Üniversite enflasyonu mu?

21.08.2008 11:41

Mustafa Erdoğan

Nihayet belli olan adaylar arasından Cumhurbaşkanı tarafından rektörlerinin atanmasıyla yeni kurulan üniversiteler gerçek anlamda ‘kuruluş’ çalışmalarına başlayacaklar. Çoğunun adı-sanı pek duyulmuş olmayan muhtemel rektörler umalım ki bu fevkaláde zor görevin üstesinden gelsinler.

Türkiye son yıllarda politik kararlarla üniversite sayısını hızla artıran bir ülke. Son kurulanlarla birlikte ‘üniversite’ sayısı yüzyirmiye yaklaşmış durumda. Türkiye gibi nüfusu 70 milyonu aşmış olan bir ülke için bu sayının çok olduğu elbette söylenemez. Yine de meselenin tartışmaya açık bazı yanları var.

İlk soru şu: Yeni bir üniversitenin kurulması münhasıran politik kararla yapılması uygun olan bir şey midir? Parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran bir siyasi parti ‘kafasına estiği gibi’ yeni üniversite(ler) kurabilmeli midir?...

Bir bakıma evet. Çünkü demokratik bir ülkede toplumsal ihtiyaçları en iyi görüp takdir edebilecek olanlar halkla doğrudan doğruya teması olan siyasi partilerdir. Hem araştırma fakiri olan hem de yüksek öğrenimli yurttaş sayısının epeyce düşük olduğu Türkiye gibi bir ülkede üniversitelerin ülke sathına yayılması ise gerçekten de toplumsal bir ihtiyaçtır. Doğru çalışmaları halinde üniversitelerin yerel toplumun kalkınmasına olduğu kadar sosyal-kültürel hayatına da hatırı sayılır katkılar yapacakları umulur. Onun için, yeni üniversiteler kurulması işinde siyasi iktidarın inisiyatif almasında prensip olarak bir yanlışlık yoktur.

Ancak bu, üniversite kurmanın sadece hükümetin inisiyatif alması ve parlamentonun kanun çıkartmasıyla gerçekleştirilebilecek bir iş olduğu anlamına gelmiyor. Bu iş çok ciddi bir teknik-profesyonel hazırlık gerektirmektedir. Siyasi iktidar nereye üniversite kurulması gerektiğini takdir edebilir, bunun için kamu bütçesinden gerekli tahsisatı yapabilir, ama bir üniversiteyi emir ve talimatla kuramaz. Bu konuda siyasi iradenin akademik uzmanlık desteğine ihtiyacı olduğu gibi, görevlendirilecek kişilerin seçiminde de mesleki başarı yanında idari yeteneğin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu her profesörün yapabileceği bir iş olmadığı için, herhangi bir profesörü rektör olarak atamak, orada sahici anlamda bir üniversite kurulacağının garantisi değildir.

Meselenin başka ve daha da önemli olan yanı ise şudur: Üniversite paradan ve teknik donanımdan önce bir kadro işidir. Araştırma ve eğitim yapabilmesi için bir üniversitenin ilk önce akademik personele ihtiyacı vardır. Yeni üniversite demek, daha işin başında bile onlarca öğretim üyesinin var olması demektir. Oysa Türkiye’de halihazırda 20’den fazla yeni üniversiteye yetecek kadar ‘ihtiyaç fazlası’ akademisyen yoktur. Esasen, bu açıdan bakıldığında bugün itibariyle mevcut olan üniversitelerin bile birçoğu henüz ‘üniversite’ değildir.

Bu nedenle, bu işte tutulması gereken doğru yol, yeni üniversitelerin yerleşik birkaç üniversite tarafından, bunların uzantısı olarak ve tedricen oluşturulması olmalıydı. Yeni kurulan üniversitelerin bazılarının arkasında kısmen böyle bir alt yapının olduğu anlaşılmaktaysa da, bunun yeterli olmadığı açıktır. Halihazırda yurt dışında doktora yapmakta olan, yeni üniversitelere tahsis edilmiş yeterli sayıda öğrenci olsaydı, belki önümüzdeki birkaç yıl içinde bu eksik bir ölçüde teláfi edilebilirdi. Ama bildiğim kadarıyla, böyle bir hazırlık da maalesef mevcut değildir.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim