Ütopyalar tükenmeden

19.06.2008 05:56

Akif Emre

Yaşadığımız süreçte, toplumsal aidiyetimiz, dünya görüşümüz ne olursa olsun topyekün insanımızın elinden adeta gelecek tasavvurunun kaybolması durumu yaşanıyor. Büyük açılımlar büyük çatışmaları, gerilimleri ortaya çıkarsa da arkasında bunu besleyen büyük umutlar vardır.

Birbiriyle her alanda çatışan bir toplum görüntüsü veriyoruz. Bu çatışma farklı gelecek umudunun ve tasavvurlarının çatışmasından kaynaklanmıyor ne yazık ki. Öyle olsaydı keşke. Bu müthiş bir dinamizm getirebilirdi. Kaos ortamları önemli çıkışlara gebedir genelde.

Türkiye'de batıcılık adına memleketin tüm dinamiklerini kontrol etmeye alışkın daha çok kendilerine Kemalist görüntüsü veren belli seçkinler grubunun başlangıçta şu veya bu şekilde bir ütopyaları vardı. Tepeden inme yöntemlerle ülkeyi batılılaştıracaklarına, medeniyet değişimini gerçekleştireceklerine inanıyorlardı. Bugün ulusalcılık, laikçilik parantezine sıkışan bu kadroların etkinlikleri devam etse de geleceğe ilişkin hiçbir tasavvurları kalmamıştır. Bir gazetenin okuyucu yorumuna yansıyan ifadeler sadece bu kesimi değil geniş anlamda laikçi seçkinlerin ruh halini yansıtıyor: yüz yıl geriye gitmektense darbeyle yirmi yıl geriye gitmeye razı olma hali…

Bu hal, bir tür ters/ten ütopya örneği olarak okunabilir.

Ütopyalarını terk etmiş bir etkin ve seçkinler kitlesinin gelecek tasavvurunun travma durumunun yansımasıdır. Gönüllü olarak özgürlüklerinin, gelecek umudunun gasp edilmesi hali. Geleceğini özgürlüklerin gasbında, toplumunun geri götürülmesinde arayan bir seçkinci psikoloji ile karşı karşıyayız. Bu karamsar hal belli kesimleri çok saldırgan yapabilir. Toplum psikolojisi açısından son derece tehlikeli bir durum.

Diğer tarafta geçen yazıda değindiğim modern toplumlara özgü ters/ten ütopya örneği olarak insanların muhayyel gelecek vaatleri adına özgürlüklerinden, haklarından vazgeçmeye ikna ediliş süreci gittikçe toplumun geniş kesimlerinde içselleştiriliyor. Söz konusu olan modernitenin toplumların gelecek tasavvurunu tüketmesinden daha vahim bir durum söz konusu. Postmodernitenin bu bunalımı aşma çabasının güdüklüğü bir yana bu ülkenin kültüründe, ait olduğu medeniyetin, Müslüman bilincinin bunalımı aşma imkanlarını yepyeni umut olarak taşınması gerekirken, bu kaynakların tüketilmesi geleceğin karartılmasından başka bir şey değil.

Batıcı seçkinlerin medeniyetimizin imkanlarına yabancılaşması yeni bir tespit değil. Onların varlık nedenleri İslam'ın bu toplumun geçmişinde oynadığı rol gibi geleceğinde de belirleyici olmasının önüne set çekmekti. Bu “toplum mühendisliği”nden bizar olan geniş kitlelerin önüne konulan siyasi, kültürel bariyerler seçkinlerin tükenen gelecek umutlarıyla birlikte mağdurları da ütopyalarından uzaklaştırdı, sıg pragmatizme hapsetti. Bu ülkenin vicdanı, hafızası ve geleceği olma iddiasındaki bir düşünce adına yola çıkanların sığ pragmatizme zorlanmaları mağlupları sahte zaferlere sürükledi. Ya da sahte zaferlerle avunmalarına yol açtı.

Bu durumda Türkiye de üç türlü ters/ten ütopya ortaya çıkardı. Modernitenin kaçınılmaz sonucu olarak ters/ten ütopya: kitleler egemen siyasal ve toplumsal kültürün bir sonucu olarak ütopyalarından vaz geçerek; hayatlarının her alanının muhayyel bir korkudan korunmak adına denetlenmesine razı olmalarının kaçınılmaz hal alması durumu. Özgürlüklerinden, insani taleplerinden beslenen korkuları ve kaçınılmaz kabul edilen alışkanlıkları nedeniyle vazgeçmeye yatkınlaştırılmaları. Tanrılaştırdıkları korku ve tutkuları adına temel insani haklarının gasbına razı olmakta sakınca görmemekteler.

Bir başka durum ise ilkel modernlikler adına toplumun geleceğini karartan ters/ten ütopyalar yeryüzünde belki bize özgüdür.

Asıl altı çizilmesi gereken ütopyanın tükenişi, ters/ten ütopya sayılabilecek durum da bu ülkenin geçmiş ve geleceğinin umudu olanların bir tür gönüllülükle özgünlüklerinden vazgeçmeleri, özgünlüklerinin gasbına razı olmalarıdır.

Hepsinin üstünde bu ülkenin gelecek hayalinin gasbına razı olmayacak, ikna olmamış, kurgu bozacak bir damar her zaman olmuştur. Bunu da hiçbir zaman unutmamalı.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim