“Üşürüm yokluğunda”...

27.06.2010 00:27

Sibel Eraslan

Geçen hafta İHH yararına düzenlenmiş bir toplantıdaydık sevgili arkadaşım Demet Tezcan ile... Kadınlar kalabalığı pür dikkat Demet’in Mavi Marmara tanıklığını dinlediler. Aldığım notlar arasında gemiye binen annelerle “özlem orucuna niyetlendikleri” bilgisi var...

Bunu daha evvel kimseden işitmemiştim, Demet böyle bir fikir atmış ortaya... Yardım Gemisi açık denizlere doğru yola çıkarken, geride bıraktıkları evlatlarını elbette özleyecek anneler, böyle niyet etmişler... Sanki Ramazan orucuna niyet eder gibi, özlem orucuna niyetlenmişler...
Demet, İHH Kadın Kolları Başkanlığını yürütüyor, daha evvel gazetemizde de köşe yazarlığı yapıyordu, kalemi kuvvetli, işlek, akıcı bir edebiyatçıdır, severek okuduğumuz... Ne ki onu hep mücadelenin ve organizasyonun içindeki kimliği ile tanıdığımızdan masamdaki kitabı hakkında yazmaya pek de fırsat kalmamıştı. Gerçi Demet Tezcan daha evvel Şule Yüksel Hanımla birlikte onun hayatını konu alan bir kitap kaleme almıştı... Ama Demet’i tek başına özümseyerek okuyamamıştım kitap halinde...
Mavi Marmara tanıklarından Demet Tezcan’ın “Anne/ Üşürüm Yokluğunda” adlı kitabına bakıyorum... Annesi Cennet Teyze’nin Hakkın Rahmetine kavuştuğu günlerde ve hemen ardından gelen yalnızlık vakitlerinde ince yürekli bir kız çocuğunun, neler hissettiğini kaleme almış kitabında... Her ne kadar yayınevi tarafından “hikaye” olarak nitelenmişse de daha çok anı/otobiyografi özelliği ile çarpıcı, kişisel hayatla ilgili olduğu kadar bazı kısımlarıyla deneme diyebileceğimiz türde izlenimler bunlar... Bu izlenimleri okunur kılansa şüphesiz sahicilikleri, samimiyetleri, herhangi bir kurguya yaslanmadan, içten geldiği gibi kaleme alınmış olmaları ile ilgilidir... Kitapla ilgili bir diğer önemli ayraç ise, mütedeyyin kesimdeki kadın yazarların henüz anı ya da otobiyografi paylaşmadıkları halde, Tezcan’ın buna cesaret etmiş olması ile alakalı... Annesinin vefatı sonrasında yaşadığı medcezirleri uzun süre toplumsal öğreti ve din telakkisi olarak gördüğümüz, suskunluk, dik duruş, ağlamama gibi setlerle durdurmaya kalkan genç bir kadının öyküsü bu aslında... Tabii; fıtri olandan uzaklaşan her şeyin giderek ağırlaştırdığı yıpratım, yazarı da bulmuş... Kitap, doktorun önünde peçetelerce ağlayan bir kadının öyküsüyle başlıyor... Okuduğum kadarıyla kitap, ölüm acısıyla yüzleşmenin, hüznün ve üzüntüyü ifade edebilmenin sahiciliğine vurgu yapıyor... İçe attığımız cevapsız her şey bizi bir anafora sürüklüyor, bunda “dertleşme” dediğimiz o terk edilmiş eski kültürümüze has güzel alışkanlıklarımızın yakıcı yokluğu da etkilidir kuşkusuz.
Kitabı ölüm hakkında ibretle okudum.
Sadece ölen kişiler, kabir ve ahiret alemleri hakkında yazılmış diğer nasihat kitaplarına asla benzemiyor. Tam tersine günümüz insanının ölüm ve veda hakkındaki naif yapayalnızlığını, güçsüzlüğümüzü ve dönüş fikriyle nasıl bağdaşabileceğimizi oldukça modern deneyimlerden yola çıkarak anlattığı için önemli kitap...
“Her kaybettiğiniz tanıdık sima yalnızca kendisi gitmiyor giderken... Aslında sizden birer parça sizin hayatınızdan bir bölüm alıp gidiyor. Bir parça çocukluğunuzdan, bir parça gençliğinizden, bir parça geçmişinizden... En çok da geleceğinizden alıyor. Her giden büyüğünüz artık sizin de büyüdüğünüzü, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, ölümün büyük-küçük ayırmamakla birlikte sıradakilerin sizler olduğunu bir kez daha hatırlatıp gidiyor...”
“El vurup Yaremi İncitme Tabip” başlığında olduğu gibi bazı içli Anadolu türkülerinden beyitler, redifler alarak başlaması bölümlere... Harika olmuş. Kitaba hakim sahicilik ve samimiyet vurgusu bir kere daha artmış bu tür epigraflarla... Mekke/Medine ziyareti esnasında rüyasında müteveffa annesini görmesi, ona üç soru sorup üç cevap alması... Bana da hayli tesir etti... Tam yazmıyorum içini ki sizler de alıp okuyasınız diye...
Demet Tezcan, Mavi Marmara ile yakından tecrübe ettiği ölüm vakasını, annesi üzerinden kaleme alırken çağımız insanının tüm modern donanımlara rağmen ölüm karşısında aslında nasıl da hazırlıksız ve çözümsüz olduğunu vurguluyor... Ölüme çözüm olur mu? Elbette olmaz... Hazırlıksa elbette mümkündür... Ama ne kadar hazırlıklı olursak olalım, işte üşür evlatlar anneleri öldüğünde...
Kitap, ölüm fikrini uzaklaştırmıyor, saklayıp, süsleyip ötelemiyor tam tersine ölümün içinden geçilen bir menzil olarak hayata nasıl da bitişik olduğunu aktarıyor bize...
Çok teşekkürler Demetcim... Yüreğine sağlık, kalemine sağlık Cennet Hanım’ın kızı ve kendi evlatlarının annesi...
Demet Tezcan, Anne, İlke Yayınları, 0216 341 15 88

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim