1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. DERGİLER

  4. Umran Dergisinin Mayıs Sayısı Çıktı!
Umran Dergisinin Mayıs Sayısı Çıktı!

Umran Dergisinin Mayıs Sayısı Çıktı!

Umran Dergisi, Mayıs 2012 tarihli 213. sayısında sosyolojinin dönüşümü ve yeni nesil sosyologları kapağa taşıdı.

A+A-

Umran dergisi Mayıs sayısında TC’nin kuruluşundan bu yana devlet merkezli, halkı aşağılayıcı, milliyetçi formatta oluşturulan Türk Sosyolojisi’nin son yıllarda yaşanan toplumsal, siyasal, kültürel değişimlerle beraber nasıl bir sürece girdiğini, artık bu dayatmacı teori ve üsluplarla, darbelere ve diktaya verdiği cevazlarla toplumsal realiteden koptuğunu gözler önüne seriyor. Artık bütün bu sürecin hilafına yeni nesil sosyologların yetiştiğine, bu gelişmenin,  yarının Türkiyesini ve İslâm dünyasını inşada, insanlığa yepyeni umutlar sunmada çok önemli bir dönemeç olduğuna dikkat çekiyor.

umran-dergisi_213_mayis2012.jpg

SOSYOLOJİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Düzenin Normalleşmesi, Siyasetin Değişimi ve Yeni Nesil Sosyologlar

Son günlerde 28 Şubat darbecilerinin birbiri ardına tutuklanması aslında Türkiye’deki değişimin mahiyetini anlamak bakımından son derece önemlidir. Bu durum sadece darbecilerin yargılanması değil, Türkiye’de süreklilik arz eden bazı yapısal sorunlardaki değişim iradesinin de açığa çıkmış olmasıdır. Bu aynı zamanda toplumsalın ve onu anlamlandıran sosyolojinin de dönüşmekte olduğunu gösterir. Ancak şunu hatırlatmakta fayda var: Postomdern darbeci Çevik Bir’e başörtüsü ve irtica meselesini Elizabeth Özdalga, Nilüfer Göle ve Nur Vergin gibi sosyologlarla konuşmasını tavsiye eden bir gazeteciye Çevik Bir asabi bir şekilde, “Bizim sosyologlara ihtiyacımız yok. Biz askeriz, komutandan talimatı alır, gereğini icra eder, tekmil veririz. Sosyologlarla, şunlarla bunlarla konuşarak kafamızı karıştırmayız” anlamında sözler sarf eder.

Modernleşme sürecinde Türkiye’deki siyasal ve sosyal düşünce sisteminin, devletiyle ve bireyi ile daima, tek’i ve bütünü aramak amacıyla yola çıktığı söylenebilir, özellikle de cumhuriyetin ilk yıllarında. Bu yüzden temel gayenin, özdeşliği ve değişmez olanı bulmak olduğu ifade edilebilir. Oysa sosyolojinin temel ilgi odaklarından birisi de toplumsal değişmedir. Türkiye’de ise, yeni kurulan bir ulus-devlet sürecinden dolayı insanların zihinsel açıdan tek hale getirilmesine neden olmaktadır. Özellikle erken cumhuriyet döneminde Türkiye’deki sosyoloji çalışmalarında amaç, iktidara yakın olmak veya iktidarın hissesinden pay almak olmuştur. Haliyle bu, toplumsalı değerlendirme noktasında ciddi sıkıntıları beraberinde getirmiştir.

Öte yandan Cumhuriyet’in, karşılaştığı her sorunu baskı ve şiddet kullanarak bertaraf etme taktiği, sadece halkla arasını açmakla kalmadı; devletin kendisinde de bir korku paranoyası başlattı. Devletin kendi varlığı için tehdit olarak kabul ettiği hususlar çeşitlenerek arttı. Bu korku paranoyası devletin bekçiliğine soyunmuş güçlere cesaret verdi. Bu güçler, 10-15 yılda bir yönetime el koyarak devlete format atmayı neredeyse alışkanlık haline getirdiler. Ama her defasında aynı formatı veriyorlardı. Asıl sorunun biraz da programın kendisinde olabileceği hiç düşünülmedi. 80’li yıllar bu anlayışın sorgulanması gerekliliği noktasında bazı girişimlere sahne oldu. 90’lı yıllar etkisiz koalisyon hükümetleri ile geçildi. Başta ekonomi olmak üzere, açılım ve çözümler tatile girdi. Bu koalisyon hükümetlerinden “Refah-Yol” hükümeti kamuoyunda bir başarı beklentisi uyandırmıştı. Ancak bu beklenti, 28 Şubat 1997 post modern darbesiyle tam bir hayal kırıklığına dönüştü. 90’lı yıllar bu nedenle, ayağa kalkan Türkiye açısından bir “Fetret devri” olarak tarihe geçti. Bu yılların tek olumlu tarafı düşünen, konuşan ve tartışan Türkiye’nin “gelecek” hakkındaki iyimserliğini sürdürmesi olmuştu.

AKP’nin 2002 seçimlerinden çok kuvvetli bir şekilde birinci parti olarak çıkması, siyasal alanın kendi gücünü kendisine hatırlatması açısından oldukça öneme sahipti. Esasında bu süreci, medya ve bazı siyasi grupların muhafazakâr kesimi hedef alarak uygulamaya soktukları 28 Şubat darbesinin rövanşı olarak yorumlamak ta mümkündür. Çünkü 2002 seçimlerinin galibi olan AKP’nin teşkilatı büyük oranda 28 Şubat darbesinin muhatabı olan Refah Partisi kadrolarından müteşekkildi. İşte bütün bu süreçlerde sosyoloji, toplumsalın anlamlandırılması noktasında gerek devlet tarafından gerekse muhalefet tarafından başvurulan kavramsal araçları sunmuştur.

Daha geniş kitlelere ulaşabilmek ve siz değerli okurlarımızın istifadesine sunmak amacıyla güncellemeye başladığımız web sitemizi (www.umrandergisi.com) ziyaret etmeniz temennisiyle yeni sayımızda buluşmak üzere. Umran

 

HABERE YORUM KAT