1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. 'Uluslararası Toplumun Ciddiyetini Test Edeceğiz'
'Uluslararası Toplumun Ciddiyetini Test Edeceğiz'

'Uluslararası Toplumun Ciddiyetini Test Edeceğiz'

Al Jazeera, muhaliflere hukuki meselelerde danışmanlık da veren Av. Muhammed Sabra ile görüşmelerde izleyecekleri yolu ve taleplerini konuşmuş.

A+A-

Avukat Muhammed Sabra, muhaliflerin Cenevre'de'ki 16 kişilik müzakere heyetinde yer alıyor. Sabra, uluslararası toplumdan "vaat değil eylem" beklediklerini söylüyor. Al Jazeera, muhaliflere hukuki meselelerde danışmanlık da veren Sabra ile görüşmelerde izleyecekleri yolu ve taleplerini konuşmuş.

 

RÖP: OLA KARAKURT

 

Suriye'deki iç savaşa siyasal çözüm bulma iddiasındaki Cenevre görüşmelerine katılan muhalefet heyeti içinde, farklı uzmanlıklara sahip isimler var. Bunlardan biri olan Muhammed Sabra, Şam Kırsalı Barosu'nun eski üyesi. 2014'te yapılan Cenevre-2 sürecinde de yer alan Sabra, muhaliflerin hukuk dosyasının sorumlusu.

Sabra ile farklı grupların bir araya gelmesiyle oluşan muhalefet heyetinin nasıl karar aldığını, birbirleriyle olan ilişkilerini, uluslararası toplumdan beklentilerini ve insani durumun iyileştirilmesine dönük taleplerini konuştuk. 

Avukat Sabra, "Suriye'de barış olacaksa adil yargılamalar olmak zorunda" diyor ve burada gözlerinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) olduğunu anlatıyor.

Muhalifler olarak Riyad toplantısında farklı gruplar olarak bir araya geldiniz, birbirinize alıştınız mı?

Öncelikle muhalif terimine bir atıfta bulunmak istiyorum. Suriye’de bir devrim süreci içindeyiz. Devrimlerde muhalefet olmaz. Muhalefet istikrarlı parlamenter sistemde olur. Devrimde ise devrimci güçler olur. Bu devrimci güçler hem siyasi hem askeri süreci birlikte yürütür. Riyad toplantısı bu iki kanadı bir araya getiren ilk toplantı oldu. Riyad toplantısının sahada olan gerçekleri yansıtan bir kompozisyonu var. Devrimin başlangıcında bazı gruplarla anlaşmazlığımız vardı. O dönemde, direniş grupları hedef konusunda hemfikirdi ama bunun uygulanma yöntemiyle ilgili farklı görüşlere sahipti. Devrimin başlangıcından beş yıl sonra tüm gruplar, rejimin başvurduğu vahşeti gördükten sonra, hem hedef hem yöntem konusunda ortak bir noktaya geldi. Biz Ulusal Koordinasyon Heyeti ile hedef konusunda 2011’deki Kahire toplantısında zaten anlaşmıştık. Hedef, Suriye halkının taleplerini hayata geçirmek, yani özgür ve onurlu bir hayat kurmak. Tüm vatandaşlarının devleti olacak bir devlet kurmak. Bu hedef bizi bir araya getiren çatı oldu. Aramızda büyük bir ahenk olduğunu düşünüyorum. Aynı yöntem konusunda anlaşmamız demek aynı çalışma planı üzerinde anlaşmak demek ki bunu bugün yaşıyoruz, birlikte Cenevre’deyiz. Bizim ortak bir çalışma planımız var. Silahlı gruplar, muhalefet grupları, hepimiz bu plan konusunda hem fikiriz.

Karar alma süreciniz nasıl işliyor? Herkesin bir oyu mu var? Ortak bir karara varıncaya kadar tartışıyor musunuz?

Bütün gruplar Riyad bildirgesinin ortaya koymuş olduğu ilkelerin altına imzasını attı. Kararlar her zaman uzlaşma yoluyla alınıyor. Hedef konusunda hemfikir olduğumuz için karar almada sorun yaşamıyoruz. Biz artık eskisi gibi birbirinden farklı gruplar değiliz. Yüksek Müzakere heyeti diye bir yapı ortaya konuldu. Bu yapı içindeki farklı gruplara ortak bir beyinle çalışıyor. Rejimin karşısına oturacak müzakere heyetini belirlendi. Bu heyet de artık tek vücut olarak işliyor. İçindeki üyeler, mensup oldukları tarafları değil, Yüksek Müzakere Konseyi’ni referans alıyor.

Uluslararası toplum insani konularda ilerleme olması için söz verdi. Bu sizin için yeterli mi?

Uluslararası toplum ne zaman yükümlülüklerini yerine getirmeye karar verirse o zaman ciddiyetleri kanıtlanır. Ancak uluslararası toplum bu yükümlülüklerden kaçmak konusunda kötü bir örnek vermeye başlarsa o zaman bizi masadan uzaklaştıran onlar olur. En baştan itibaren siyasi çözümden yana olduğunu söyleyen Suriyelileri bu çözümden uzaklaştırmış olurlar. Suriye’de siyasi çözümü reddeden taraf rejimdir. Suriye krizi için ortaya konulan ilk inisiyatif olan Arap Birliği’nin inisiyatifinden itibaren Annan’dan tutun Cenevre 2’ye kadar bütün bu siyasi girişimler muhalefet tarafından kabul görmüştü. Suriye halkı da bu girişimlerin uygulanması çağrısı yapmıştı. Ancak bunu reddeden taraf rejimdi. Biz şu an uluslararası toplumun ciddiyetini test ediyoruz. İnsani meseleler Suriyelilerin talepleri değil yalnızca. Uluslararası gereklilik. Bize bir takım sözler verildi. İnsani durumun müzakerelerin bir parçası olmadığı ve uygulanması sözünü aldık. Şimdi bunların yerine getirilmesinin ciddiyetini test edeceğiz. Rejimin de bütün bu yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Biz sadece vaatler değil, eylem istiyoruz. Kuşatmaların sona erdirilmesini, tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz. Şu an ismiyle belgelediğimiz 160 bin tutuklu var. Hapishanelerdeki tutuklu kadın ve çocukları bile kapsayan büyük ihlâller söz konusu. Hiçbir askeri gerekçesi olmayan sivil yerleşim alanlarını hedef alan bombardıman var. Sarin ve klor gazı gibi yasak silahlar kullanılıyor. Bütün bunların sona ermesini istiyoruz.

İnsani durumun iyileştirilmesi ile ilgili BM’den atmasını beklediğiniz somut adımlar nedir?

Mesele, sadece insani durumun iyileştirilmesinden ibaret değil. Biz Suriye’de bir doğal afet yaşamıyoruz. Suriye’deki yıkım bir deprem sonucunda olmadı. Bizim BM’den beklentimiz, BMGK’nın kararlarının uygulanması ve rejimin savaş suçu işlemesinin engellenmesi. Roma Antlaşması'na göre kentleri kuşatmak, bir savaş suçudur. Suriye'de aç kalan siviller bir tsunami sonucunda bu hâle gelmediler. Bu meseleyi 'Suriye’de aç insanlar var' noktasına indirgememek gerek. Bu aç siviller rejimin kuşatması nedeniyle bu hâle geldi. Rejim ve ona bağlı milisler insanları kuşatarak aç bırakıyor. Dolayısıyla bu meseleyi çözmek için önce rejimin savaş suçu işlemesini engellememiz gerekiyor. Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde savaş suçu işleyenlerin engellenmesiyle ilgili maddeler var. Biz BM’den bu maddelerin uygulanmasını istiyoruz. Suriye’de yaşanan ihlâllerin dosyasının Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) intikal etmesini istiyoruz. Bu da ancak bir BMGK kararıyla gerçekleşir. Rejim, sivillere karşı açlık silahını kullanmak ve gelişigüzel bombardıman dâhil, işlediği tüm savaş suçlarının hesabını vermeli. Rejimin bu uygulamalarda hedefi halkı zorla göç ettirmek ve bölgenin demografisini değiştirmekti ki, bunun ikisi de savaş suçudur. Özetle, BMGK’dan rejimin savaş suçlarını durdurması gerektiğine dair bağlayıcı bir karar gelmeli. Yani 7. fasıl altında bir karar.

Suriye UCM’nin kuruluşuna yol açan Roma Statüsü'ne imza atmış bir ülke değil. Nasıl olacak bu?

Hayır. Suriye bir devlet olarak topraklarında işlenen savaş suçlarının araştırılmasına izin veren Roma Statüsü'ne imza atmış değil. Ancak bu UCM’nin Suriye’de savaş suçlarını soruşturamayacağı anlamına gelmez. Burada BMGK'nın bu konuda adım atması yeterli. Yani BMGK, Suriye’de işlenen savaş suçları dosyasını UCM’ye sevk etmeye yönelik bir karar alırsa Roma Statüsü engeli ortadan kalkar. Aynen Sudan’ın Darfur ihlâlleri sırasında olduğu gibi. Fransa 2014’te bu yönde bir kararı BMGK’ya sunmuştu. Bu karar Rusya’nın vetosuyla engellenmişti. 12 bin tutuklu cesedinin fotoğraflarına rağmen rejimin ihlâller dosyası UCM’ye taşınamadı. Bizim tek istediğimiz bu. Toplumsal adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Güvenlik ve istikrar ancak bununla gerçekleşir. Adalet olmadan barış olmaz. Adalet için adil yargılama süreçleri gerek.

Kaynak: Al Jazeera

Etiketler :

HABERE YORUM KAT