Vahiy, Bütüncül Bir Ahlak Yapısı İnşa Eder

13.09.2011 15:24
Vahiy, Bütüncül Bir Ahlak Yapısı İnşa Eder
Ahlaki bütünlüğün kaybolduğu iklimlerde hakikatin sadece bir yönünü gösteren ve çoğunlukla da bir süre sonra hakikatin üzerini örten bir sapmanın yaşanılması kaçınılmazdır.

VAHİY ve AHLAK

Bahadır Kurbanoğlu / Haksöz-Haber

İslam'ı ideolojilerden ayıran temel saikler vardır. En başta bizatihi Allah (cc) tarafından bir rasul (Hz. Peygamber) vasıtasıyla inzal olmuş olması, onun ilahi yönünü ortaya koyar ki, en önemli ayrım noktasına işaret eder. Bunun ardından 'ahlak'ın geldiğini düşünüyorum. Yani birincil özellik tüm insanlığa inzal olmuş olması, ikincil en önemli ayrım da bütüncül bir ahlak yapısı inşa etme amacıdır.

İslam alimleri/düşünürleri, muharref geleneğin hata ve sapmalarından müslümanları çekip alabilmek için İslam'ın iki temel yönüne dikkat çekmişlerdir.

a) İlahi yön

b) Beşeri yön

a) İlahi yön, inzal edilmiş vahye, yani temel kaynak olan Kur'an'ın ilahiliğine işaret eder. Bu tartışmasız bir hakikati temsil eder. Eğer bu konuda herhangi bir şek, şüphe olursa, bu İslam'ın ilahi bir din olmadığının da işareti olur. Bu durumda insan üretimi ideolojilerden bir ideolojiyi konuşmak ve yaşamaktan farkımız kalmaz. Vazettiği ilkeler başta olmak üzere, tüm kıssalar, meseller, insana dair olan ne varsa zanni konuma düşer. Allah'ın sıfatları başta olmak üzere, yüce yaratıcıyı tanımlayan kelimeler, insan zihninin ürünü olarak yerini alır. Yani bir nevi çağın gereklerine uygunluk iddiasıyla üretilmiş bir ideoloji konumuna düşer. Bu anlamıyla, eğer İslam'ın bu ilahi yönü ve bu ilahi yöne insanın imanı söz konusu olmazsa, İslam'ın tüm insanlığı ilgilendirdiği iddiası da kof bir iddia durumuna düşer ve vahyin kendini tanımlamasına yönelik tenakuzlar ortaya çıkar. Nitekim, Rabbimizin tüm inananlardan talep ettiği, gayba ait olan ve hiçbir zaman insanlık tecrübesi ve akılla ulaşamayacağımız iman konuları da anlamını yitirir. Hakikatte de tarih boyunca bu ilahi yön, inzal olmuşluk, vahiy meleği, vahyin kaynağı konuları, -istisnalar dışında- tartışma konusu olmamıştır.

b) Beşeri yön ise kaynağı Allah olan vahyin hayata yönelik yorumlanma biçimleriyle alakalıdır. Bu, 'insanlık tecrübesi', 'ümmet tecrübesi' gibi şekillerle vasıflandırılabilir. Bu tecrübe de her ne kadar "insana ait olan zan içerir, dolayısıyla, kökeni ilahi de olsa, sonuçta bu öğretiyi de insan yorumlamakta ve hayata geçirmektedir. Bu da her tecrübeyi, her toplumsal yapıyı, her bireyi eşit derecede sorumlu ve yetkin kılan bir duruma işaret etmektedir" şeklinde yorumlanabilse de muharreflik ve marufluk olarak tanımlayabileceğimiz ortak tecrübeler, ortak akli üretimler, yaşanmışlıklar, bu birikime belli bir usul ya da usuller dairesinde yaklaşılması gerekliliğini de tarihi tecrübeler ışığında ortaya koymuştur.

Aslında bahsettiğimiz bu 'usule dayanma' meselesi de akil insanların ve ekollerin kendilerinden önceki üretimleri es geçemeyeceklerinin bir nişanesi olarak tarih boyunca hep varolmuştur. Bu bir nevi inşa mıdır? Eğer yozlaşan, dağılan, yitirilen şeylerin ardından geliyorsa öyle de denebilir. Ama bu inşanın en önemli iddiası vahiyden mülhem, üretilmiş olan vahye yaklaşım biçimlerini esas alarak, vahye bağlılığın yeniden inşasını, ıslahını, ihyasını içermektedir. Yoksa, hiçbir usule dayanmaksızın "Ben böyle bir inşayı uygun gördüm; tarihi tecrübelere de (maruf dahil) ihtiyacım yok!" şeklindeki istiğna içeren yaklaşım biçimleri değildir tecrübe edilmiş olan.

Peki, tarih içerisinde vahye bağlı kalmanın çabalarını üreten ihya ve inşacılar neden varolagelmiştir? Bunlar, hemen her çağda hangi endişelerle ortaya çıkmışlardır ve ortak iddiaları nedir?

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim