Umur görmüş olmak...

02.09.2010 00:01

Atilla Özdür

Pelin hanım, Hariciye sektöründen bir aileye mensubiyetinden ötürü, dünyanın dört bucağında uzun yıllarını yaşamış ve tahsilini de oralarda tamamlamış olmalı...

*
Asker kişi olarak Hekimoğlu İsmail’in yüzelli kişi civarındaki arkadaşları New Jersey’den bindikleri bir askeri uçakla, Kuzey rotasını takiben İstanbul’a geliyorlar...
Yıllardan sene 1962 veya 63, mevsimlerden de ay itibarıyle, kasım ayı... Tayyare, soğuk ve rüzgarlı bir havada uçuşa geçiyor ve Kanada Newfoundland üzerine geldiği sıralarda motorlarından birisi arızalanıyor...
ABD Hava Kuvvetlerine ait uçak Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup subay ve astsubaylarla lebaleb dolu... Tayyare acil iniş yapıyor ve yolcular yirmişer otuzar kişilik gruplar halinde şehirdeki otellerde istirahata alınıyorlar...
Yolcuların otellerine dağıtımını takiben hemen yarım saat içerisinde yemek salonuna alınıyorlar... Masalar dörder kişilik ve her bir kişinin tabağında da buğulu dumanları kıvrım kıvrım yükseldiği görülen birer parça dana pirzolası ve beş yıldızlı açlık bastırma ritüelinde levazımat olarak masa üzerinde ne gerekiyorsa, yerlerine arz-ı endam etmişler...
Subaylardan birisinin aklına geliyor ve otel ilgilisine pirzolanın menşeini soruyor... Domuz olduğunu öğrendiğinde,
‘Excusme’yi yapıştırıyor. ‘Biz Müslümanız, haram ve yasak olduğu için yiyemeyiz’, dediği an,
‘Afedersiniz’li özür beyanı karşı taraftan geliyor. Ve devam ediyor Kanadalı otel yetkilisi,
‘Beş dakika, lütfen’...
Gerçekten de beş dakikada tüm domuzlu tabaklar üçer kalemden ibaret koyun pirzolalarını havi tabaklarla değiştiriliyor...
*
O seferde tayyarede yolcu olarak yer alanlar, Türklerle kıyaslandıklarında Kanadalıların kendilerinden hiç beklenmedik ve umulmadık pozlarla ekran aldıklarını söylüyorlar... Yolcular o geceyi Newfoundland otellerinde geçirmişler... Kanadalı otel yetkilileri ve misafirlerle yaptıkları tanışma ve meraklarını giderme konuşmalarında ise, Kanadalılardan hiçbir kimse,
“Peygamberinizin kitabında domuzu yasakladığı zamanlarda kesin ki, hijyen konusunda insanlık bugünkü teknolojik gelişmelere daha erişememişti... Sağlık sıhhat konusunda hayatı garantiye alabilmek için domuza konulan yasağın, o devrin şartları çerçevesinde gerekçesi sağlam ve mantıki olabilirdi...
“Amma şimdi, tıb ve hijyen teknolojisinde süper inkişaf ve gelişmeler yaşandı... Domuz da böylece her türlü kirinden ve pasından arındırıldı... Immhh, mis gibi pek güzel, niye yenmesin ki” tarzında bir domuzperestlik gösterisinde bulunmamış...
İlginç değil mi...
*
Bana bu hadiseyi anlatan arkadaşım Adem Özalp... Halen İstanbul Küçükçekmece’de yaşıyor... Sonra bu Adem’in bizatihi kendisi de haylice acaip... Bizler kısa pantolla mahalle aralarında çember çevirirken o bir gün bana gelmiş ve şöyle demişti,..
‘Yahu Atilacığım, bu Ahmet Hakan’a ne oluyor yahu’...
Ayaklarımda kısa pantol elimde de çember, sokak aralarında dolaştığım için, ‘Yok be Ademciğim, Ahmet Hakan iyi çocuktur’ diyerek karşılık vermiş Ahmetçilik yapmıştım...
Bizim Adem Özalp, Ahmet Hakan’ın tebdil-i mahalle edeceğini, ikametgâhını taşımadan tam iki sene evvel hissetmiş... Hiss-i kablel vuku diye acaba buna mı diyorlar...
Her neyse, 1960’lı yıllarda daha henüz YAŞ’ta yaş kemali bulmamış olmalı ki, subaylarımızın yabancı diyarlarda kendilerine sunulan hizmetlerde domuz bulaşığını sorgulama cesaret ve hassasiyeti baskı altına alınmamış...
*
Yaş yetmiş iş bitmiş derler ya, gerçekten öyle galiba... Nereden gerekti ki, yazımızın başında Pelin Batu hanımefendiden uvertür niyetiyle bahsetme gereğini duyduk, hatırlayamıyorum
‘İhtiyarlık sendromu’ deyip çıkıverin işin içinden. Haydi eyvallah...
Faks: 0224 331 89 66...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim