Uludere’de Mücessemleşen Ruh ve Mantık

02.01.2012 02:08
Uludere’de Mücessemleşen Ruh ve Mantık
“İstihbarat aldık o halde ateş serbest!” mantığının hukuk devletinde yeri var mı? İstihbarat ne zaman adil bir yargılama oldu da ona dayanarak yerine getirilen toplu infazlara hukuken ve vicdanen meşruiyet kazandırılıyor?

Kenan Alpay; Uludere katliamını ve sonrası yapılan açıklamaları analiz ediyor:

Uludere’de Mücessemleşen Ruh ve Mantık

Uludere’nin Ortasu yani Roboski köyünde ikamet edip sınır ticaretiyle geçimlerini temin eden 35 kardeşimizin üzerine F-16’lardan ölüm yağdı. İliklerine kadar işleyen karlı dağların soğuğundan cehennem gibi bir ateşe düşürüldüler. Ama ateş o kadar güçlü ve sirayet ediciydi ki başta anne-babaları, kardeşleri, komşuları olmak üzere hepimizi yaktı kavurdu. Allah-u Teala’dan kardeşlerimiz için avf ve mağfiret, geride kalanlar için sabrı cemil niyaz ediyorum.

Ölüm büyük bir acı ama haksız yani zulmen ölüm çok daha büyük bir acı. Öyle ki bu ölüm acısını dindirmeye, geride kalanları teselli etmeye dönük samimiyetten uzak hiçbir söz ve davranış da derdimize deva değil. Ne PKK’lı zannedilmeleri, ne de adlarının kaçakçıya çıkmış olmalarıyla yüreklere kan oturtan bu katliama hafifletici sebepler bulunamaz. Bütün suçlama, isnad ve tuzak söylemlerinin ötesinde battaniyelere sarılıp katırların semerine sağlı sollu bağlanıp taşınan gencecik 35 insan evladından bahsediyoruz çünkü.

Önce ‘kaçakçılık’tan başlayalım. Yüzyıllardır iç içe yaşamış insanları sınır adı verilen dikenli tellerle ayırmanın akrabalık ve ticaret ilişkilerini kaçakçılık suçu sayıp kesmenin ayıbı, günahı ulus devletindir. İnsanları işsizliğe, aşsızlığa, geçimsizliğe mahkûm eden ulus devlet otoritesi sınırdaki en doğal ticari girişimlere ‘kaçakçılık’ renginde bir deli gömleği giydirerek boğmak istiyor. Bu ceberut mantık ve işleyişin ilga edilmesi gerekir.

PKK’lı zannedilerek öldürülme mevzusu da başlı başına netameli bir yaklaşım. Zan üzere olduğu aşikâr fakat buna istihbarat adı verilerek gerçekleştirilen bir toplu kıyımdan bahsediyoruz. “İstihbarat aldık o halde ateş serbest!” mantığının hukuk devletinde yeri var mı? İstihbarat ne zaman adil bir yargılama oldu da ona dayanarak yerine getirilen toplu infazlara hukuken ve vicdanen meşruiyet kazandırılıyor? İstihbarat ve karşı-istihbarat kurumlarının bu ülkede ne kadar büyük kirli oyunlar tezgâhladığını unutmuş olamayız. Üstelik İzmir Suikastı ve Menemen Olayları’yla başlayıp 12 Eylül darbesine zemin hazırlayan Maraş ve Çorum gibi daha birçok kanlı çatışmalarda istihbarat kurumlarının ne kadar kritik rol üstlendiği orta yerde durmaktadır.

Kürt Sorunu’nun çözümünde İHA, Heron, Predatör gibi yüksek teknolojik unsurlarla donatılmış güvenlik güçlerine olağan üstü yetkiler verilmemelidir. ABD ve NATO’nun kullandığı İHA’ların Afganistan ve Pakistan’da ne kadar çok ‘operasyon hatası’na yol açtığı, kaç ailenin ocağını söndürdüğü unutulmamalıdır. Adalet, hukuk, merhamet, kardeşlik unsurlarını azaltacak silah, teknoloji ve istihbarat unsurlarını öne çıkaracak siyasetler çözüm değildir. Çünkü bu tarz bir çözüm arayışı mevcut sorunu içinden çıkılmaz, acıyı unutulmaz kılmaktan başka bir işe yaramaz.

Yazının devamı… 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim