Vahiy ve Ahlak… Birey, Cemaat, Emanet

15.09.2011 15:51
Vahiy ve Ahlak… Birey, Cemaat, Emanet
“Geçmişten bugüne hiç değişmeyen argümanlarla, kendilerini cemaatler dışı ya da cemaatler üstü görenler, yaptıkları eleştirilerin mahiyetini bir kez daha düşünmelidirler.”

Vahiy ve Ahlak -II-

Bahadır Kurbanoğlu / Haksöz-Haber

Birey, Cemaat, Emanet

Bir önceki yazımızın sonunda "Kur'an'da İnsanın Özellikleri" konusunu pratikte de yakından hissettiğimiz meselelerin vuzuha kavuşturulması yolunda irdelemeye başlayacağımızı ve bu yolu takip ederken de öncelikle nelerden kaçınmamız, neleri yapmamamız, neleri kimlik edinmememiz gerektiği üzerinde Kur'an-ı Mübine dayanarak işlemeye çalışacağımızı belirtmiştik. Ancak bazı zorunluluklar, bu makaledeki konuları öne almamız gerektiğini hissettirdi. İnşallah zihinsel, kimliksel ve pratik ifsad meselesine ve bu konunun bizleri nerelere savurabileceği hususlarına bir sonraki yazımızda somut anlamda değinmeye çalışacağız.

***  

İnsan başıboş yaratılmadığı gibi, doğuştan tabula rasa, yani bembeyaz, bomboş bir sayfa gibi, sonradan edineceği tecrübeleri depolamak üzere robot gibi kurgulanmamıştır. Aksine insana akıl, bilgi ve irade bahşedilmiş, emanet yüklenmiş, yeryüzünün halifesi sıfatıyla (Bakara 2/30), sorumlu tutulabileceği ve hesaba çekilebileceği -tabiri caizse- bir hamurla yoğrulmuştur. (Ahzab 33/72)

"Nefse ve ona birtakım kabiliyetleri verip de iyilikleri ve kötülükleri ilham edene..." (Şems 91/7-8) ve "Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör" (İnsan 76/3) gibi ayetler insanın fıtratında yer alan bu bilgiye işaret ettiği gibi, Hz. Âdem’e öğretilen kelimelerle işaret olunan farlılık da (melekler başta olmak üzere, diğer canlılar) insana verilen değer, öğretilen bilgi, yüklenilen emanet ve sorumlu tutulacağı iradeye de işaret eder.

Konumuz bunları benzer ayetler ve felsefi tartışmalarla açımlamak olmasa ve bu tartışmaların detaylarıyla değil, pratik anlamları ve pratik 'ahlak'la olan ilişkisi üzerinde durmayı arzulasak da bazı hususların düşünsel zeminde irdelenmesi kaçınılmaz olmaktadır. Nitekim bir sonraki yazımızda detaylandıracağımız üzere, Rabbimizin arzuladığı 'insan' hedefinin önünde ne gibi engellerin oluşabileceği ve bu engellerin hafifsenmesi durumunda her türlü cemaatsel pratiklerde ne gibi ifsad unsurlarının yaygınlaşıp bizi biz olmaktan ve hedeflerimizden (Allah'ın bizlere öğrettiği hedeflerden) nasıl uzak kalınıp, fitne ve ifsadın hem kendi nefislerimizde hem de toplu yapıp etmelerimizde yaygınlaşıp bizi bu ahlakî amaçlardan nasıl uzaklaştırabileceğini irdelemeye çalışacağız.

Bu noktada emanet bize bahşedilen nimetleri ve 'insan'ın misyonunu kapsaması açısından anahtar mesabesindedir. Çünkü emanet, hem hilafet misyonunu ortaya koyması hem de insana bahşedilen akıl, irade, bilgi, her şeyin kendisinin emrine verilmiş olması gibi niteliklerle birlikte aynı zamanda nimetle ilişkilidir. İnsana doğuştan bahşedilen bu nimetler, insanın kendi kazancıyla elde ettiği kabiliyet ve donanımlar değildir. İlginçtir ki, belki de bu yüzden "dağların, göklerin ve yerin yüklenmediği" bu emanetin insan tarafından yüklenildiğini bize bildiren aynı Ahzab Suresi, 72. ayeti kerimede, aynı zamanda insanın cahil cesareti ve nankörlükle malul olduğunun da altını çizer. Yani (...)

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim