermiş muvahhid, mücahit kullarını anarken “Onlar namazlarını huşu içinde kılarlar; Onlara mevki ve makam verdiğimizde dahi yolumuzdan sapmazlar; Onlar dosdoğrudurlar; Yalan söylemezler; Emanete riayet ederler; Kâfire karşı zorlu ve çetin, müminlere karşı merhametli ve şefkatlidirler; Mümin kardeşlerini çok sever, onları kendilerine tercih ederler; Onlar cennet mukabilinde hayatlarını Rablerine satmışlardır; Onlar boş şeylerle uğraşmazlar; Her gün daha iyi ve her gün yeni bilgiler elde eder, cahillerden sakınırlar; Onlar hakkıyla iman edenlerdir; Ve akibet muttakilerindir” vb. yüzlerce ayetle bu şekilde tasvir ediyor.

Evet, gerçekten müminler, diğer bütün insanlardan farklı, apayrı ve bambaşka bir yaşam tarzları vardır. Çünkü ne pahasına olursa olsun, Rabbimizin Kur’an’da övdüğü müminler, asla kullara kulluk etmeyi akılların ucundan bile geçirmezler. Ancak ve ancak izzet ve celali, kudret ve azameti ile kâinatın her zerresine hükmeden, her şeyi kudret eli ile sevk ve idare eden, Allah (a.v.c.) Subhanehu ve Teâlâ’ya kulluk eder, O’nun için yaşar, O’nun için ölür, kulluk ve ibadetlerini O’na hasreder, yardımı ve rızıklarını ancak O’ndan talep ederler.

Şüphesiz ki insanoğlu hata ile maluldür. Ama gelin görün ki biz zamane Müslümanlarının o kadar çok fazla hatası, eksiği, kusuru, masiyeti ve manevi zafiyetleri var ki, bunu gerçekten dile getirmekten utanıyor, sıkılıyor, hicap duyuyoruz. Çünkü bizler, özellikle bu topraklarda yaşayan Müslümanlar; seksen beş yıldır mevcut sistem tarafından o kadar meyûs bir şekilde asimile edildik ki, gayri İslami ve gayri ahlaki onlarca yanlış kavramı doğru, doğru olan birçok İslami eylem ve söylemi de yanlış olarak algılamaya, telakki etmeye başladık. Bariz birkaç örnek vermek gerekirse, hepimizin yakından müşahede ettiği şu kandiller, mevlid okumalar, manasını ve mahiyetini bilmeden, Asrı Saadet’te sahabe-i Güzin tarafından böyle bir tatbikat ve uygulama olmadığı halde, binlerce hatim indirilip, güzel kıraatlerle “Kur’an ziyafetleri” tertipleme, türbelere akın akın insanların başvurup medet ummaları, “din işleri ayrı, dünya işleri ayrı; benim kalbim temiz olduktan sonra namaz kılmasam da, oruç tutmasam da, hacca gitmesem de Allah beni affeder” gibi, daha binlerce şuursuz yanılgılarla bu Müslüman halk yozlaştırıldı ve bütün değer yargılarından koparılıp, cehalet bataklığına sürüklendirildiler. Sanki din buymuş gibi insanlar acımasızca özünden uzaklaştırılıp koparıldılar ve yıllardır yanlış mecralara/dehlizlere doğru sürüklendirildiler.

Gerçek ve asli hüviyetinden arındırılmış bir dinle karşı karşıya bırakılan Müslüman halk maalesef, yıllarca bitmeyecek, hasret ve özlemini çekecek manevi değerlerinden uzak, yabancısı olduğu yeni bir hayat tarzıyla yaşamaya mecbur bırakılmışlardır. Hal böyleyken doğal olarak Müslümanlar, doğru olarak telakki ettikleri aslında uhrevi ve dünyevi her iki cihette de tam bir yanlışlar yumağı, İslam’dan tamamen kopuk, mevcut sistemin halkı asimile ederek dikta ettiği, tamamen hurafe ve batıl inançlarla dolu, resmi statüye büründürülmüş yeni bir din ile yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

İşte bu meyanda, gerek Türkiye’de ve gerekse bütün dünyada, İslam’ın çağlar üstü emsalsiz düsturuyla mücehhez olmuş, Kur’an’a vakıf, İslam’ın temel prensiplerini bilen, İslam alimlerinin göz nuruyla yazılmış eşsiz eserlerinde mevcut, engin bilgi hazinesi ile donatılmış, Peygamberin örnekliğine tabi olmuş, muvahhid ve mücahit bir neslin, bir gençliğin yeniden inşa edilmesi lazımdır.

Cenab-ı Mevla’nın; “...Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez...”  (13/Ra’d, 11) dediği şey, işte budur. Vahyi ilahi ile donanmış yeni bir nesil, yeni bir gençlik, yeni bir İslami toplum… 

Harama asla el uzatmayan, süfli arzularına gem vurmuş, gayesi, hedefi, yalnızca ilâyı Kelimetullah uğruna hakkı hâkim kılmak olan, cebir, işkence, zorbalık ve zorluklara göğüs gerip mukavemet gösterip sabredebilen, her halükarda kulluk ve ibadetinden asla ödün vermeyerek, her lahza adeta bir takva âbidesi konumunda, bütün insanların gıpta ile baktığı, iffet, ahlak ve şecaati ile sembol olan, ilimle yoğrulmuş, örnek, önder, rehber ve lider olacak, imanlı bir gençliğin yetiştirilmesi, bütün insanlık için hayati bir önem ve ehemmiyet arz etmektedir.

 Bunun için adı Müslüman olan her insana çok büyük sorumluluklar, bedeli cennet olan ağır görev ve fedakârlıklar düşmektedir. Bu uğurda Sahabe-i Güzin misali gözünü kırpmadan, madden ve mânen; malından, canından, yurdundan, ailesinden, evladından ve en ulvi değerlerinden, feragat etmesi gerekmektedir.

Din-i Mubîn, Kur’an-ı Azimuşşanın bütün Yeryüzünde mutlaka hâkim ve payidar olmasını arzulayan ve bunun için azmetmiş, cehdetmiş, Allah adına söz vermiş dava eri müminler, kesinlikle şu şuuru mutlak manada bilmelidirler:

Yeryüzüne önder ve rehber olmak için gönderilen son ümmet olan Müslümanlar, yurdunda, mahallesinde, okulunda, iş yerinde, evinde hâsılı toplumsal hayatın her boyutunda birer numune-i imtisal olmalıdırlar.

Bir başına mücadeleye başlayarak, en ufak bir bıkkınlık, bezginlik, karamsarlık, yorgunluk hissetmeden hayatı pahasına davasında en ufak bir taviz vermeden insanlara İslam’ın tebliğini ulaştıran Allah Rasulü’nün, Sahabe-i Kiramla beraber Mekke’den Medine’ye ve oradan da bütün dünyaya, Cenab-ı Mevla’nın son dini olan İslam’ı ikmal ederek, milyonlarca gönül erini dünde, bugünde, yarın ve kıyamete kadar da kitleler halinde insanları, o eşsiz ve emsalsiz ahlakı, o engin samimiyeti nedeniyle peşinden koşturacak, kendine hayran bırakmaya devam edecektir. Yeter ki inananlar, mutlak manada bu davaya gönül vermiş olsunlar.

İşte biz Müslümanlar, o aziz ve yüce Peygamberin ümmeti olduğumuz için, ancak ve ancak onun hayatını baz aldığımız ve onun ahlakını gerçek manada örnek aldığımız zaman, yeryüzünün imar ve inşasına talip olabilme hak ve salahiyetine sahip olabiliriz.

Bunun için kesinlikle Müslümanın hayatında, sebep ne olursa olsun yalan, gıybet, iftira, rüşvet, faiz, zina, içki, kumar, hased gibi Müslümanların hayatını kemiren, İtikadına halel getiren, kulluğunu sekteye uğratan masiyetler olmamalı, bu çirkin davranışlardan uzak durmalıdır. Allah’a ve Peygamberine gönül vermiş inananlar, temiz ve günahsız bir toplum meydana getirmek için azami gayret ve çaba sarf etmeli, mutlaka bunu yerine getirmek için kendilerini bu konuda memur ve mecbur hissetmelidirler. Bunun kesin bir görev, olmazsa olmaz bir vazife, bir vecibe olarak telakki etmelidirler. Çünkü ilahi dava bunu gerektiriyor. Gayesine ulaşmak, muvaffak olmak, çirkeflerle dolu yeryüzünün madden ve mânen yeniden imar ve inşasına talip olan Müslümanlar, tertemiz, pırıl pırıl, sahabe misali bir Müslüman imaj ve portresini hayata geçirmek zorundadırlar.

Eğer biz son asrın Müslümanları, Resulullah (a.s.v.)’ın ”Her biri gökteki yıldızlar gibidir” dediği Sahabe-i Kiram gibi, inen her ayeti hayatımıza sirayet ettirebilseydik, hayatımızdan söküp çıkardığımız Kelam-ı Mubîn’i gerçek manada kalplerimize indirip, bütün hayatımızı onunla kuşatsaydık, Kur’an’ın her bir ayeti celilesi, inzal edildiği gün gibi yeniden gönüllerimizi bu gaflet uykusundan uyandırsaydık, Kur’an’ı tümüyle ilahi bir anayasa olarak tekrar hayata hâkim kılabilseydik; işte o zaman yeryüzünün çehresi değişir, bu savaş, bu kan, gözyaşı, kargaşa, acı ve hüzün dolu dünya yerine; özgür, huzurlu, saadet ve mutluluk dolu bir dünya inşa edilmiş olacaktı.

 Şimdi artık bu lahzadan sonra, müminlerin vasıflarını, yeryüzünün yeniden imar ve inşasına talip olan Müslümanların nasıl olmaları gerektiğini, hayat tarzını, yaşamını, onları diğer insanlardan ayıran özelliklerini, sosyal aktivite içersindeki konumlarını, kısaca büyük devrimlerle dünyayı baştan sona değiştirmeye cehd eden müminlerin Kur’an’daki tasvirini, âlemlerin Rabbi, bütün mevcudatın sahibi, bizi bizden çok daha iyi bilen, her an yaratma halinde olan, hem Rahman ve Rahim, hem de Kahhar ve Cebbar olan Allah (azze ve celle) Subhanehu ve Teâlâ’ya bırakıyorum:

Kur’an’da Mü’minlerin Vasıfları

1) - Kur’an-ı Kerim’i gece gündüz okur, gözlerinden yaşlar boşalır, haşyetinden yerlere kapanırlar. Onu, manasını anlayarak okumanın asla zarara uğramayacak bir ticaret olduğunu bilirler. (3/Al-i İmran, 113; 17/İsrâ, 107, 109; 35/Fatır, 29)

2)- İbadet için adap ve erkânına dikkat ederek abdest alır, gerektiğinde   gusleder, su bulamadığında ise temiz bir toprakla teyemmüm ederler. Hiçbir  durumda abdesti, guslü ve ibadeti terk etmezler. (3/Nisâ, 43; 5/Mâide, 6)

3)- Allah’ı çokça zikrederek gece gündüz O’nu tespih ederler.(33/Ahzâb, 41-42)Allah’ı içinden yalvarıp yakararak yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikrederler ve gafillerden olmazlar. (7/A’raf, 205) Unuttukları zaman da hemen Rablerini hatırlarlar. (18/Kehf, 24) Bir günah işledikleri zaman hemen Allah’ı hatırlar ve ondan bağışlanma dilerler.( 3/Al-i İmran, 135)                                            

4)- Mü’min, Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru ve istikamet üzere bir hayat  yaşar. Zor olan bu vazifeyi gereği gibi yapmaya çalışır. (11/Hûd, 112) Bunu başardığı taktirde, öldükten sonra mahşerde meleklerin kendini müjdelerle karşılayacağına, cennette büyük mükafatlara ereceğine inanır. (41/Fussilet, 30-32; 46/Ahkaf, 13-14)

5)- Mü’min, sabırlıdır. Haramlardan kaçmada, Alah’ın emirlerine sarılmada;( 20/Tâha, 132; 19/Meryem, 65) ve musibetlere göğüs germede sabrı esas alır.(2/Bakara, 155-157) İnkarcıların taciz edici sözlerine karşı sabreder; gayri müslimlerin İslam’a ve Müslümanlara yönelik sözlü saldırıları karşısında hemen galeyana gelip intikam almaya kalkışmaz, telaşlanmaz. (76/İnsan, 24; 7/A’râf, 199; 2/Bakara, 109; 5/Mâide, 13)Savaş zamanlarında da düşmandan çok daha fazla sabırlı olmaya çalışır. (3/Al-i İmran, 200)

6)- Mü’min affedicidir; affetmeyi sever. Öfkesini yutar ve insanların kabahatlerini affeder. Allah’ın af ve mağfiretine ermek için böyle davranır.( 3/Al-i İmran, 134; 7/A’râf, 199; 24/Nûr, 22)

7)- Mü’min kendine yapılan kötülükleri iyilik yaparak savmaya çalışır. Karşılık vermeye gücü yettiği halde affetmenin bir fazilet olduğunu; kötülük yapana, iyilik ve güzellikle karşılık vermenin ise daha büyük bir fazilet olduğunun bilincindedir.( 41/Fussilet, 34)

8)- Mü’min fedakârdır, cömerttir, diğergamdır. Yeri geldiğinde kardeşini kendine tercih etmesini bilir. Kendisi ihtiyaç sahibi olduğu halde, özveride bulunup daha muhtaç durumda olanlara yardım elini uzatıp, onlar adına kendi hakkından vazgeçer. Bunun ahlakın zirvesi bir davranış olduğunun farkındadır. Kendini, kötü bir ahlak olan bencillikten, pintilikten arındırır. (59/Haşr, 9; 47/Muhammed, 38; 64/Teğabun, 16)

9)- Mü’min, kendisine ne dünya ne de ahrette fayda vermeyecek, bilakis zarar verecek boş söz ve davranışlardan uzak durur. Cahillerin sataşmasına maruz kalınca “Selametle” der, geçer.( 23/Mü’minûn, 3; 25/Furkan, 72; 28/Kasas, 55; 25/Furkan, 63)

10)- Mü’min Allah’ın ayetlerinin alaya alındığı ortamlarda bulunmaz.  Farkında olmadan veya zaruri bir durum sebebiyle böyle bir ortamda bulunursa, aklını başına alıp hemen oradan uzaklaşmanın yollarına bakar.(  4/Nisâ, 140; 6/En’am, 68)

11)- Mü’min diğer bütün mü’minleri kardeşi olarak bilir. Onlarla asla alay etmez, onu başkalarının yanında gülünecek tarzda aşağılamaz; onunla  eğlenmez, onu kötü lakaplarla çağırmaz. Bunun büyük bir günah olduğunu bilir. Onlara  suizanda bulunmaz, gizli hallerini araştırmaz ve gıybetlerini  yapmaz. Gıybetin, ölü kardeşinin etini yemek gibi çok çirkin bir fiil  olduğunun farkındadır.( 49/Hucurat, 10-12; 104/Hümeze, 1)

12)- Mü’min, davete icabet eder, fakat davetin gerektirdiği âdaba son derece dikkat eder ve rahatsız edici hareketlerden uzak durur. (33/Ahzâb, 53)

13)- Mü’min karşılaştığı Müslümanlara selam verir. Selamlaşmayı ihmal etmez. Başkalarının evlerine ve özel mekânlarına izin alıp girerken içerdekilere selam verdiği gibi kendi evine girerken de içerdeki aile fertlerine selam verir. (24/Nûr, 27, 61; Nisâ, 86)

14)- Mü’minin her türlü hal ve hareketleri ölçülü, yapıcı ve yumuşaktır.   O,kâfirlere sert mü’min kardeşlerine merhametli davranır.  Mü’minlere karşı alçak gönüllülükle muamele eder. Yürüyüşü  mûtedildir, yeryüzünde tevazu ile yürür. Sinirlenerek ve gururlanarak  yürümez. O,ne yeri yırtabilecek ne de dağlarla boy ölçüşebilecek gücü ve kudreti olmadığının, aciz bir kul olduğunun farkındadır. (48/Fetih, 29; 5/Mâide, 54; 31/Lokman, 18-19; 17/İsrâ, 37; 25/Furkan, 63)

15)- Mü’min, sohbet meclislerinde, toplantı mekânlarında başkalarına yer açmak, gerektiğinde yer vermenin İslami nezaket anlayışının bir gereği olduğunu, buna uyanlara Cenab-ı Hakk’ın maddi ve manevi genişlik vereceğine, derecelerini yükselteceğine inanır ve öyle davranır. O her zaman  ve mekânda elinden geldiği kadar iyilik ve Müslüman kardeşinin problemini çözme ve onun yardımında olma yolunda gayret içinde olur.(58/Mücadele, 11)

16)- Mü’min, kendinden sonra gelecek neslini ve zürriyetini düşünür, onların namaz kılan muttakilere önder olan göz aydınlatıcı hayırlı nesiller olması  için dua eder.(25/Furkan, 74; 2/Bakara, 128-129; 14/İbrahim, 40)

17)- Mü’min ticari ilişkilerde verdiği sözlere ve yaptığı anlaşmalara sadık kalır; onların gereğini yerine getirir. Ahde vefa göstermenin bir vecibe  olduğunu ve yapılan ahitlerin bir sorumluluk olduğunu bilir.( 5/Mâide, 1; 2/Bakara, 177 vd.)

18)- Mü’min ihtiyacı olan kardeşine borç verir. Eğer borçlu zor durumda olursa, borcunu tahsil için onu sıkıştırmaz, müsamaha gösterir hatta imkânları müsaitse borcu bağışlar. Bunun kendi ahreti için daha hayırlı olduğunu bilir. (64/Teğabun, 17; 2/Bakara, 280)

19)- Mü’min Allah’a şirk koşmaktan, küfür ve isyandan uzak durur. İmansızlığın en büyük musibet ve kâfirlerin yeryüzünün en şerli mahlûkatı  olduğunu, müşriklerin de necis olduğunu bilir. (4/Nisa, 36; 8/Enfal, 55; 96/Beyyine, 6; 9/Tevbe, 28)

20)- Mü’min, batıl, yani İslam’ın reddettiği boş, asılsız ve yararsız inanç ve uygulamaların her türünden uzak durur. Fal oklarının ve her türlü haksız kazancın haram olduğunu ve bundan hayır beklemenin doğru olmadığını bilir. (5/Mâide, 3)

21)- Mü’min büyücülerin, Allah’ın izni olmadan, kimseye zarar  veremeyeceklerine ve kesinlikle iflah olamayacaklarına inanır. Kendisi  yönelebilecek kötülüklerden, her şeye gücü yeten ve kulların daima iyiliğini dileyen Rabbine sığınır. (2/Bakara, 103; 10/Yunus, 77; 113/Felak, 1-5)

22)- Mü’min, şeytanın açık bir düşman olduğunu bilir. Onun adımlarına uymaz, ona uyanların kötü yollara düşeceğini görür ve bundan kaçınır.( 36/Yasin, 60-61 vd.)

23)- Mü’minin kıldığı namazı onu her türlü fuhşiyat ve kötülüklerden alıkoyar. Namazlarını vaktinde kılar. Namaz dışında da namazdaki huşû halini  devam ettirmeye gayret gösterir.  Namazlarını cemaatle kılmaya âzami  gayret gösterir ve bunun içinde çaba sarfeder. Özellikle secdede büyük bir  huşu duyar, çünkü Allah’a en yakın zaman diliminin secde hali olduğunu hisseder, bilir. (29/Ankebut, 45; 2/Bakara, 238; 70/Meâric, 23; 2/Bakara, 43; 96/Alak, 19)

24)- Mü’min H.z. Peygamber (s.a.v)’in “Makam-ı Mahmud”a  erişebilmesi için tavsiye edilen gece namazı ve tilavetine özel bir itina gösterir. Gücü yettiği nispette geceyi ihya etmeye, kıyamda ve secdede geçirmeye  çalışır. Böyle yapanlara cennet; hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın  duymadığı ve kimsenin hatırına gelmeyen nice güzel nimetler hazırlandığını aklından çıkarmaz. (17/İsrâ, 79; 25/Furkan, 64; 39/Zümer, 9; 32/Secde, 17) Hz. Peygamber (s.a.v) ’in kıldığı rivayet edilen diğer nafile namazlara da devam eder. Nafile namazlara devam ettikçe Allah’a yakınlığının artacağının artacağına inanır.

25)- Mü’min infak ehlidir. Malının farz olan zekâtını verir. Malının iyisinden, kendi alırken yüzünü buruşturmayacağı kısmından verir. Ayrıca imkânları nispetinde bol bol sadaka da verir. Allah için verdiği bir danenin yedi yüz ya da onun katları kadar uhrevi bir mükâfata vesile  olacağını bilir. (2/Bakara, 3, 267, 261)

26)- Mü’minin, sadaka vermesi ya da hayır yapması için belli bir vakit söz  konusu değildir. Gece gündüz, gizli açık verdiği gibi genişlikte de darlıkta  da verir. Çünkü veren el alan elden üstündür. (2/Bakara, 274)

27)- Mü’min verirken başa kakma ve incitme gibi, amelin sevabını boşa  çıkaracak hatalardan uzak durur. Tatlı bir dil, güler bir yüz ve bağışlamanın eziyetle verilen sadakadan daha hayırlı olduğunun şuurundadır. Sadakasını ihlâslı olarak verir. (2/Bakara, 262-264, 271; Buhari, Ezan, 36; Müslim, Zekât, 91)

28)- Mü’min, Allah yolunda şehit olmayı arzu eder. Şehitlere Allah’ın büyük nimetler hazırladığını, onların bizim farkında olmadığımız bir  hayatla yaşamaya devam ettiklerini bilir. (2/Bakara, 154; 3/Al-i İmran, 169, 171)

29)- Mü’min, mü’min olmayanları dost ve sırdaş edinmez. Onların, Müslümanların hayrını istemediklerini bilakis  kötülüklerini arzu ettiklerini bilir. Kâfirleri dost edinmez. Yahudi ve Hıristiyanları da dost edinmez; onların birbirlerinin dostu olduğunun  farkındadır. (3/Al-i İmran, 118; 4/Nisa, 14; 5/Mâide, 51)

30)- Mü’min, Müslüman yöneticilere Allah’ın kitabı ve Rasul’ün sünnetine tabi oldukları müddetçe itaat eder. Onlara itaatin İslam’ın bir emri  olduğuna inanır. (4/Nisâ, 5; 60/Mümtehine, 12)

31)- Mü’min, diğer insanların hayrına olan  faaliyetlerden uzak durmaz. Bu cümleden olarak daima “Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker”de bulunur. (22/Hac, 41; 3/Al-i İmran, 104-110)

32)- Mü’min işlerini hep istişare ile yapar. Önemli kararları alırken mutlaka istişareye ehil kimselerin müzakerelerine müracaat eder. Özellikle idareci olan mü’min, devlet işlerini baskı, keyfi idare tarzı ile yürütmemek; aksine gerekli durumlarda kararları, doğru görüş ortaya koyabilecek şahısların görüşlerini dikkate alarak oluşturmak için istişareyi asla ihmal etmez. (42/Şûrâ, 38; 3/Al-i İmran, 159)

33)- Mü’min, insanlar arasında adaletle hükmeder, adaletle hükmedilmesine yardımcı olur. Bu hususta asla haksızların savunucusu olmaz. Dâima adaleti yerine getiren, Allah için şâhitlik eden kimselerden  olur. Kendisinin, ana babasının veya akrabasının aleyhine bile olsa; şahitlik  ettiği kimseler zengin veya yoksul da olsalar adâletten asla ayrılmaz. (4/Nisâ, 58, 105, 135; 38/Sa’d, 26)

34)- Mü’min, idari işlere emanetin mutlaka ehline verilmesine, işlerin başına mutlaka ehil kimseler getirilmesine çalışır. Bu konuda üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye gayret gösterir.(4/Nisâ, 58; Buhari, Ahkâm, 7; Müslim, İmare, 15)

35)- Mü’min, faiz yemez hiçbir faizli işleme karışmaz, kazancını ve ticaretini bu  pislikten uzak tutmak için bütün gücüyle mücadele eder. Dünyada Allah ve Resulüne savaş açmaktan, ahirette de şeytan çarpmış gibi kalkmaktan korkar. (30/Rûm, 39; 3/Al-i İmran, 130; 2/Bakara, 275, 297)

36)- Mü’minin ailesini muhabbet, merhamet ve koruyup kollama temeli  üzerine bina eder. Karı kocanın birbirini haramlardan koruyan bir elbise mevkiinde olduğunu bilir. Müşrik kadınla evlenmez. Mü’min bir kadın ise, hangi inanca mensup olursa olsun gayrimüslimle evlenemez. Mü’min  eşini seçerken güzellik, soyluluk veya zenginliğine oranla “dindar ve  ahlaklı olması”na öncelik verir. 30/Rûm, 21; 2/Bakara, 187, 221; Buhari, Nikâh, 15)

37)- Mü’min, ailesine, çoluk çocuğuna namazı emreder, bunda sabır gösterir. Onları ebedi cehennem ateşine sürükleyecek ve böylece sonsuz mutluluğu kaybettirecek kötülüklerden uzak tutmaya gayret gösterir. (20/Tâhâ, 132; 66/Tahrim, 6)

38)- Mü’min, yakın, uzak komşularına güven verir, iyi davranır. Onların hak ve hukukunu korur. (4/Nisâ, 36)

39)- Mü’min ana babasına iyilik yapar, merhametli  davranır, onları incitecek söz mahiyetinde “öf” bile demekten sakınır. İmkânları ölçüsünce ihtiyaçlarını karşılar. Onlar için her lahza dua eder.(17/İsrâ, 23 vd.)

Ey Rabbimiz!

Hakkıyla her dem sana gerçek manada kulluk eden “mü’min” kullarından eyle. Aile efradıyla beraber hayatının her zerresini Allah’a adayan; batıl, şer, faiz, zulüm ve haksızlık üzerine inşa edilmiş beşeri kanun ve nizamların pisliğinden muhafaza et; bütün İslam ümmetinin her ferdinin, Kur’an’a endekslenmiş pak u taze ve mana dolu bir hayatı nasip ve müyesser eyle. (Âmin)

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim