1. YAZARLAR

  2. Süreyya Su

  3. Ulus devletten çokuluslu devlete
Süreyya Su

Süreyya Su

Yazarın Tüm Yazıları >

Ulus devletten çokuluslu devlete

A+A-

Dünyada dil bazında aşağı yukarı 2500 kadar milliyet var. Eğer her yerde mantar gibi türemiş devletçiklerden oluşan ‘imkânsız bir dünyadan’ sakınmak istiyorsak, çok uluslu devlet modelini düşünmek zorundayız.

Bugün Türkiye’de çok zorlu bir geçiş noktasındayız. Çünkü geleceğimiz çok belirsiz. Türkiye, esasen çok uluslu bir ülke. Bunu kabul etmeliyiz. Çünkü içerisinde, artık siyasi bir düzlemde de ifade edildiği gibi, sosyolojik ve tarihsel anlamda güçlü bir ulusal aidiyet duygusuna sahip insanlar barındırıyor. Kürtlerde, tarihsel olarak güçlü bir ulusal aidiyet hissi var ve Türkiye, kuruluşundan beri Kürtleri tek bir devlet çatısı altında tutmaya çalışıyor. Ne yazık ki modernleşme sürecinde Avrupa’dan, tek bir hakim ulusun diğerlerini asimile ederek meydana getirdiği ulus-devlet modelini aldık. Tarihsel olarak belki bu kaçınılmazdı. Ama şimdi, görüyoruz ki, dünyanın başka yerlerinde ne kadar iyi işlerse işlesin, bu model Türkiye için işleyebilir değil. Zira farklılıklar burada bastırılamayacak kadar dirençli.

Yakın zamana kadar yöneticiler, Kürtleri Türklerin içinde asimile etmek için ısrarlı ve şiddetli bir politika uyguladılar. Zaten böyle bir politika ancak “kan ve demir”le uygulanabilirdi, öyle de oldu. Ne var ki, Kürtçe konuşan halk da asimile olmaya karşı şiddetle karşı koydu. Dolayısıyla, bugün birden fazla ulusu bir arada tutacak demokratik bir devlet modeli geliştirebilmek için açılımlar yapmaya mecbur olduk. Ama sorunlar bitmedi. Çünkü ulus-devlet modeli insanlarımızın çoğunun içine işlemiş durumda. Bu da Kürtlerden bazılarını bağımsızlık yanlısı, ulus-devlet yanlısı, ayrılıkçı yapıyor. Onlara göre özgür yaşamanın tek biçimi, kendi ulus-devletini kurmak. Dolayısıyla da, Kürtçenin ana dil olduğu ayrı bir ulus-devlete sahip olmaları gerektiğini düşünüyorlar. Türklerin içinde de bir ulusun çok sıkı birlik içinde olması, farklılıklara fazla yer verilmemesi gerektiğini düşünen insanlar var. Bu iki grup insan arasında, farklı ulusların kendileri olabileceği, açık, çeşitlilik içeren bir yapı geliştirmek çok zor bir hal alıyor.

Her dile bir devlet mi?

Bu güçlerden herhangi birisinin galip gelme olasılığı var mı, varsa bunun bedeli ne olur ya da bu ikisinin arasında demokratik bir çözüm bulunabilir mi? Bunlarla ilgili tahmin yürütmek zor; ama konuyla ilgili nihai bir karara varmak üzere olduğumuz belli. Taraflar gittikçe keskinleşiyor olsa da demokratik bir çözüm ihtimalinin zayıfladığını da söyleyemeyiz. Çünkü hem aklın hem vicdanın gösterdiği yol bu. Fakat böyle bir çözüm yolu üzerinde pek çok sorun var. Türkiye’de henüz çok uluslu bir devletin olabilirliğini tasavvur etmede muazzam güçlükler çektiğimiz gerçek. Ama dünyada bu tasavvur gittikçe yayılıyor. Dünyada dil bazında aşağı yukarı 2500 kadar milliyet var. Mantar gibi türemiş devletçiklerden oluşan imkansız bir dünyadan sakınmak istiyorsak, çok uluslu devlet modelini düşünmek zorundayız. Türkiye’de son zamanlarda oluşan kötü siyasal manzaraya rağmen, çözüm için hala büyük bir şansa sahibiz. Bu konuda yapılanların yetersizliği üzerinden muhalefet edip süreci tıkamak yerine, bunu sürdürmeye çalışmak lazım. Fakat ulus-devlet modelinin çok daha mümkün, doğal ve kaçınılmaz olduğunu düşünen her iki kesimden pek çok insan var. Bu insanlar kazandığı takdirde, ülke bölünecek; şu an önümüzde duran eşik bu.

Bugüne kadar mevcut hükümetin yaptığı açılım politikasının kaynağında, saygı gören bir kültürün ayrılık değil, bütünlük isteyeceğine dair umutlu bir görüş vardı. Bu uğurda çekimser de olsa biraz yol alındı. Fakat Kürt siyasal aktörlerinin bazılarının sergilediği tutum, bu konudaki umutları çok fazla cesaretlendirmedi. Bir de meselenin ekonomik boyutu üzerinde duruldu. Bu konuda henüz yeterli adımlar atılmamasına rağmen, görülüyor ki, sorunun iktisadi ve kültürel ayakları o kadar da çözüm açısından belirleyici değil artık. Yani Kürtlerin ekonomik olarak durumlarını sadece iyileştirmekle onların kültürel haklarından vazgeçmelerini bekleyemeyiz. Yine, bir takım kültürel hakların iadesiyle onların folklorik bir unsur olarak var kalmakla yetinmelerini de bekleyemeyiz. Siyasal özerklik konusuyla yüzleşmeden, sadece ekonomik ve kültürel reformlarla yetinilmesi kültürel farklılık sorununa bir çözüm getirmeyecektir. Mesele tamamen bir milliyetçilik çatışmasına dönüşmüş halde; Türk milliyetçiliğinin karşısında kendisi kadar güçlü bir başka milliyetçilik var ve bunlar birbirlerini besleyen dinamikler olarak işliyorlar. Dolayısıyla sorunun çözümü, aslında, iki tarafın da milliyetçilik, ulus-devlet ve benzeri iddialarından vazgeçmesine bağlı.

Kürtlerin ulus bilinci

Peki, Kürtlerin ulus bilincinin giderek daha güçlendiği bir süreçte bütünlüğü korumak için ne yapılabilir? Öncelikle, sorunun bireysel haklar düzleminde aşılabilecek halden çıktığını kabul etmeliyiz. Sorunun çözümü kolektif bir kimliğin tanınmasından geçiyor. Kendilerini bir ulus olarak gören, sömürülmüş ve ülkenin kuruluşunda hakkı yenmiş bu insanların sahip olduğu, onlarca, hatta yüzlerce yıldır birikmekte olan, içten gelen çok güçlü hisler söz konusu. Bir bakıma, bugün Türkiye geçmişte yaptığı bazı hataların bedelini ödüyor; geçmişte, Kürtçe konuşan halka yer açacak gerçek bir komşuluğun olmayışının bedelini.

Ne yapılacaksa, bu döneme ait hafızası oldukça zayıflamış bir kuşağın yetişeceği yarınlar düşünülerek yapılmalı. 90 kuşağından insanlar, yaşanan aşağılayıcı muameleleri hala anımsıyor; o zamanın hukuksuzlukları bu insanların hatırlarında. Bu nedenle, bunların çoğu, son derece sert ayrım yanlıları. Eğer, demokratik açılım ruhu devam eder, Kürtler nezdinde kendilerini özgür hissettikleri bir koşul sağlanırsa, gelecek kuşaklar üzerinde farklı bir algı oluşabilir. Öyleyse, çözüm için gelecek kuşakların imgelemini yakalayabilecek bir vizyon gerekiyor. Şu an, özerklik yanlıları, kendi otonomilerinde yapabileceklerini anlatan ütopik hayallerle dolu yeni bir devletin cömert vizyonunu sunuyorlar. Başka bir rüya daha var: İçinde gerçek bir çeşitliliği barındıran, farklılıklara açık bir toplumun rüyası. Yarın olacaklar, son kertede hangi rüyanın ya da vizyonun gelecek kuşakların imgelemini ateşleyeceğine çok bağlı. Gerçekten sonucu belirleyecek olan şey bu; ama çeşitliliği savunan insanlar, böyle bir vizyonu dile getirmekte pek başarılı değiller. Argümanlarını ekonomik maliyet gibi şeyler üzerinden kuruyorlar ve kağıt üzerinde tezleri güçlü görünüyor. Ama bu tezin hala zihinleri ve gönülleri kazandığı söylenemez. Mesele, çok uluslu bir yapı içinde yaşama ilişkin bir vizyon üzerinde tartışılmaya devam etmelidir.

susureyya@gmail.com

STAR 

YAZIYA YORUM KAT