Uzun referandum süreci ve Öcalan'ın açıklamaları

15.05.2010 02:27

Mehmet Kamış

Bilindiği gibi Yüksek Seçim Kurulu, CHP'nin dediğini yapıp referandum süresini 120 gün olarak belirledi. Anayasa değişikliği için referandum temmuz ayında değil, eylül ayında olacak.

Böylece hem türbülansa girmiş olan CHP'ye tekrar toparlanması için zaman kazandırılmış oldu hem de Anayasa Mahkemesi'nin olaya müdahale etmesi için zaman tanındı.

Ancak öyle bir tarihe denk geldi ki hem MHP'yi hem de BDP'yi çok zor duruma düşürdü. 12 Eylül darbesinden çok büyük zararlar görmüş olan MHP tabanı da BDP tabanı da şimdi bu darbeyle hesaplaşma fırsatını kaçırmak istemeyecektir.

Durum böyle olunca önümüzdeki yaz boyunca bu iki tabanı ikna edecek eylemler göreceğimizi tahmin etmek hiç de zor değil.

Türkiye'yi daha demokratik bir ülke haline getirecek olan anayasa değişikliği sürecini baltalamak için derin güçler düğmeye bastılar. Önceki gün Eskişehir'de BDP il başkanının provokasyonların başını çekmesine bir mim koymakta yarar var.

Dün Diyarbakır temsilcimiz Aziz İstegün'ün gönderdiği haberi okuyunca da fotoğraf tamamlandı. Bu kritik süreçte Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamalar hakikaten süreci bitirmek isteyenlerin son hamle için harekete geçtiğini gösterir gibiydi. Öcalan, 31 Mayıs'a kadar bekleyeceğini, bu tarihe kadar olumlu bir gelişme olmadığı takdirde olacaklardan kendisinin sorumlu olmayacağını söylüyor. Tam zamanı öyle değil mi? 31 Mayıs artık referandum sürecinin başlayacağı, herkesin eteklerindekini dökeceği bir tarih olması bakımından da bir hayli dikkat çekici.

Öcalan ayrıca, "PKK içinde bazı gruplar devletin bazı unsurlarıyla ortak hareket ediyor, örgüt içinde bir çete anlayışı gelişti." diyor. Her ne kadar PKK içinde bir gruptan bahsetse de Öcalan'ın bu tehdit kokan açıklamaları, derin statükonun bir hayli hoşuna gidecek cinsten...

Evet; ne zaman çözüme doğru yol alınsa PKK ortaya çıkıyor ve işi içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Derin güçlerin ortadan kalkmasının önüne geçiyor ve böylece statüko yaşamaya devam ediyor. Bu anayasa sürecinde de işleri ters yüz edecek en önemli hareket PKK terörünün zıvanadan çıkmasından başka bir şey değil. Bunu bilen derin statüko ile PKK işbirliği derin devletin tartışılmasına engel olacak.

PKK terörü yok olursa MHP, tabanına 12 Eylül darbesinin değiştirilmesine neden hayır oyu verilmesi gerektiğini anlatamayacak. Parti tabanı 12 Eylül döneminde ülkücülerin işkencelerden geçtiğini, yüzlerce ülkücü gencin idam sehpalarında, hapishane köşelerinde can verdiğini hatırlayacak. 12 Eylül darbesinin ve anayasasının bütün ülkücülerin üzerinden buldozer gibi nasıl geçtiği ve onları paramparça ettiği hafızalarda tazelenince parti yönetiminin buna dayanabilmesi mümkün olmayacak. Bu nedenle en iyisi PKK terörünün artması!

Ya BDP tabanına ne demeli! Darbe ve onu takip eden yıllar boyunca 12 Eylül yönetiminin ve anayasasının en büyük acısını yaşayanlardan biri olan bu kitlenin hayırcılar safında yer almasını kim açıklayabilir? Provokatif eylemlerin derin statükodan başka kimsenin işine yaramadığını bile bile yangına benzin dökmesini BDP nasıl açıklayacak? Üstelik tabanından hangi yüzle anayasa değişikliğine hayır demesini isteyecek. Sadece terör artarsa bunu açıklayabilir.

Dolayısıyla terörün artması gizli statükocuların hepsinin işine yarayacak. Tabanlarına hayırcı cephede niçin yer aldıklarını bu yolla daha kolay açıklayabilecekler.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim