1. YAZARLAR

  2. Eser Karakaş

  3. Ulusal kimlik, Fransa ve Türkiye
Eser Karakaş

Eser Karakaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ulusal kimlik, Fransa ve Türkiye

A+A-

Ulusal kimlik meselesi Fransa'da hep tartışılan bir konu; ulus kavramını üreten bir ülke olarak ulusal kimlik kavramının da bu ülkede tartışılması çok doğal.

Ancak tartışma, son zamanlarda başka boyutlara da taşınmış bulunuyor.

Güney Afrika 2009 Dünya Futbol Kupası elemelerinde Cezayir-Mısır maçından sonra Paris ve Marsilya'da yaşananlarla başladı tartışma; olaylara karışan Cezayirlilerin büyük bir bölümünün Fransa vatandaşı olması tartışmayı tetikledi.

Ama tam da bu aşamada devreye Senegal asıllı spordan sorumlu Devlet Bakanı Rama Yade girdi; 1976 doğumlu bu çok güzel, siyah tenli kadın 19 yaşında Fransa vatandaşlığına geçmiş. Rama Yade, Senegalli, ikisi de profesör anne-babanın kızı. Sarkozy hükümetlerinde önce başka bir bakanlık görevini yapıyor, şimdi ise spordan sorumlu devlet bakanı.

Cezayir-Mısır maçı sonrası Fransa'da Cezayir kökenli Fransa vatandaşlarının Cezayir lehine yaptıkları gösteriler, ilginç bir bağlamda ulusal kimlik tartışmalarını hızlandırmış bulunuyor.

Bu arada bir gazeteci spordan sorumlu devlet bakanı Rama Yade ile söyleşi yapıyor ve bu söyleşi esnasında Bakan Rama Yade, şu ilginç değerlendirmeyi yapıyor: "(mealen) Ben aslen Senegalliyim ama şu anda Fransa vatandaşıyım, Fransa'da bir bakanlık görevi yürütüyorum ama günün birinde Senegal ile Fransa savaşırsa herhalde Senegal'i tutarım."

Rama Yade'nin bu demeci, Fransa'da tahmin edileceği gibi büyük fırtına kopardı; tartışmalara Cumhurbaşkanı Sarkozy de katıldı. İsviçre'deki minare referandumu sonucu, tartışmaları daha da kızıştırdı.

Fransa'da yaşanan ulusal kimlik tartışmaları aslında Türkiye'de yaşanan ulusal kimlik tartışmalarından özünde çok farklı değil; Fransa şu anda bizim Kürt meselemize benzer bir meseleyi sıcak bir biçimde yaşamıyor ama Fransa'da da yanlış parametrelerle tartışıldığını düşündüğüm bir göçmen meselesi var.

Fransa'daki beyaz Fransızlar ulusal kimlik meselesine daha tarihsel, kültürel referanslarla bakıyorlar; Fransızcayı, Fransız kültürünü ve tarihini öne çıkarıyorlar. Gerçek beyaz Fransızların çok büyük bir bölümü katı bir laiklik geleneğinden geldikleri için Hıristiyanlık boyutunu ulusal kimlik tartışmalarına pek sokmuyorlar; ulusal kimlik meselesinde dinsel referanslar daha orta sınıfların konusu gibi duruyor.

Ancak hem daha iyi eğitimli gerçek beyaz Fransızlar hem de orta sınıflar ulusal kimlik meselesini tartışırken "yeni Fransızlara", büyük çoğunluğu Müslüman olan bu yeni vatandaşlara "Neden Fransa vatandaşlığını istediniz?" gibi bir soru sormaktan da kendilerini alamıyorlar.

Beyaz Fransızların kafasında da Fransa vatandaşlığı denen kavram biraz cumhuriyetçi laiklikten yani dinin kamusal alanda minimal görünmesinden, biraz Voltaire'den, biraz Victor Hugo'dan, biraz Racine'den, biraz Ortaçağ kurum ve kültüründen geçiyor.

Oysa, "yeni Fransızlar" için, bu kavramların, bu tarihsel ve edebî referansların büyük ölçüde pek önemi yok; onlar sadece iş ve aş, çocukları için de daha güvenli bir gelecek peşindeler.

Oysa beyaz Fransızlar ulusal kimlik için bu kadar pragmatik bir vatandaşlık bağını, iş ve aş eksenli bir ulusal kimlik bağını hiç de yeterli görmüyorlar ve daha fazlasını istiyorlar; "yeni Fransızların" ise en azından şimdilik, Victor Hugo ya da Voltaire'le ilişkileri pek gevşek. Gelecek kuşaklarda durum nasıl değişir pek bilemiyorum ama şimdilik durum böyle. Senegal kökenli bir Fransa Cumhuriyet Bakanı'nın "Senegal ile Fransa savaşırsa Senegal'i tutarım" demesi de işin cabası.

Ama burada bir noktanın da altını çizmenin gerekliliğini düşünüyorum; "Savaşta Senegal'i tutarım" diyen bir Bakan için ne Cumhurbaşkanı ne de Başbakan seslerini bile çıkarmadılar, medya da Rama Yade için bir linç kampanyası en azından bir istifa talebi dillendirmedi. Belki de Senegal ile savaşmayacaklarını bildikleri, Senegal'i pek ciddiye almadıkları içindir.

Bizde yirmi yaşında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş birinin bakan olması zaten çok zordur, olsa bile böyle bir ifade kullanan birinin bırakın bakan olarak göreve devamını, vatandaşlığı bile ciddi biçimde tehlikeye düşer idi diye düşünüyorum.

Burada üzerinde durulması gereken kavram, herhalde ulusal kimliğin tanımlanması meselesi.

Fransa ya da Türkiye gibi büyük ve çok da homojen olmayan ülkelerde tüm nüfusu kapsayacak ve tatmin edecek bir ulusal kimlik tanımı bulmak hiç de kolay değildir. Ulusal kimlik konusunu nasıl tanımlarsanız tanımlayın kanımca mutlaka birileri kendini bu tanımın dışında hissedecek ve hissettiği ölçüde de sorun çıkarmaya, kendini dışlanmış hissetmeye başlayacaktır.

Bu açıdan baktığınızda tümüyle hukuksal bağlardan ibaret bir ulusal kimlik tanımı dışında her ulusal kimlik tanımı mutlaka ama mutlaka birileri için dışlayıcı olacaktır.

Devlet ile vatandaş arasında bir hukuksal bağ niteliğinde olan vatandaşlık kavramından daha ötelere taşınan sonuçlar beklemez, ulusal kimliği bir hukuksal vatandaşlık kavramına indirebilir isek ulusal kimliğin çok daha kapsayıcı olacağı kesin.

Bu aşamada birileri ulusal kimlik kavramının yalın bir hukuk bağına, devlet ile vatandaş arasında tarihsel, kültürel ve sosyolojik kökenlerden bağımsız bir ilişkiye indirilmesine tepki gösterebilir, bu vatandaşlık anlayışını, bu tür bir ulusal kimlik tanımını anlamsız, tatsız tutsuz bulabilir.

Ama yapılması gereken galiba budur; daha doğrusu dışlanmayı minimize edebilecek yegane tanım galiba budur.

Aslında hukuksal tanımlı bir ulusal kimlik meselesini de hafife almamak lazımdır; bir ülkenin hukuksal tanımlı vatandaşı olmak istemek ve o vatandaşlıkta ısrarlı olmak da çok önemli bir aidiyet bağıdır; bu aidiyet bağının tarihsel, kültürel köklerden bağımsızlaşması söz konusu aidiyeti daha önemsiz kılmamaktadır.

Millet kavramını da yine tarihsel, kültürel köklerden bağımsız olarak bir hukuksal vatandaşlar kümesi olarak görmenin sayısız yararları olabilir; en büyük yararı ise vatandaşlık iradi, gönüllü bir ilişki olduğu sürece bu tür bir millet kavramının kimseleri dışarıda bırakmamasıdır.

Bugüne kadar Fransa'da ve özellikle ülkemiz Türkiye'de mevcut olagelen millet ve ulusal kimlik tanımlarının kimleri, hangi kesimleri dışladığına serinkanlı bir bakış atabilir isek bugün yaşanan sorunları belki daha net görebiliriz.

Bir devlet ile hukuksal vatandaşlık bağı kurmak istemek başlı başına bir aidiyet talebi demektir ve çağımızda bu talep, vatandaşlık ve ulusal kimlik için yeterli olmalıdır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT