Ulusal Kimlik İslamsızlaştırır

07.10.2013 13:01
Ulusal Kimlik İslamsızlaştırır
Kenan Alpay'ın ulusal kimlik ve İslami kimlik kavramlarını incelediği yazısını sizinle paylaşıyoruz.

Kenan Alpay bugün kaleme aldığı yazısında Kürtçülük, Türkçülük, ulusal kimlik gibi konuları işliyor. İslami kimlik ve Kürt ulusal kimliği tartışmalarına değinen Alpay bütün ulusal ideolojilerin dışarıdan zıt görünselerde yapısal olarak birbirine benzediğini ve yine hepsinin insanı islamsızlaştırdığını ifade ediyor.

 

***

Kenan ALPAY

Kürtleri İslami Değil Ulusal Kimlik mi İlgilendirir?

Başlıkta “Kürtlük-Türklük başka Kürtçülük-Türkçülük bambaşka” diye bir not düşmeye gerek görmedik. Nedeni basit: Bütün ulusalcılar gibi Türk ve Kürt ulusalcıları da Türkçülük-Kürtçülük ideolojisi ve kadrolarına ilişkin bütün itiraz ve eleştirileri otomatik olarak etnik bir topluma düşmanlık olarak niteliyorlar.

Milyonlarca defa tekrarlayarak aradaki ayrıma dikkat çeksek de Türk-Kürt ulus ideolojisi adına hareket edenler ulusal kimlik ile etnik kimlik arasında tam bir eşitlik hatta özdeşlik kurmakta ısrar eder. Bütün ulus kimlikler, ulusalcı ideolojiler birbirine her ne kadar düşman olsalar da yapısal olarak ve varoluş mantıkları açısından çok ciddi benzerlikler gösterirler. Çünkü her biri diğerini besler, rekabet duygusuyla moral kazandırıp ayakta tutar.

Her Türk mutlaka Türkçü, her Kürt de mutlaka Kürtçü olur şartlanması ve dogmatizmi tam da budur. Böyle olunca Türkler veya Kürtler diye asırlar boyunca homojen duygu, düşünce ve ideolojiyle mücehhez kılınmış, diğerlerinden kesin hatlarla ayrışmış bir kitlenin tek meşru temsilcisi olarak konuşma yetkisini hiç kimseyle paylaşmama hakkını da garanti altına almış olurlar. Fakat oluşturulmak istenen böylesi bir imaja rağmen gerçek başkadır: Kürtlük-Türklük hiç tartışmasız Allah’ın bir ayeti olarak Türkçülük-Kürtçülük ise cehalet, kibir ve düşmanlık karakteri baskın olan şeytanın bir iğvasıdır.

Ulusal Kimlik İslamsızlaştırır

Türk ulusçuluğunun yüz yıldır bize ne kadar ağır faturalar ödettiğini şimdi burada zikretmeye gerek yok. Çünkü hali hazırda askeri darbeler ve vesayet kanunlarıyla hesaplaşarak Türkçü/Atatürkçü ideoloji ve kadroların el koydukları devlet marifetiyle ülke ve toplumu içine soktukları cendereden kurtulmaya çalışıyoruz. Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat davaları, 12 Eylül referandumu ve Hükümet tarafından açıklanan paketler kurtulmaya çalıştığımız bu cendereyi, sürecin istikametini ve kapsamını işaretliyor.

Başbakan Erdoğan tarafından 30 Eylül’de açıklanan ‘demokratikleşme paketi” öncelikle hem muhtevası hem de önü-arkası açısından gördüğü tepki itibarıyla kimin ne kadar statükocu-özgürlükçü olduğunu bir kez daha gösterdi. İlaveten İslami değerlerin üzerindeki devlet baskılarının kısmen kaldırılıyor oluşunun da “endişeli modern” çevrelerde nasıl bir panik havası oluşturduğunu daha bir aşikâr etti.

Aslında paketi değersizleştirme ortak paydasında buluşan Kemalist, sol-sosyalist, liberal ve Kürtçü cephe (özetle Gezi Ruhu’nun bileşenleri) en temelde siyaset kurumunu ve dayandığı geniş Müslüman toplum kesimlerinin meşru taleplerinin ezilmeye devam edilmesi yönünde tavır alıyorlar. Elbette bu tavır kendisini “neden pakette Kürtlerin, Alevilerin, Rumların beklentileri karşılanmadı?” gibi soruların arkasına saklayıp açık etmemeye özen gösteriyor.

Bu tarz bir soru ne kadar gerçeği yansıtıyor veya bu mantık örgüsü bize neyi ihsas ettirmeyi hedefliyor? Şimdilik Alevilerin ve Rum-Ermeni cemaatinin beklentilerini ayrı tutup ‘Kürtlerin hakkı’ meselesine odaklanalım, bakalım ne göreceğiz. Mesela BDP adına paketi değerlendiren Ahmet Türk ve Gültan Kışanak gibi tecrübeli ve üst düzey temsilcilere göre “içi boş kabak” en yaygın nitelemeydi. Kürtler yine aldatılmış, yine yok sayılmıştı. İnkâr ve asimilasyon AKP eliyle sürdürülmekteydi.

KCK Başkanı Cemil Bayık’a göre “AKP hükümeti bu paketle son kredisini harcamıştır.” Çünkü “Kürtlerin siyasi iradesini tanımayanlar Kürt sorununu çözemezler"di. (6 Ekim, Hürriyet) Sadece değersizleştirmekle kalmayıp tehdit içeren beyanatlarla Kürtler diye toplumun diğer tüm kesimlerinden büsbütün farklı, sorunları ve çözüm yolları başkalarına benzemez bir halktan bahsediliyordu.

KCK liderlerinden Duran Kalkan’ın tam da bu süreçte en absürt yolu tutarak Başbakan Erdoğan’ı Kürt sorununun çözümü noktasında benimsediği siyaset üzerinden “Kemalizmin en iyi temsilcisi” olarak niteliyordu. Ardından Başbakan Erdoğan’ı “tam da İsmet İnönü’nün burnundan düşmüş bir kişi” şeklinde tasvir ederek (6 Ekim, Özgür Gündem) gerilimi tırmandırmak, atılan adımları boşa çıkarmak üzerine hesaplar yapılıyordu. Yani paket, resmi ideolojiyi zayıflatıp tahakkümü tasfiye etmeyi değil güçlendirip tahkim etmeyi hedefliyor gibi son derece tutarsız bir isnadın altından kalkamaz bir psikolojik operasyonun nesnesine dönüştürülüyordu.

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim