1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Usuliddin Dersleri Sona Eriyor
Usuliddin Dersleri Sona Eriyor

Usuliddin Dersleri Sona Eriyor

Hamza Türkmen tarafından Usuliddin Dersleri başlığı ile düzenlenen seminerler dizisi 23 Nisan Çarşamba günü Şahitlik ve Islah konulu seminer ile sona erecek.

A+A-

Özgür-Der Sakarya Şubesi tarafından Haksöz Dergisi Yazarı Hamza Türkmen tarafından Usuliddin Dersleri başlığı ile düzenlenen seminerler dizisi 23 Nisan Çarşamba günü Şahitlik ve Islah konulu seminer ile sona erecek.

Kur’ani Ölçülerimiz başlığı ile yapılan seminer ile başlayan Usuliddin Derslerinde Hamza Türkmen ;

Usuliddin denilen olgunun İslam ve müslümanlar açısından büyük önem arz ettiğini sahih ve tutarlı bir usuli metoda oturmayan düşünce ve eylemlerin ise altı boş ya da ayakları havada bir niteliğe bürüneceğini ve ciddi zaaflar taşıyacağını vurgulamış ve

 “Herkes az veya çok nasıl yaratıldığı sorusunu kendine sorar. Ya yaratıcı yok insan tesadüflerin ürünüdür ya da bizi bir Yaratıcı yarattı. Mesela evrene baktığımızda aynı dünyaya uzaklığında eğilim bir derecelik farklılık dahi olsa Hollanda’da ki medcezir olayında 6 metre yükselip azalan sular belki de 60 metre belki de daha fazla olacak. Kâinat bir düzen içerisinde işliyor. Zaten pozitif bilimde de tesadüfe yer yoktur. Bu ve benzeri olaylar insanın yaratılışının tesadüf olmadığını gösterir. Her makul, hastalığı olmayan adam bir yaratıcı olduğuna inanır.”dedikten sonra

Peki, bizi yaratan Yaratıcı bizi başıboş mu bıraktı? Sorusunu soran Hamza Türkmen : “Allah elçileri aracılığıyla bize vahyi göndermiştir. Eğer vahyi gönderdiyse bizi başıboş bırakmamıştır. O halde gelen vahiy korunmuş mudur sorusu akla gelir. Allah Hicr suresi 9. ayette kuranı biz indirdik biz koruyacağız demektedir. O halde Kuran’ı nasıl anlayalım sorusu akla gelir. Şia ve Ehli Sünnet alimlerinin yazdıkları tefsir usulü kitaplarında -Arapça bilmeden-Nasuh ve mensuh ayetlerini kavramadan ve Muhkem ve muteşabih ayetlerini bilmeden Kur’an’ın anlaşılamayacağını yazmışlardır.

Mesela Arapça bilmek Kur’anı anlamak için şart mıdır? Bu soru başlı başına sorunlu bir sordur zira günümüzde herkesin Arapçayı öğrenmesi gibi bir imkana kavuşması imkansızdır. Zira Kur’anda Allah anlayısınız diye size Arapça bir kitap indirdik demektedir.Nasih ve mensuh konusunda da yine bazı kitaplara baktığımızda 300 bazısı 500 ayetin nesh edildiğini söylenir hatta ayetin ayeti nesh etmesi daha ileri götürülerek hadislerin ayetleri nesh etmesi dahi gündeme gelmektedir. Böyle bir şey olabilir mi? Kesinlik taşıyan bir bilgi zan taşıyan bir bilgi tarafından kaldırılabilr mi? Bu şekilde bir ölçü olamaz.Muhkem ve müteşabih konusunda bize gerçek ölçüyü veren ayeti kerime Ali İmran suresi 7.ayetidir. Bu ayeti kerimede mealen Rabbimiz şöyle demektedir O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.Demek ki Kuran’ın ayetlerinin anası yani herkes tarafından anlaşılabilecek ve yoruma gerek bırakmayacak kadar açık ve seçik olan Muhkem ayetler ile Müteşabih diye adlandırılan ve yorumunda Muhkem ayetlere aykırılık olmaması gereken  ayetler vardır.Bizler müteşabih ayetler hakkında derin düşünmeler tartışmalar yapabiliriz fakat hiçbir yorumumuzda Muhkem ayetlerin koyduğu ilke ve esaslara ter düşmemeliyiz.

Bu yorumsal yaklaşım da ölçü doğru konmazsa bu itikattan tutun metoda ve eyleme kadar yansımakta ve Müslümanlar birbirlerini tekfir edici yaklaşımlar içerisine girebilmektedirler.”diyerek sunumunu bitirmiş idi.

Usuliddin Derslerinin ikincisi Kuran’ın Önündeki Engeller başlığı ile gerçekleştirildi.

Bu bölümde Hamza Türkmen’in sunumunda öne çıkan başlıklar şöyle özetlenebilir:

Bu anlamda muharref gelenekçi yaklaşımlar ilk önce İslam’ın ilk yüzyılının ardından ortaya çıkan ve en büyük etkisini asıl kaynaktan kopmaya bağlanabilecek eski Yunan ve Hint felsefesinden etkilenerek dine sokulan kelami yaklaşımların zamanla kendince bir yapıyı dönüşmesi ve çok geniş anlamıyla “tasavvufi eğilimler” olarak özetleyebileceğimiz eğilimlerdir.

Müslümanların temel kaynaktan kopuşları bir anlamda belli bir noktadan farklı bir noktaya kayış şeklinde anlaşılabileceği gibi hızla ve zamansız bir büyüme gerçekleştiren İslami idarelerin ve bu idarelere bağlı geniş halk kesimlerinin İslam’a girerken daha önceden sahip oldukları kültür ve inanç etkilerini de İslam’a sokmalarıdır.Buna örnek olarak çok trajik bir şekilde İran fethini verebiliriz. İran fethinde Sasanileri kovalayan Müslümanlar onlar geri kaçtıkça kovalamışlar ve bütün bir İran’ı çok kısa bir sürede fethetmişlerdir. Müminlerin Emiri Ömer’in bunu duyunca verdiği tepki de manidardır. Zira Ömer biliyordu ki toprağı fethetmek kalpleri fethedecek önlemleri almak değildir ve ileride bu ciddi sıkıntılara yol açabilir. Aslolan toprakları fethetmek değil vahyin aydınlatıcı ışığı sayesinde kalpleri fethetmek ve kalıcı şahsiyetli bir öncü toplum yetiştirebilmektir.

İçerisinde yaşadığımız toplum ve coğrafyada ise Kuran’ın önündeki engeller denilince ilk akla gelmesi gereken ve Müslüman halkın tüm kanaat önderlerini katleden ve sindiren Kemalist rejimdir. Kur’anın önündeki engellerden olarak saydığımız hususlardan birisi de en başta saydığımız gibi “modernist yaklaşımlardır ve bunun alt başlıklarından birisi de hiç şüphesiz Kur’anın kelimelerinin yerleri ile oynayan veya Kur’anı sadece bir mana olarak algılayıp belli bir tarihi kesite hapsetmeye çalışan yaklaşımlardır. Gerçek alim vahiyden anladığını yaşama cehdi içerisinde bir arınma ve ruczdan kopma süreci yaşayan kişidir. İslam’da uzmanlık elbette vardır fakat burada kast ettiğimiz şey Kuran’ı bildikleri halde yaşama cehdi içerisine girmeyip namazsız niyazsız bir dini Neo-Kemalist bir proje olarak tekrardan halka yutturmaya çalışmaktır.”

Üçüncü dersin konusu ise Vahiy Dil ve Akletme Bağı idi.

İlk olarak kavramlar üzerinden konuya giriş yapan Hamza Türkmen vahyin gücün ve hikmetin toplandığı yerden indirildiğini ve dolayısıyla gerek evrenin durumu ve gerekse evrende meydana gelen olaylar arasında başvurulacak temel merciin vahiy olması gerektiğini vurgulayarak konuşmasına başladı.

Vahyin ilk defa yerli yerinde bir tasavvur inşasının ardından bireyin ve şahsiyetin inşasını ve bununla birlikte de toplumun ıslahını öncelediğini vurgulayan Türkmen düşünceyi üçe ayırdı. Bunları yatay (sathi) düşünce, derin düşünce ve aydın (kapsayıcı ve kuşatıcı) düşünce olarak adlandıran Türkmen;

“Yatay (sathi) düşüncenin yüzeysellik taşıdığını ve günümüzdeki gazetelerin üçüncü sayfa haberleri gibi değerlendirilebileceğini bu düşüncede vakıanın olup olmaması üzerinde kalındığını belirtti. Derin düşüncenin ise herhangi bir olayın nedensellik bağını da ele aldığını sebep sonuç ilişkisi üzerinde de durduğunu belirtti. Aydın (kapsayıcı ve kuşatıcı) düşüncenin ise sebep sonuç ilişkisi ile birlikte tarihsel kökleri ve toplumsal değişim ve dönüşüm yasalarını da göz önünde bulundurduğunu ifade eden Türkmen; hikmetli düşünebilmenin veya hikmetli düşüncenin oluşmasının en başta vakıa üzerinden yapılacak okumalarla mümkün olabileceğini” söyledi.

Gaybi Konularda Ölçü başlıklı program Usuliddin Derslerinin dördüncüsüydü.

En temelde Gaybi konularda tek ve tartışmasız ölçünün Kur’an olduğunu insanın var olduğu mevcut yapısıyla bu muazzam evrenin içerisinde bir şeyi ifade edemeyeceğini içerisinde bulunduğumuz samanyolu galaksisi bile kâinattaki yüzlerce galaksiden biridir bu galaksinin içindeki binlerce yıldızdan birinin isminin dünya olduğunu insanın da bu dünyanın içerisinde kendisine bildirilmeyen gaybi bir alanda söz söyleyemeyeceğini söylememesi gerektiğini belirterek konuşmasına başlayan Hamza Türkmen

Ancak mutlak gayb alanında sadece Rabbimizin “Gaybın anahtarları benim elimdedir” dediği alanda birtakım rivayetlerle birtakım keramet iddiaları ile söz söyleyip güya kendilerince meşruiyet oluşturup buradan hareketle kitleleri yönlendirmeye çalışıyorlar.” dedi.

Kendisinde bir kıymet görmek isteyen zihniyet bir harfine bile dokunamayacağı Kur’an’ın yanında başka kutsallarda korunmuşluklar da üretmiştir. Ve hadis adı altında itikadi alana hitap eden inanç akaid alanına hitap eden sözlere kıymet vermiştir. Oysa itikad alanında gayb alanında inanç alanında rivayetler kesinlikle delil olamaz. Bu konuda sadece delil Kur’an’ın kendisidir. Âmâ gayri metluv vahiy adı altında yani Kur’an’da yer almayan Allah’ın sözleri gibi bir pozisyonu üretmişlerdir. Bu kökten yanlıştır. Bu sapmadır. Allah’ın Kur’an’da zikrettiklerinin dışında bir vahiy daha olduğunu savunmak açıkça bir sapmadır. Islah edilmesi gerekir. Kasıtlı yapılıyorsa da bunun adı şirktir. “ şeklinde konuşmasını sürdüren Hamza Türkmen konuşmasının sonunda Yunus Suresi 36.ayeti kerime ile Necm Suresi 27 ve 28.ayetler yer alan zan ve zanni bilgi ile hususlara değindi.

Yunus Suresi 36.ayette Rabbimiz ölçüyü koymuştur ve gayb konusunda bir müslümanın nasıl düşünmesi davranması gerekir bunu belirlemiştir.

“Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir”

Ayrıca yine bununla ilgili olarak Necm Suresi 27 ve 28.ayetlerde Rabbimiz:

“Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar. Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.” demiştir.

Usuliddin derslerinin beşinci programı Resullerin örnekliği başlığı gerçekleştirildi.

Beşinci dersin özeti kısaca şu şekildeydi:

-Resuller toplumları tevhide, özgürlüğe, barışa ve adalete davet ettiler ve o değerlere uygun bir ıslahın örnekleri oldular. Resuller bu anlamıyla insanlığın ıslah önderleridir.

- Resuller insani özelliklerden bağımsız değillerdir. Tam tersine Onlar “biz de sizler gibi birer insanız” dediler. (14.11; 18.110; 41.6) Halkın içerisinde tıpkı halk gibi halkın değerlerinin içerisinde yaşadılar. Birlikte yemek yediler pazarlarda dolaştılar.

- Tebliğlerine örnekliklerine karşılık hiç kimseden hiçbir şekilde bir ücret istemediler. Yaptıkları mücadeleyi sırf Allah rızası için ve karşılığını Allah’tan bekleyerek yerine getirdiler.

- Resuller Mübin yani açık ortada anlaşılır bir mücadeleyi vahiyden aldıkları buyruklar doğrultusunda uygulamaya çalıştılar. Hiçbir zaman ima ile bir iş yapmadılar rol kesmediler söyledikleri sözlerde ve yaptıkları işlerde arkalarında herhangi bir soru işareti bırakmadılar.

- Resullerin tamamıyla alay edilmiştir ve hiçbiri şekilsel bir uygulamanın içerisine girmemiştir. - Resuller gaybı bilmezler geleceğe dair tasavvur yapamazlar, ancak kendilerine vahyolanı iletirler.

- Resuller ölümsüz değillerdir. Enbiya 34:'Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar’. Demektedir.

- Resullük kazanılacak, çok çalışarak hak edilecek bir şey değildir. Allah, resullerini kendisi seçer.

- Peygamberler kendi toplumunun dilinde gönderildi İbrahim 4: 'Biz hiç bir elçiyi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki' buyrulmaktadır.

