1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Umut, boğuldu...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Umut, boğuldu...

A+A-

Milli Eğitim Bakanımız Nimet Çubukçu, hukukçu kimliğinin yanı sıra anne’dir. Hayatı binbir mücadele ile geçmiş bir kadın ve bir anne. Umut Balık adlı öğrencinin feci ölümü, kendisini ciddi bir üzüntüye olduğu kadar eminim ciddi bir önlemler çalışmasına da sevk edecektir... Umut’lar Ölmesin sayın Bakanım!

Uşak’ın Eşme ilçesinde Yatılı Bölge İlköğretim Okulunda öğrenim gören 10 yaşındaki Umut Balık, 23 Mart’ta kaybolmuş, tüm aramalara rağmen bulunamamıştı. Dokuz gün sonra, aramalar sonuçlandı. Okulun yaklaşık 100 metre kadar ilerisindeki fosseptik çukurundan çıktı küçük çocuğun cesedi...
Uşak Emniyet Müdürü Cafer Şahin, Umut’u arama operasyonlarını anlatırken önemli şeyler söyledi. Okulun kalorifercisi, Umut kaybolduktan 2 gün sonra, açık fosseptik çukurunun alelacele betonla örtüldüğünü söylemiş. Bunun üzerine beton kapak sökülmüş ve aranan çocuk bulunmuş! Umut’un kaybolduğu sırada, elektronik güvenlik kamerasının arızalı olduğu da ortaya çıkmış... Ne kadar doğrudur bilmiyoruz ama söylentiler arasında, yürek sızlatıcı bir taciz hadisesi de var. Umarız sorumlu kişiler bir an evvel yakalanır, yeni Umut’lar benzer şekilde boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaz...
Umut Balık’ın 10 yaşında nefessiz kalarak hayattan koptuğu bu hikayenin önemli bir arka yüzü var. Derin yaramız “yatılı okul” meselesi. Yatılı okulda gündüzlü okumuş birisi olarak bu haberi benim için özel kılan şey, hem “parasızlık” hem “yatılılık” tecrübesiyle ilgilidir. Umut Balık, niçin ailesinin yanında değil de bir yatılı okuldadır? Üstelik henüz 10 yaşında, üstelik aynı okullarda Umut’tan çok daha küçük öğrenciler de var...
Umut Balık haberini işittiğimde, Mesut Yılmaz’ın “siyasi hayatıma mal olsa da kesintisiz eğitimin mücadelesini vereceğim” sözlerini de hatırladım. İşte bu söz, Umut Balık’ların köy, kasaba ve mahallelerinden kopartılarak, çocuk kolhozlarını anımsatan “Yatılı Bölge İlköğretim Okulları” dramını başlatmıştı... Mesut Yılmaz’ın siyasi hayatının devam edip etmemesi biz sıradan insanlar için önemli bir hadise değildi kuşkusuz. Ama “kesintisiz eğitim” maksadıyla kapısına kilit vurulan binlerce köy, kasaba ve mahalle ilkokulundan sonra, “taşımalı” veya “yatılı” okul çilesi bela edilmişti binlerce çocuğun başına... Üstelik bu konudaki en büyük darbeyi de kız çocukları almıştı. Ne ki bizim feministlerin ve çağdaş yaşamcıların çok da görmedikleri, kale almadıkları bir gerçektir bu... Yedi yaşındaki bir çocuğu yaklaşık bir saat, bazen iki üç saate kadar çıktığı da bilinen bir yolculukla her gün uzaktaki bölge okuluna taşımak... Olmadı yatılı okula yatırmak... Elbette çok zor verilecek bir karardı. Bundan en ziyadesiyle kız çocukları etkilendi. Aileler, küçük kızlarını yatılı okullara göndermeyi reddetti, bir kısmı bu yüzden parçalandı, zorunlu göçe tabi olmuş pek çok aile tanıyorum bu konuda.
“Yatılı okul” çilesini çok mükemmel şartlardaki bir yatılı okulda okuduğum halde bilirim. Zaten zor bir iştir “gurbetçilik” çocuklar için. Benim zamanımda 11 yaşında “parasız yatılı” olunurdu. Şimdilerdeyse, 6.5 (altı buçuk) yaşına kadar indi bu sınır... Bizim zamanımızda sınavla “parasız yatılı” olunurdu, şimdilerde şayet köyde veya kasabada isen, yasaya göre zorunlu bir iştir parasız ve yatılı olmak...
Hangi akla, hangi pedagojiye hizmet ettiği bilinmez. Ama demek ki Mesut Yılmaz biliyormuş neye hizmet ettiğini... “Kesintisiz eğitime” karşı çıkan halka; “yarasalar” diye bağırmıştı Mesut Bey... Umut Balık’ın annesine babasına, gözü yaşlı ve tedirgin küçük arkadaşlarına bakıyorum. “Yarasa” kelimesi ruhuma batıyor...
Politik hırs ve insandan nefret, demek ki böylesi akıl almaz cinayetleri hazırlatabiliyor bazılarına... İmam Hatipleri kapatmak bahanesiyle, yurtta ne kadar köy ve kasaba ilkokulu varsa, kapılarını mühürlettiler... Çocuk kolhozları açtılar... “Yarasa” dedikleri ailelerinden kopartıp, müfredat ile dizayn edecekleri yeni bir nesil var edebilmek için... Çocukların bir kısmını taşırken yaraladılar, öldürdüler... Diğer kısmını da Umut Balık örneğinde olduğu gibi kim vurduya getiriyoruz. El birliği ile...
Umut Balık hadisesini tekil anlamda kötü yönetim, tekil anlamda taciz, salt adli/patolojik bir vaka olarak görmüyorum.
Umut Balık, kangren haline dönüşmüş “yatılı bölge ilköğretim okulu” meselemizin, nefessiz bıraktığı evlatlarımızdan, sadece birisidir...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT