1. YAZARLAR

  2. Roni Margulies

  3. Ulus, millet, Sakarya
Roni Margulies

Roni Margulies

Yazarın Tüm Yazıları >

Ulus, millet, Sakarya

A+A-

Bu yazının sonunda bir sürprizim var.

Ulus, millet, Sakarya hakkında yazacağım. Ve sonunda şaşıracaksınız. Ama lütfen, “Ne diyecek ya?” diye şimdiden bakmayın, zevki kaçar.

Başlıyorum, sabredin.

Modern zamanlarda, homojen bir “ulus” yaratmak için birçok başka şeyin yanı sıra, bir de mevcut topluluğun tüm üyelerinin babalarının ve atalarının arasında zamanda ve mekânda bir bağlantı olduğunu öneren uzun bir söylem öne sürmek gerekliydi.

Ulusun sözde gövdesinde nabız gibi atan böylesi bir yakın bağ gerçekte hiçbir toplumda hiçbir zaman var olmamış olduğu için, bu bağın icat edilmesi gerekti. Tarihçilerin, arkeologların ve antropologların yardımıyla, çeşitli bulgular toplandı. Bu bulgulara, deneme yazarları, gazeteciler ve tarihsel roman yazarları tarafından ciddî miktarda kozmetik güzelleştirme uygulandı.

Ve estetik ameliyatla istenen şekle sokulan bu “geçmiş”, gururlu ve yakışıklı ulusun portresi haline geldi.

Her tarih biraz mitoloji de içerir, ama ulusal tarihlerin ardında yatan mitler özellikle abartılıdır. Halkların ve ulusların tarihleri şehir meydanlarındaki beton heykeller gibi tasarlanmıştır: Yanlarından geçenin kendini cüce gibi hissetmesini sağlayan, dev, kahramanca yapılar olmaları gerekir. Ve ulusal tarih okumak, gazetelerin spor sayfalarını okumaya benzer: “Biz” ve “tüm diğerleri” arasında müthiş bir mücadele sürer.

Bir yüzyılı aşkın bir süre boyunca, bu “biz”i yaratmak, ulusal tarihçilerin ve arkeologların tüm çalışmalarının amacı oldu.

Bir örnek vereyim.

Bir insan kalabalığı, kendi ulusunun, bir peygamber bir dağın başında Tanrı’yla teşrik-i mesaide bulunduğu günden beri var olduğuna inanıyor. Ve kendileri, ulusun o günkü fertlerinin doğrudan ve safkan torunları. Ve bu ulus, binlerce yıl önce, baskı ve zulüm altında yaşadığı topraklardan çıkmış, bugün yaşadığı toprakları fethetmiş ve bu toprakları zaten o dağ başında onlara Tanrı vaat etmiş ve bu topraklarda göz kamaştırıcı bir krallık kurmuşlar.

Uzun bir altın çağ sonrasında, topraklarından sürülmüşler. Ve iki bin yıl sürmüş bu sürgün.

Ama dünyanın en eskisi olan bu ulus, bu kadar uzun zaman başka ulusların arasında yaşamasına rağmen, başkalarıyla karışmamış, asimile olmamış, ulusluğunu kaybetmemiş!

Yemen’den Fas’a, İspanya’dan Rusya’ya, krallıklardan imparatorluklara, cumhuriyetlerden diktatörlüklere birçok ülkede yaşamış bu ulus. Ve bu ülkelerin sınırları ve rejimleri ve tüm nitelikleri değişedururken, bu ulus hiç değişmemiş.

Ulusun tüm parçacıkları, aralarında sıradağlar ve denizler ve millî sınırlar varken ve her bir parçacık bambaşka toplumsal ve ekonomik ve tarihsel koşullarda yaşarken ve iki bin yıl boyunca kendi aralarında hemen hemen hiç ilişki kuramazken, hiç değişmeden, hiç farklılaşmadan, bütünlüğünü hiç kaybetmeden durmuş!

“Ulan, taş olsa duramaz!” diyeceğim, ama durmuş işte!

Biri İspanyolcadan bozma bir dil konuşmuş yüzyıllarca, biri Arapça, biri Almancadan bozma bir dil. Ama farklılaşmamışlar!

Biri Hollanda veya İngiltere’de Aydınlanma çağını yaşamış, biri Rus Çarlığı’nın karanlığına gömülmüş, öbürü Cezayir’de Fransız sömürgeciliğine maruz kalmış. Ama aynı kalmışlar!

Biri Amerika’da Amerikalılarla, biri İran’da İranlılarla, öbürü Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nda o imparatorluğun her türlü tebaasıyla az veya çok cinsel ilişkide bulunmuş. Hiç farketmemiş, hepsi safkan kalmış!

Ve bir gün bu değişmez ulus, bu saf millet, bu arı ırk, büyük bir coşkuyla ve çılgın tezahürat sesleri arasında nihayet Tanrı’nın kendisine ve sadece kendisine verdiği topraklara geri dönmüş. Üstelik döndüğünde, “Yahu, verecektin de, bu çöl parçası ne? Paris veya California gibi bir yer olamaz mıydı?” dememiş, memnun kalmış!

İtiraf edeyim, buraya kadar yazdıklarım, tercüme ettiğim bir alıntı. Tam olarak alıntılamadım, biraz kendimden de ekledim, ama aslen alıntı.

Bu uydurulmuş “ulus”, Yahudiler.

Bu ulusun uydurulmuş olduğunu anlatan, Tel Aviv Üniversitesi tarih profesörü Shlomo Sand.

“Yahudi Ulusu” kavramının hayalî bir kavram olması şaşırtıcı değil; bütün uluslar hayalî çünkü.

Binlerce yıllık homojen ve değişmez bir ulus oldukları masalına çoğu Yahudi’nin inanması da şaşırtıcı değil.

Şaşırtıcı olan, başka herkesin de bu masala inanıyor olması.

ronmargulies@btinternet.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT