USA emperyalizmi için de bir kıyamet senaryosu hazırlanmazsa..

15.12.2012 20:54

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

150 yıl öncelerde, Osmanlı’nın resmî muhitlerinde, ‘Duvel-i Muazzama /Büyük Devletler’  denilmeye başlanınca.. Bunun topluma da yansıması kaçınılmazdı.. Herşeyden önce zihinlerde bir iz, bir aşağılık kompleksi// duygusu bırakıyordu, ‘Duvel-i Muazzama..’ lafı.. ‘Büyük Devletler’ öyle buyurduğuna göre, onun gücüne, sözüne bakmak, ona göre hareket etmek gerekiyordu..

Buna bir de, Fransa İmparatoru ile Rus Çarı’nın 1850’lerde ‘Tilsit Buluşması’nda, Osmanlı için, ‘Kollarımız arasında hasta bir adam var.. Onun ölümünü beklemeden, gereken hazırlıkları yapmamız gerekir.. Aksi halde, karşımıza büyük problemler çıkabilir..’  kabilinden görüşler belirttikleri, diplomasi dünyasına yansıyınca, Osmanlı’nın münevver/ aydın sayılan kesimlerinde de o meş’um âqıbet için psikolojik bir hazırlık başlamıştı bile..

Ama, bazıları yine de şüpheyle bakıyordu herhalde, o ihtimale..

Nitekim, Midhat Cemal’in mısraları meşhurdur: ‘Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl ölse de, hattâ../  Çekmez kürenin sırtı, bu tâbût-ı cesîmi..’ (Bu vatan ölmez ya, farzımuhal ölse bile, bu büyük tâbûtu, kürenin, dünyanın sırtı çekemez..)

Ama, oHasta Adam’ (L’homme Malade), Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 600 küsur yıllık muazzam geçmişine rağmen, tası-tarağıyla tarihin hamamına gönderiliyordu.. Büyük cenazeyi taşıyacak büyüklükte bir tâbut bulunamayınca, cesed parça parça edilmişti.. O parçalanışın faciaları, sancıları özellikle de, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da hâlâ da yaşanıyor..

Son zamanlarda dünyadaki bazı mahfillerde sıkça tekrarlanan Yeni Osmanlılık hayallerine gelince..

Herhalde, artık kimse yeni bir Osmanlı Devleti’nin geçmişteki gibi sahneye çıkmasını düşünmüyordur. Esasen, bu gibi durumlar uzun planlamalarla olacak şey değildir.. İleriye aid bir takım planlamalar olabilir ama, bunların aynen o şekilde gerçekleşeceğini kimse kestiremez.. Ama, o kadar büyük coğrafyalardaki temel irade, müslümanlara aid olmak üzere, çeşitli dinlerden onlarca kavimleri bir arada tutan 600 yıllık bir geçmişin etrafında oluşan kültürün ve birlikteliğin dünya siyasetindeki etkisinin hasretle hatırlanması, akıl dışı da değildir, bir duygu sapması da sayılmamalıdır..

*

2000 yıldır vatansız yaşayan yahudiler için bir yahudi devleti (Judenstaat) kurulması ideali etrafında, 1897’de Basel’de ilk kez, bir Sionist Kongre toplandığı bilinmesine rağmen, o kongreyi toplayan Theodore Herzl’in, daha sonra, Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid’in huzuruna kadar çıkacak bir yol bulabilmesindeki cür’etkârlıktan da çok, o yolun açılabilmesindeki zaaf ve gaflet, şaşırtıcıdır.

Ve aradan sadece 50 yıl geçmekteyken, 1948’de Herzl’in rüyası gerçekleşiyor ve Filistin müslüman topraklarında,  bir yahudi devleti kuruluyordu..

Ortadoğu müslüman coğrafyalarının ve toplumlarının kalbine, emperyalist-şeytanî güçlerin elbirliğiyle saplanan o hançer, hâlâ, hepimize ne büyük acılar, çektiriyor; bu ortada..

*

Çok değil, 40 yıl öncelerde Sovyetler Birliği dağılacak denildiğinde, bu, çoğumuza pek inandırıcı iddia gibi gözükmezdi.. Soğuk Savaş’ın propaganda mekanizmaları bu iddiaları her ne kadar inandırıcı şekilde anlatsalar da..

Şimdi geriye dönüp bakıldığında, Sovyetler’in tarihe karışmasının üzerinden 20 yılı aşkın bir zamanın geçtiği görülür..

Geçenlerde, Rusya lideri Vladimir Putin, ‘son yözyılın en büyük faciası, Sovyetler’in dağılmasıdır. Bunu derken, hedefimizin, Sovyetler’i yeniden diriltmek olduğu sanılmamalıdır. Ama, o uygulamanın bir arada tuttuğu toplumları ve birlikte yaşamanın kültürü etrafında yeni şartlara göre yeniden toparlamalıyız..’ diyordu..

Herhalde, Sovyetler’in dağılmasından sonra, ortaya çıkan 15 devletin pek azı, şimdiki durumundan memnun olmalıdır..

Bu bakımdan, Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilişini ve dağılmasını, müslümanların, son yüzyılın en büyük faciası olarak görmesi gibi, Putin de kendi açısından haksız sayılmazdı.. 

*

Bir zamanlar, bir uluslararası toplantıda, bir ünlü stratejist, Çin’in nasıl olup da parçalanabileceğini sözkonusu etmişti.. Doğu Türkistan, Tibet, Mançurya, İç Moğolistan, Taiwan gibi kenar semtlerde bir takım kopmalar sağlanabilse bile, asıl büyük gövdede acaba  bu birbuçuk milyara yakın dev nüfuslu ülke parçalanamaz mıydı?  Çünkü, bu durumu devam ederse, ileride dünyanın şimdiki süper güçlerinin başına belâ olabilirdi.. Aynı konu, Hindistan için de sözkonusu edilmişti..

Tabiatiyle, İran ve Türkiye gibi, problem teşkil eden ve edebilecek diğer ülkeler için de bölünme ihtimali olabilecek hassas noktalar, zincirin zayıf halkaları tesbit edilmeliydi..

Birilerini kendisine düşman gören bir güç, hasmını, rakibini altetmek için, onu nasıl parçalara ayırabileceğinin, hangi iç zaaflarını harekete geçirebileceğinin hesabını da tabiatiyle yapacaktı..

Farz-ı muhal, siz, Amerikan emperyalizmi için böyle bir plan yapmaz, hayal ve temenniler kurmayı akletmezseniz, onun dünya üzerindeki etkinliğini kabullenmiş sayılırsınız ve de dünya siyasetinde kendiniz için büyük bir hedefiniz yok demektir.. Nitekim, 40-45 yıl öncelerde Soğuk Savaş yıllarında, Amerika’nın da parçalanacağından söz edilirdi..

En başta da, siyah-beyaz mes’elesi, sayıları 30 milyon kadar olan zencilere uygulanan ayrımcılık bazıları için bir umut kapısı idi.. Ataları 150-200 yıl öncelerde Afrika’dan köle olarak getirilmiş, ‘kunta kinte’lerin ayaklanacağına dair büyük ümidler bağlayanlar vardı.. Ki, 1770’li yılların başında, Amerikan İstiklal Mücadelesi başladığında yayınlanan  İnsan Hakları Beyannamesi’nde, ‘Bütün insanlar Tanrı tarafından hür ve eşit olarak yaratılırlar’ denilmişti, ama, 1855’lerde, aradan üççeyrek yüzyıl geçmişken bile, Amerikan Kongresi’nde, insan hakları üzerine açılan bir tartışmada,  ‘Evet, insanlar hür ve eşit olarak yaratılırlar, ama, acaba kadınlar ve zenciler insan sayılacak mıdır?’  sorusu soruluyordu..

Ve 1890’larda da, Beyaz Saray’a, zamanın Amerikan Başkanı, Beyaz Saray’da verdiği bir dâvete ilk kez bir zenci’yi davet ettiğinde büyük problem olmuştu.. Bugün ise, Amerikan emperyalizmi o gaileyi büyük çapta geride bıraktı. Ve dahası, 10 yıl öncelerde bile tasavvur edilemezken, babası, Kenyalı bir müslüman olan Barack Hussein Obama isimli bir zenci, 4 yıldır, Amerikan Başkanlığı makamındadır ve yeni bir dört yıllık dönemin seçimini de kazanmıştır.. Ama, zencilerin durumunun tamamen düzeltildiği yine de söylenemez.. Yarınlarda, Obama’nın da bir varmış-bir yokmuş’a dönmesi mümkündür ve bir benzerinin iktidara gelmesini zenciler bir daha görebilirler mi; bu da öngörülemez..

Keza, yığınla bölünme sebebi aranacak olursa, Amerika’nın kendi içinde yeni ayrılık etkenlerini barındırıyordur.. Nitekim, hispanik (İspanyol asıllı) milyonların rahatsızlığı biliniyor.. Texas’daki ayrılıkçılık cereyanları da tamamen söndürülebilmiş değil.. 

Ama, bir güç, kendi bünyesindeki rahatsızlıklarla meşgul olmak yerine, dünyanın geleceğine global gömlekler biçmek sûretiyle güçlü ve karşı çıkılamaz olduğunun havasını vermeyi tercih ediyor..

*

Nitekim, son günlerde, yayınlanan bir Amerikan resmî raporunda bu bir kez daha görüldü..

11 Eylûl 2001 Saldırıları’ndan sonra kurulan ve B. Amerika’nın CIA’yi de bünyesinde bulunduran istihbarat koordinasyonundan sorumlu çatı istihbarat teşkilatı Ulusal İstihbarat Ofisi’nin (Office of the Direktor of National Intelligence’ın) 10 Aralık sabahı Washington’da açıkladığı “Küresel Trendler 2030” raporuna göre Türkiye’nin bölünme riski var.

Raporun hazırlayıcılarından Mathew Burrows, bu felaket tellallığından sonra, “Bu elbette sadece Türkiye için değil bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyecek bir gelişme. O yüzden bunun olmaması için güçlerin bir araya geldiğini göreceğiz. Bu sadece bazı durumlarda en kötü senaryoyu ele alan bir doküman. Bu da Ortadoğu için en kötü senaryo. Gerçekleşmeyecek olmasını temenni ederim..’ şeklinde konuşmuş..

Raporun “Cin Şişeden Çıkınca” başlıklı bölümünde, bölgesel güçlerin başlarına gelebilecek senaryolar da sıralanmış.. Dünyayı etkileyecek altı kötü durum senaryosundan birinde de Kürdistan’ın yükselişinin Türkiye’nin bölünmezliğine bir darbe olacağı da ifade edilmiş.

Ulusal İstihbarat Konseyi’nin aslî misyonu, Amerikan Hükümeti’ne önümüzdeki dönemde dünyayı etkileyecek trendler, yeni ortaklıklar ve riskler konusunda stratejik teoriler ve fikirler sunmak. Her 5 yılda bir yayınlanan ve gelecek 15-20’yıl üzerine öngörüler, temenniler ve varsayımlar ve stratejik ihtimalleri içeren bu raporda, önümüzdeki dönemde B. Amerika’nın dünyadaki ağırlığının azalacağı, dünya jandarması veya global polis durumundan çıkacağı, hiçbir ülkenin küresel bir hegemonya kuramayacağı savunuluyor.

Bu arada, Amerikan Başkanları ve diğer müttefikleri -Tayyîb Erdoğan ve Ahmed Davudoğlu’nun karşı çıkmasına hak verdiklerini göstermek için-, diplomatik olarak ’İslamî terör’ nitelemesinin doğru olmadığını kabul etmiş gözükseler bile, önemli bir resmî istihbarat teşkilatı olan ve başında, müslüman coğrafyaları yakından bilen Graham Fuller gibi kimselerin bulunduğu böyle bir kuruluşun hazırladığı bir raporda, ’İslamî’ diye nitelenen bir terör çeşidinden de ısrarla bahsediliyor ve 2030’larda, bu terör akımının sona erebileceği, ancak, ancak bazı devletlerin bundan yararlanmak isteyebileceği için tam olarak yok olmayacağı dile getiriliyor.

DİĞER İHTİMALLER..

Raporda, 1) Güç, ülkelere arasında paylaşılacak, 2) Dünya, demografik (nüfus yapısındaki) değişimlerden yoğun olarak etkilenecek, özellikle Avrupa’daki yaşlanan ülkeler geride kalacak, 3) Dünyada şehirlerde yaşayanlar köylerde yaşayanlardan fazla olacak ve bu da orta gelir kesiminin payının yükselmesine ve fakirliğin ve çok yüksek sınıfların genel nüfus içindeki yüzdesinin daralacağı sonucunu ortaya çıkaracak..’ gibi öngörülere de yerverilmekte.. 

Raporda dile getirilen diğer ihtimaller,  temenniler veya varsayımlar da ilginç..

* Çin ekonomisi, 20 yıldan az bir süre içinde B.Amerika’yı geçecek ve Asya kıt’ası, 2030’larda, Kuzey Amerika ve Avrupa’nın elinden, küresel güç olmayı alacak.

* Avrupa, Japonya ve Rusya’da ekonominin gerilemesi muhtemelen devam edecek.

* Bilgi şirketleri, toplumsal davranışları etkileme konusunda hükümetler kadar güçlü kılacak.

* Yeni teknolojinin gelişimi, vatandaşları hükümetlere karşı çıkmak için bir araya getirme kabiliyeti kazandırırken, hükümetlere de benzeri görülmemiş biçimde insanları izleme yeteneği sunacak.

* Büyük ihtimalle dünya önümüzdeki dönem bir siber silahlanmaya tanıklık edecek. Siber alanda uzmanlaşan bazı ferdler hizmetlerini teröristlere yüksek ücretlerle satarak, ekonomik ve finansal sisteme büyük zararlar verebilirler.

*

Evet, kendi iç mes’eleleriyle meşgul olmaktan çok, dünyanın geleceğine aid tahminleri, planları, temennileri böyle Amerikan emperyalizminin..

Ki, son 15-20 yıl içinde bile, silahlı kimselerin, özellikle de okullarda yaptıkları baskınlarda, çoluk-çocuk demeden onlarca insanı vahşice, tasavvur edilemiyecek bir çılgınlıkla katletmesinin yığınla örneklerinden bir diğeri de, 14 Aralık günü tekrar yaşandı ve 18’i çocuk olmak üzere, 27-28 insan, bir genç insanın canavarca saldırısı sonunda katledildi..

Bu facia, gerçek mânâda bir terör eylemidir, asıl terörizm budur. Çünkü, terör, silahlı kişiler veya güçler arasındaki çarpışmalar değil, toplumun dehşete düşürülmesi için, sivil, silahsız, savunmasız kesimlerin katledilmesi eylemidir..

Bu gibi terör eylemleri, büyük güç sayılan nice devletlerin iç bünyesini, gövdesini, bir ağaç kurdu gibi içten içe kemirdiğinin son bir işareti olsa gerek..

Ama, Amerikan emperyalizmi, kendi iç mes’eleleriyle meşgul olmaktan kaçmaya, toplumunun dikkatini dışarıya çevirmek taktiğine başvuruyor..

Bu gibi konulara değindikten sonra, T.C. sisteminin kendisine başkalarınca biçilen bu ’deli gömleği’ni giymek yerine, ’kendi problemlerini, milletin sahib olduğu temel inanç değerlerine göre tanzim etmesi gerekmez mi?’ diye sorabiliriz, elbette.

Daha önce defalarca değindiğimiz bu konuyu, bu vesileyle, sonraki yazıda bir kez daha ele alalım, inşaallah.. 

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim