1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Ümmet İftarına Amasya Halkından Büyük İlgi
Ümmet İftarına Amasya Halkından Büyük İlgi

Ümmet İftarına Amasya Halkından Büyük İlgi

İHH – İnsani Yardım Vakfı Merkezi ve Amasya Temsilciliği ile, Amasya Gönüllü Kuruluşlar Birliği (Gökbir) Platformunun birlikte organize ettiği Ümmet İftarına, Amasya Halkı büyük ilgi gösterdi.

A+A-

Özellikle son yıllarda İslam dünyasında yaşanan acılar bağlamında Ümmet kavramına ve önemine, Ümmetin içinde bulunduğu sıkıntılardan çıkış yoluna ve Ümmete karşı görevlerimize vurgu yapmak amacıyla Ümmet İftarı olarak isimlendirilen iftar programı, 19 Temmuz 2014 Cumartesi günü akşamı Amasya Yavuz Sultan Selim Meydanında gerçekleştirildi.

İftar programı saat 19.00’da Özgür-Der Amasya Temsilciliğinden Veysel Şahin’in, Oruç ve Ramazan ayı ile ilgili olan Bakara Suresi 183’ten 187’ye kadar olan ayetlerin Arapça ve mealini okuması ile başladı.

İHH Amasya Temsilciliği Yetim Birimi Sorumlusu Fatih Akgül, Ümmet kavramının önemi, Ümmetin içine düştüğü içler acısı durum ve bu durumun Ümmetin Kur’andan uzaklaşması nedeniyle oluştuğu ve çözümün Kur’anı yeniden anlayarak okuma ve gereğince amel etme ile söz konusu olacağı, içinde bulunduğumuz Ramazan ayının Kur’anın indirilmeye başlandığı ay olması nedeniyle Kur’anı yeniden okuyup idrak etmek için çok önemli bir vesile olduğuna dair bir konuşma yaptı.

Akgül, Ümmetin yetim çocukları olan Suriyeli ve başka İslam diyarlarından Amasya’ya gelen muhacirlere sahip çıkmamızın Allah’ın bir emri olduğu ve onları itip kakanların Allah’a isyan ettiklerini hatırlatarak, Amasya’da bulunan muhacirlere sahip çıkalım diye sözlerini tamamladı.

Hızır-Der’den Fehmi Gider’in, Kur’an ayı olan Ramazan’ın başta Filistin ve Suriye olmak üzere Ümmetin tüm sancılı coğrafyalarındaki Müslümanların kurtuluşuna vesile olmasına dair yaptırdığı iftar duası esnasında İHH Genel Merkezi Gezici Mutfak Tırında hazırlanan yemeklerin dağıtımı yapıldı ve akşam ezanının okunmasıyla oruçlar toplu olarak açıldı.

Yoğun ilginin ve beğeninin olduğu ve Amasya’da bulunan muhacirler dahil tüm halk kesimlerinden 2000 civarında katılımcının olduğu iftara, Amasya Belediye Başkanı ile İl Milli Eğitim Müdürü de katıldı.

amasya-iftar-20140721-1.jpg

amasya-iftar-20140721-2.jpg

amasya-iftar-20140721-3.jpg

amasya-iftar-20140721-4.jpg

amasya-iftar-20140721-5.jpg

amasya-iftar-20140721-6.jpg

amasya-iftar-20140721-7.jpg

ÜMMET İFTARI KONUŞMASI METNİ

ÇAĞLARI VE DÜNYA HAYATINI AŞAN ÜMMET KARDEŞLİĞİMİZ

Biz son peygamber Muhammed (as)’a tabi olan Müslümanlar olarak yaklaşık 1,5 milyarlık İslam Ümmeti ailesiyiz. Bizim ümmet ailemiz soy, sop, cinsiyet, renk esasına değil, iman esasına, kelimeyi tevhid esasına dayanır.

Enbiya Suresi 92. ayette açıklandığı üzere, İslam Ümmeti ailemiz sadece Muhammet (as)’a uyanlarla sınırlı olmayıp, Adem (as)’dan son peygamber Muhammed (as)’a değin tüm peygamberlere tabi olanlarla aynı ümmet ailesinin fertleridir. Yani yaşayan ilk Müslümandan yaşayacak son Müslümana kadar tüm Müslümanları kapsayan tarih üstü bir ailedir İslam Ümmeti ailemiz.

İslam Ümmeti ailemiz sadece tarih üstü olmayıp, ahirette - cennette birlikteliği sonsuza kadar devam edecek olan dünya ötesi – sonsuz bir birlikteliktir. Yüce Allah Hucurat Suresi 10. ayette tüm müminlerin kardeş olduğunu bildirmiş olup, ümmet kardeşliğimiz mezarda da bitmeyip, ahirette bile devam eder.

İslam Ümmeti kardeşliği öyle bir kardeşliktir ki, cennete gidemeyen öz kardeşler hesap yerinde birbirinden kaçarken, ümmetin dünyada birbirlerini tanımayan ve farklı çağlarda yaşayan fertleri bile orada sonsuza dek cennet kardeşliğiyle yaşayacaklardır.

ÜMMETİMİZ BİR ATEŞ ÇUKURUNDA KIVRANMAKTADIR

Çok acı ve açık bir gerçektir ki, dünya çapında tek bir millet olan İslam Ümmeti olarak, son 100 yılda olduğu gibi bu yılda Ramazan Ayına ve Bayramına bir sevinç ve neşe iklimi içerisinde erişemiyoruz. Tüm dünyada ve özellikle Suriye, Filistin, Irak, Mısır, Keşmir, Myanmar, Orta Afrika Cumhuriyeti, Doğu Türkistan’da Ümmetimizin içinde bulunduğu zulümler ve katliamlar, bizim Ramazanı huzurla geçirmemize ve bayramı sevinçle beklememize imkan vermiyor.

Yüz yıl önce aynı memleketin - Osmanlının bir parçası olan Suriye’de, laik ve zorba baas rejimi şefleri katil Esed liderliğinde 3,5 yıldır Müslüman halka kan kusturmaya devam ediyor. Suriye intifadasının başladığı Mart 2011’den bu yana geçen 3,5 senede çocuk ve kadınlarla sivillerinde içlerinde bulunduğu yaklaşık 200 bin kişinin katledildiği ifade ediliyor. 200 bin civarında kişinin ise akibeti bilinmiyor.

4 milyon kişinin Suriye dışında, 6 milyon kişinin ise Suriye içinde muhacir duruma düştüğü Suriye’de, resmi ağızlarca 27 olarak ifade edilen işkence merkezinde daimi işkence gören Müslümanlar ile kaybedilen ve ortadan kaybolan Müslümanların sayısı hakkında ciddi bir rakam zikreden kimse yok. Yaklaşık 1 yıl önce ortaya çıkan 55 bin işkence fotoğrafı, işkence ile katliama uğratılan mazlumların sayısının onbinlerle ifade edilebileceğini ortaya koyuyor.

Yine yüz yıl önce aynı memleketin – Osmanlının bir parçası olan ve işgalci Siyonist İsrail isimli sözde devlet çetesi tarafından % 90’i işgal edilen Filistin gün ve gün Yahudileştiriliyor. İleride Filistin diye bir İslam beldesinin olduğunu bile hafızalardan silecek sinsi ve planlı bir proje, başta batılılar olmak üzere tüm küfür dünyası ile sözde Müslüman işbirlikçilerinin göz yumması ve gizli onayı altında adım adım gerçekleştiriliyor. Müslümanların Mekke’deki Mescidi Haramdan sonra en önemli ikinci mescidi olan Mescidi Aksa neredeyse yıkılacak ve yerine Yahudi tapınağı inşa edilecek duruma gelinmiş halde.

Bu politikaların bir sonucu olarak Ramazan ayı içinde geçen hafta İsrail’in, kimin tarafından gerçekleştirildiği bilinmeyen 3 yerleşimcinin kaçırılıp öldürülmesini bahane ederek bir haftadır Gazze’ye bomba yağdırdığını ve 300 civarında şehit verildiğine şahit olduk.

ÜMMETİMİZ KUR’ANI ANLAYARAK OKUMADIĞI İÇİN BU HALLERE DÜŞMÜŞTÜR

Ümmetimizin bu hale düşmesinin temel nedeni, Yüce Allah’ın doğru yol rehberi olarak göndermiş olduğu Kur’an’ı terk etmiş bulunmasıdır. Burada Kur’an’ı terk etmekten maksadımız, onu yalanlamak yada okumamak değildir. Kur’an’a saygı gösterme, ezberleme ve okumada ümmetimizin bir sorunu yoktur.

Ümmetimizin sorunu Kur’an’ı anlamadan okuması, onu yol gösterici bir rehber edinmek yerine, okumak ve saygı göstermekle sevap kazanılacak bir kitap olarak görmesidir. Kur’an’ı devamlı okuyan ümmetimiz, okuduğu ayetleri anlamamakta ve bu ayetlerde bulunan kendisini dünya ve ahiret kurtuluşuna iletecek hayat verici mesajlarından gaflet içinde bulunmaktadır.

Oysa namazlarımızın her rekatında okuduğumuz Fatiha Suresinde Yüce Allah’tan bizleri – tüm ümmeti gazaba uğrayanların ve sapanların yoluna değil, nimet verilenlerin yolu olan sıratı müstakime iletmesini talep ediyoruz.

Yüce Allah, Kur ’anda Fatiha Suresinden hemen sonra gelen Bakara Suresi 1’den 5’e kadar olan ayetlerinde, dünya ve ahiret kurtuluşuna götürecek sıratı müstakime iletecek doğru yol rehberinin Kur’an olduğunu bildirmekte ve bizleri Kur’an’ı anlayıp hayatımızda uygulayarak kurtuluşa davet etmektedir.

Ümmet olarak Kur’an’ı yeniden anlayarak okuyup, onun yol gösterici  mesajlarına yeniden dönmekten başka çıkış yolumuz yoktur. Dünya ve ahiret kurtuluşumuz Kur’an’ı anlayarak okuma ve anladığımız mesajları hayatımızda eksiksiz uygulamaktan geçmektedir.

ÜMMETİMİZİN KUR’ANI ANLAMAMASI NETİCESİ DÜŞTÜĞÜ YANLIŞLAR

Ümmetimiz Kur’an’ı anlayarak okumadığı için bir değil, birçok yanlışa düşmüştür. Bu yanlışlar imanla, ibadetlerle, ahlakla, sosyal hayatla, siyasetle, savaşla ve barışla ilgili hemen her alanda söz konusudur.

Ümmetimiz Kur’an’ı anlayarak okumadığından dolayı tevhidi iman anlayışı bozulmuş, ibadetlerde aşırılıklar ve noksanlıklar oluşmuş, ahlaki zafiyetler ümmeti sarmış, sosyal ve siyasal hayattan İslam neredeyse tamamen dışlanmıştır. Öyle ki pek çok İslam memleketinde sokaklarda ve kamuda İslam’ı değil, batıyı görmekteyiz bu gün.

Mezhepçilik, meşrepçilik, kavimcilik, ırkçılık, bölgecilik gibi tefrika unsurları ümmetimizi paramparça etmiş, her yerde kardeş kavgaları almış başını yürümüştür. Bunun neticesi ümmetimiz bu gün kendi içinde tüm fertleri birbiriyle kavgalı bir aile haline dönüşmüştür. Ümmetimizin fertlerinin birbirlerine verdiği zararı, ümmetimizin düşmanları olan kafirler dahi verememektedir.

ORUÇ, KUR’AN VE TAKVA AYI RAMAZAN

Bakara Suresi 184 ve 185. ayetlerde açıklandığı üzere, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ay olması nedeniyle Ramazan ayında oruç tutulması farz kılınmıştır. Bu şekilde hem Kur’an’ın indirilmesinin insanlar için önemi teyit edilmiş, hem de bu ayda Kur’anı anlayarak okuyup üzerinde tefekkür edilmek suretiyle  insanlara hakkı gösteren Kur’an mesajları üzerinde tekrar durulması –  yoğunlaşılması gerektiğine işaret edilmiştir.

Gerek bireysel olarak dünya ve ahiret kurtuluşumuz ve gerekse Ümmetimizin içinde bulunduğu zillet ve meskenetten kurtuluşunun yolu Kur’anı anlayarak okumak ve anladıklarımız mesajların gereğini yerine getirmek olan takvadan geçtiğine göre; içinde bulunduğumuz Ramazan ayı ve tuttuğumuz oruçları bu açıdan değerlendirmeli, Ramazan ayında oruç ve Kur’anı anlayarak okumayı beraber götürmeliyiz.

ÜMMETİMİZİN DERDİYLE DERTLENMEYEN ÜMMETTEN DEĞİLDİR

Komşusu açken tok yatan bizden değildir buyurmuştur peygamberimiz. Bütün Müslümanlar Ümmet kardeşi olduğuna göre, yakın yada uzaktaki kardeşlerimiz bırakın açlığı, can ve namus emniyetinden yoksunken; sinek öldürülür gibi Müslüman öldürülür, namusları kirletilirken, bizlerin huzur içinde Ramazan geçirmemiz, sevinç ve neşe içinde bayram bekleyebilmemiz elbette mümkün olamaz.

Bütün ümmet bir vücut gibi olmalıdır. Nasıl ki bir vücudun bir azası yada kısmı hastalandığında yada zarar gördüğünde bütün vücut acısını hissediyor ve hastalanıyorsa, bizlerde dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanların acısını hissetmeli, o acıları kendimiz yaşıyor gibi acı ve kaygı duymalıyız.

Aksi halde bizim Ümmetin bir ferdi olmadığımız, Ümmetin ferdi olmayanın ise Allah’ın razı olacağı bir Müslüman olamayacağı ortaya çıkar. Bu durum bizlerin keyfi kabullerinden değil, Yüce Allah’ın Kur’an’daki açık emirlerinden kaynaklanan bir durumdur ve kimse bu gerçeği değiştiremez.

ZALİMDE OLSA MAZLUMDA ÜMMET KARDEŞLERİMİZE YARDIM VAZİFEMİZDİR

Kur’andaki pek çok ayet bir yana, sadece 49.Hucurat Suresi 9’dan 13’e kadar olan ayetler bile, bizlerin ümmet anlayışımızın nasıl olması gerektiğini net olarak ortaya koymaktadır. Bir Müslüman için mezhebi, meşrebi, ırkı, devleti, memleketi, cinsiyeti asla üstünlük sebebi olamaz. Böyle anlayışlar şeytanın Adem (as) karşısındaki büyüklenmesi gibi küfür olan ve Allah’ın lanetine uğratan  çarpık anlayışlardır.

Müslüman diğer Müslümanlara mezhebine, meşrebine, cinsiyetine, ırkına, bölgesine, memleketine göre değer veremez. Müslümanın ümmetin diğer fertleri için tek değer ölçüsü, Allah’a kulluktaki samimiyet ve gayreti, Allah’ın emir ve yasaklarına sarılarak O’nun azabından korunma vesilesi olan takvasıdır. Ümmet içinde tek üstünlük kriteri takva olup, takvaca üstün bir kadın bir erkekten, bir siyah bir beyazdan, bir fakir bir zenginden, bir Rum bir Türk’ten üstündür ümmet ailesi içinde.

Nasıl ki bir ailede iyi ve kötü bireyler olsa bile o aile yine aile ise, ümmetimizde de iyi ve kötü bireyler, gruplar, kavimler olsa bile, yine ümmetimiz bir ailedir. Bizlere düşen, yanlış yapan ümmet fert, grup ve kavimlerini en güzel şekilde o yanlıştan engellemeye çalışmak; kendisine haksızlık yapılan ümmet fert, grup ve kavimlerine yardımcı olarak o haksızlığı engellemeye çalışmaktır.

Şunu idrak etmemiz gerekiyor ki, ümmet olarak ya hep birlikte kurtulacağız, yada hep birlikte bu zilleti yaşamaya devam edeceğiz. Bu nedenle aramızdaki ihtilafları bir tarafa bırakarak, müşterek olduğumuz hususlarda bir araya gelmeli, ihtilaf ettiğimiz noktalarda hakkaniyetli çözümler üreterek birbirimize katlanabilmeliyiz.

AMASYADAKİ MUHACİRLERİ SAHİPLENELİM

Şimdiye değin ümmetin içinde bulunduğu acıların yansımaları uzakta olur ve bize az yansırdı. 10 yıl önce ABD tarafından Irak’ın işgali ve 4 yıl önce gerçekleşen Ortadoğu intifadasının, özellikle Suriye kıyamının neticeleri Türkiye’ye ve hatta Amasya’ya kadar yansımıştır.

İlimizde özellikle Irak’lı ve Afganlı göçmenler bulunmakta olup, bunlar daha ziyade batı ülkelerine göçmen olarak yerleştirilmek üzere bulunmaktadırlar. Bundan sonra Suriye ve Irak’tan başka muhacirlerinde gelmesi muhtemeldir.

Hiç kimse keyfinden memleketini terk edip muhacir durumuna düşmez. Yüce Allah pek çok ayette yol oğlu olarak nitelendirdiği kişilere yardım etmeyi emretmekte, onları zekat verilecek kişiler arasında saymaktadır. Gerek Türkiye’ye ve gerekse Amasya’ya gelen tüm muhacirler öncelikle bizim Ümmet kardeşlerimizdir. Bununla da kalmayarak, canlarını ve namuslarını kurtarmak için yurtlarını terk etmek zorunda kalarak mağdur duruma düşmüşlerdir.

Bu kardeşlerimize elimizden gelen yardımı yapmak, onları koruyup kollamak imanımızın mutlak bir gereğidir. Bu muhacirlerin bazı hataları, yanlışları olabilir. Bu durumu ilgili Resmi dairelerle ve Sivil Toplum Kuruluşları ile paylaşarak düzeltmeye çalışalım. Bu tür yanlışlıklar nedeniyle bu muhacirlere saldırmak, küçümsemek ve nefret etmek, itip kakmak Allah katında çok büyük bir suçtur.

Yüce Allah yetimi itip kakanın namazını dikkate almadığını Maun Suresinde bizlere bildiriyor. Muhacirler ümmetin yetimleri olup, değil onları itip kakmak, onları doyurup barındırmaya teşvik etmekle sorumluyuz. Bizler kendi hata ve suçlarımıza rağmen Yüce Allah’ın bizi koruyup kollamasını ve bağışlamasını arzuluyorsak, muhacirlerin hata ve yanlışlarına rağmen onları koruyup kollamak ve bağışlamak durumundayız.

Merhamet etmeyene merhamet edilmez demiştir peygamberimiz. Başta muhacirler olmak üzere tüm mazlumlara ve mağdurlara merhamet edelim ki, Yüce Allah’ta bize yardım etsin.

HABERE YORUM KAT