1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ulus Kimlik ‘Siyasi Fahişe’ Üretir
Ulus Kimlik ‘Siyasi Fahişe’ Üretir

Ulus Kimlik ‘Siyasi Fahişe’ Üretir

Suriye’deki kardeşlerimize yönelik yardımlarımızı hedef alan PKK-PYD merkezli saldırılarla İran ve uzantılarının iftira ve tehditlerinin hem zamanlama hem de nitelik itibariyle olağanüstü paralellikler göstermesi tesadüf olmasa gerek.

A+A-

Ulus Kimlik ‘Siyasi Fahişe’ Üretir

Kenan Alpay

Ulus kimlik ve devlet modern çağın ürettiği ölümcül bir hastalık olarak ulaştığı bütün toplum ve coğrafyaları sebep olduğu kan ve gözyaşlarıyla acıya boğup kirletiyor. Bu ulus kimlik ve devletin Türk, Arap, Fars veya Kürt etnik unsurlar üzerine bina ediliyor oluşu karşılaştığımız çirkinlikleri hiç değiştirmiyor. Tersine her biri diğerinin kötü bir kopyası olarak tekerrür ediyor.

İnsan fıtratına uygun, ahlaki ve hukuki değerlerle mücehhez, iman ve vicdan esasları üzerine kurulu bir ulus kimlik, toplum veya devlet, yapısal olarak mümkün değildir. Tarihi tecrübe ve felsefi temeli kadar siyasi-ideolojik hedefi de esasen evrensel bir adalet ve kardeşlik duygusuna yönelik esaslı bir öfke ve düşmanlığı işaretlemektedir. Ulus kimlik ve devlet adındaki kara ütopya işte bu sebeple Âlemlerin Rabbi Allah-u Teâlâ tarafından kardeş kılınan insanları akla ve fıtrata aykırı mantık, ahlak ve davranış kalıplarıyla donatıp fanatik/dogmatik bir militana dönüştürüyor müntesiplerini.

Ulusal Çıkarın Siyasi Fahişeleri

İran-Irak savaşı sırasında bölgenin çok hızlı değişen müttefik-düşman dengesine dair Celal Talabani hakkında kendisine sorulan bir soruya dönemin İran Cumhurbaşkanı RafsancaniO, siyasi bir fahişedir” cevabını vermişti. Hiç şüphesiz hakaret dozu yüksek bu niteleme salt siyasal bir analiz olmaktan fazlasını ihtiva ediyordu. İlaveten adına “ulusal menfaat” denilen ve ahlaka karşı çıkarı, hukuka karşı zorbalığı, kardeşliğe karşı tahakkümü yücelten siyaset tarzı yani oportünizmin maalesef hızlı bir yükseliş trendinde olduğunu işaretliyordu.

Batı sömürgeciliği tarafından cetvelle çizilen sınırlar, başımıza musallat edilen işbirlikçi siyasi iktidarlar ve bir deli gömleği gibi üzerimize giydirilen resmi ideolojilerle çok ciddi bir hesaplaşmanın eşiğindeyiz. Ancak bu hesaplaşmayı ve hakkaniyete dayalı özgün bir toplumsal modeli inşa etmeyi geciktiren veya zorlaştıran bazı devşirme aktör ve söylemlerin soyundukları zavallıca roller fazlasıyla can sıkmakta. Çünkü kimi mezhebi kimi etnik kimi de ideolojik saiklerle İslam coğrafyasında oportünizme yani argodaki karşılığıyla siyasi fahişeliğe soyunan aktör ve kurumların oranında ciddi bir artış gözleniyor.

Direnişin Altın Halkası” ilan ettiği Suriye vampiri Esed-Baas cuntasıyla Devrim Muhafızları ve Hizbullah militanlarını Şebbihalarla aynı safta Müslüman halka karşı savaşmak üzere seferber eden İran, İslam inkılabı ilkelerini tümden inkâr ederek siyasi fahişelikte başrole soyunmuştur.

Başından beri İran, Rusya’ylale birlikte Esed rejimini ayakta tutmanın, Suriye’deki İslami muhalefeti çökertmenin hesabına odaklanmış durumda. Suriye’deki insani drama kayıtsız kalmayan Türkiye’yi PKK-PYD üzerinden tehdit eden, Kemalist, sol-sosyalist ve Alevi statükocu güçlerle ittifak ederek terbiye etmeye yönelen İran, siyasal açıdan iffet ve adaleti değil zulüm ve fahişeliği temsil etmektedir. Neden mi? Katliam ve tecavüzü şiar edinmiş Baas cuntasına muhalefet eden bütün İslami çevre ve söylemleri kirletmek için İran devleti ve değişik bölgelerden devşirdiği nüfuz casuslarının olağanüstü performansı bu sorunun cevabını fazlasıyla veriyor aslında.

Kelimenin tam anlamıyla iyiden iyiye bir Fars ulus devletine dönüşen İran Şiilik/Şiileştirme maskesiyle her türlü çirkin ilişki ve haramı meşrulaştırmaktadır. Fıkıhtan yoksunlaştırarak Batıniliğe boğduğu Şii/Caferi mezhebini Fars ulusal kimliğiyle mezcederek Suriye’de Arap Nasyonal Sosyalistleriyle (Baas) Türkiye’de ise hem Şeytan Ayetlerini yayınlayan Sol-Kemalistlerle hem de Kürt Ulusal hareketiyle (PKK) İslam’ın ve Müslümanların maslahatına karşı savaşa girişmiştir.

Ulusal menfaatlerini kıble edinenlerin, ulus kimliği temsil eden liderleri rehber edinenlerin siyasi manada fuhuşu/fahişeliği “diplomatik zafer” olarak pazarlayıp gurur duymasından daha doğal bir şey olamaz.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

3 Yorum