- Resullerinde hidayete ihtiyaçları vardır. Hidayet öyle bir defa kazanıldı mı işi biten bir kavram değildir.

-Resuller adaletten sapmazlar ve hiçbir şahsa ya da kuruma karşı bir müdahanede bulunmazlar kendi ilkeleri ile var olabilmeyi ve ayakta kalarak mücadeleyi yürütmeyi denerler.

-Resuller açısından nesep yoluyla yakınlık herhangi bir fayda vermez ve Resuller tutarlı ve istikrarlı bir kimlik ile örneklik yaparlar.

-Resuller de hesap verecek olan Allah tarafından hesaba çekilecek olan kişilerdir. Rabbimiz Araf suresinde Andolsun kendilerine Resul gönderilenlere soracağız ve andolsun ki gönderilen Resullere de soracağız diyerek Resullerinde görevleriyle ilgili konularda hesaba çekileceklerini belirtmektedir.

-Allah resullerden söz almıştır.33/7 -Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer 22/75 -Allah rahmetini (resullüğü) dilediğine verir 3/73-74 16/2 40/15 -Allah resul göndermeden azap etmez.17/15 26/208 -Resuller insanları kendilerine hayat verecek şeye çağırırlar 23/32 -Resullere itaat (din ile ilgili konularda ed-din) farzdır.4/64-65,70 7/35 -Tüm Resullerle alay edilmiştir. 13/32 15/11-12 21/41 -Resulleri ve melekleri ilah edinmek küfürdür 3/80 -Resuller hep erkeklerden seçilmiştir. 12/109 -Edepsizlik yaptıkları takdirde Resullerin eşlerine iki kat azap vardır 33/30 -Resullerin eşleri müminlerin anneleridir.33/6-Hesap günü Resullere de sorgu vardır 7/6-7

Usuliddin Derslerinde altıncı program Rasul Algısındaki Yanlışlıklar idi.

Konuya Rasul ve Rasullerle ilgili olarak Kur’an’ı Kerim’den ilgili ayetlere değinerek konuşmasına başlayan Türkmen;

Zuhruf 31; Bakara 109;Rum 30; Sebe 28; Araf 179; Nahl 103; Hicr 16-18; Şuara 222-223; Bunun gibi daha birçok ayeti kerime ele alınabilir yine mesela;

Yalancı–(11/27) Deli/Mecnun–(34/8;51/52;54/9) Doldurulmuş, öğretilmiş–(16/103;25/4-6) Sapıtmış–(7/60;83/32) Çarpıtmış-(11/54) Küstah-(54/25) Ebter–(10//1-3)

Yine En’am 7; Mutaffifin 13; Ahkaf 11; Yunus 15-16; Fussilet 26; İsra 94; Ayeti kerimeleri de konu ile ilgili örneklerdir.

Tirmizi’de geçen bir rivayette (Tefsirul Kur’an 7/1) İleri gelenler “Biz seni değil bildirdiklerini yalanlıyoruz” demekteler. Demek ki rasullerin toplumlarından tepki görmelerinin en önemli sebebi bildirdikleridir yani vahiydir. Yani diyorlar ki bizim seninle bir sorunumuz yok ama şu bildirdiklerin var ya işte onlar sorun çıkarıyor. Bunu yaparak Rasul’ün vahiy ile olan bağını kopartmak istiyorlar. Diyerek sunumuna devam eden Türkmen :”İnsan fıtratı aynı olduğundan illet değişmez. Yani kendi dönemlerinde Rasullere olan itirazlar ve tepkiler neyse bugün de aynıdır. Değişen sadece araçlardır.Kur’an’da sıklıkla Rasul’e “sen onlara mühlet ver” diyerek aslında acelecilik eleştirilmekte ve merhaleci bir şekilde olayları ve gelişmeleri değerlendirmesi emredilmektedir.Rasullere aşırı ve olmayan anlamlar yükleyerek de işlevsiz hale getirenler olmuştur ve hala da bu geçerlidir. Aşırı bir yüceltme anlayışı aslında Rasul’ü hayattan kopartmak demektir.En başta istikamet vahiyden alınmayınca tüm diğer algılar gibi Rasul algısı da zafiyete uğrayacaktır.” Diyerek programını bitirdi.

23 Nisan Çarşamba günü Şahitlik ve Islah konulu seminer ile yedinci programı yapılacak olan Usuliddin Derslerinin video kayıtlarının da hazırlanması planlanıyor.Şahitlik ve Islah Semineri 23 Nisan Çarşamba günü saat 20:30 da Sakarya Özgürder Şubesi dernek salonunda yapılacak.

Haber :Sezai Arıcıoğlu-Sakarya

HABERE YORUM KAT