1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...

A+A-

Hafta sonu zorlu bir kapının önündeydik yine millet olarak. Oğlumla birlikte bendeniz de bu heyecanı ve sıkıntıyı bizzat yaşayanlardanım bu sene. Gözümün önünde yaprakları titreyen birer genç fidan gibiydi hemen tüm gençler.

Çok çalışanlar ve çok çalışmayanlar, zenginler ve fakirler, analı babalı ve kimsesizler, sarışınlar, esmerler, buğdaylar... Sanki bir kıyamet veya mizan günü gibiydi okulların önleri...
Birkaç gün evvel sınava girilecek okul yerini tesbit etmek için oğlumla birlikte üniversite kampüsüne gittik. İçeri “bu şekilde” giremeyeceğimi söyledi güvenlik görevlisi. Ben de alttan alarak öğrenci olmadığımı, oğlumun sınava gireceği yeri görmek için uzaktan geldiğimizi söyledim. Lütfen arabadan hiç inmeden içeride oturun diyerek salıverdi beni genç görevli. Kampüsün uygun bir yerinde aşağı inmeden bekledim. Aşağısı kamusal alan oluyordu sanırım. Çocuklarımın önünde kimseyle dalaşmamaya özen gösteriyorum, sınav öncesi bir strese daha sebep olmak istemiyorum. Camdan seyrettim fakülte binalarını, ağaçları, fakülteler arasındaki o çok sevdiğim patika yolları, ılık güneş, bahar, çiçekler açmış, iki tane köpek, üç tane de kedi gördüm, ben olmasam da hiç olmazsa onlar serbestti, garip bir şekilde onlarla selamlaştım, sanırım alttan küreselleşme, ezilenlerin birlikteliği ya da acının yol açtığı konuksever dil dedikleri bu olsa gerek. Bu sistem, beni hayvanların müttefiki ve yol arkadaşı haline getirmiştir. Bir annenin, çocuğunun selameti için susup uslu uslu cezasını çekmesi, hiç problem çıkarmadan, ağaçlara, kütüphane binasına bakması, kütüphanede acaba kaç tane kitap vardı diye iç geçirmesi, keşke bir kez olsun içeri girip uzaktan da olsa raflara bakabilsem demesi, bir ikisinin yapraklarını karıştırıp, gençlerin neler okuduğuna bir göz atabilsem diye hayal kurması... Bir iki “şapkalı kız” da gördüm. Hain Kurtla Kırmızı Başlıklı Kız masalı geldi aklıma. Gayri ihtiyari arabanın kapısını açacak gibi oldum, koşsam yanlarına gidip tanışsam. Sonra tutsak olduğum geldi aklıma. Durdum... Sorun çıkarmamalıydım, dilimi ısırmalı, göze görünmemeli, alttan almalıydım...
Sınav günü ise, kampüsün içi ana baba günüydü. Sağolsun, üniversite yetkilileri velilerin kampus bahçesine girmelerine izin vermiş. Orada oğlumun sınava girişini beklerken, hemen İmam Hatip Liseli kızlar geldi yanıma. Birer genç kavak gibi uğultuluydu başları. Tedirgin, heyecanlı, karmakarışık bir ruh haliyle... Başlarını kapıdan içeri girerken nasıl açacaklarını henüz bilmediklerinden, bazısı ağlıyordu, bazısı kapının önünde girsem mi girmesem mi telaşında... Birisinin cebinde zemzem suyu vardı. Yüksek sesle ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. Allahım nedir bu yaşadıklarımız? Bizim çektiklerimiz yetmiyormuş gibi, şimdi sıra çocuklarımızda... Sonra çocukları sıraya sokup, tek tek kontrol ederek içeri aldılar... Dışarıda kalan aileleri görmeliydiniz... Başı açık ya da kapalı fark etmez. Anneler ceplerinden çantalarından çıkardıkları Yasinleri, Tesbihleri hızla çevirmeye başladılar. Bambaşka bir dayanışma vaktiydi bu... Herkes birbirinden dua istiyordu. O anda sanki Mizanlar kurulmuş ve herkesi bir tartı telaşı sarmış gibiydi... Kaburgalarımın arasına bir zıpkın gibi saplandı bu an... Allahım o büyük Hesap Günü’nde ne yapacağız? İmtihan olmak ne kadar da zor bir işmiş diye sarsıldım... Üniversite sınavı, hayatımızın en önemli safhası gibi duruyor. Hayat memat meselesi gibi adeta... Dünyada iyi bir halde olması için bu kadar telaşlandığımız evlatlarımızın ebedi hayatının iyi olması için ne yapıyoruz? Dünyada bu kadar zor ve stresli, ya ahrette ne yapacağız?
Şehir dışından gelmiş veliler tam techizatla varmışlar kampüslere... Yanlarındaki nevalelerden, çay termoslarından ikram ediyorlar birbirlerine. Sanki deprem günlerindeki gibi, herkes çimenlerin üstüne, bulduğu oturma yerlerine koşuşmuş... En az çocuklar kadar allak bullak yüzleri annelerin babaların... Tam bir Arasat meydanı gibi. Müzdelife gibi, insanlar yerlerinden sökülüp, sınav mahalline akın etmişler...
Fakültelerin ana giriş kapısının hemen yanında, örtülü kızların başlarını açmaları için kurulmuş baraka benzeri bir yer var. Burası daha evvel, 1997’de, “ikna odası” şeklinde de kullanılıyordu. Beyaz pimapenle kaplı yüzeyi ve içinde aynaları, aslıları var. Cesaret edip içine giremedim. Sanki adli tıp günlerim geldi gözlerimin önüne. Morg gibi, otopsi odası gibi veya gasilhaneler gibi, beyaz, soğuk ve ölümcül bir oda... Sonra, beyaz bastonlu şapkalı bir kız çıktı içinden. Gözlerinin görmediğini hemen anlıyorsunuz bastonundan. Başındaki sıkı sıkıya örtülmüş şapkasından anladığıma göre de tesettürlü... Boyunlu kazağının boyun kısmını yükselterek, değneğini yola vurdu bir iki kere.
Yürümeye başladı.
Hemen sağ tarafında yol üzerinde defne ağaçları vardı. Defne çiçeklerinin sarı pıtraklarından öyle güzel kokular yükseliyordu ki... O şapkalı kız, defne ağaçlarını göremiyordu kuşkusuz ama kokusundan tanıyordur defneleri eminim...
Tık tık tık...
Bir düş gibi... Bastonuyla ilerledi gitti...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum