1. HABERLER

  2. BASIN AÇIKLAMASI

  3. UHİM Avrupa'nın Mültecilere Karşı Tutumunu Kınadı
UHİM Avrupa'nın Mültecilere Karşı Tutumunu Kınadı

UHİM Avrupa'nın Mültecilere Karşı Tutumunu Kınadı

Son dönemde Avrupa'nın mültecilere yaklaşımını ortaya koyan gelişmelerle ilgili UHİM Genel Sekreteri Veysel Başar tarafından bir basın açıklaması yapıldı.

A+A-

Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi Genel Sekreteri Veysel Başar Avrupa ülkelerinin mültecilere yönelik yayınladığı basın açıklaması ile kınadı:

Basın Açıklamasının Tam Metni:

MÜSLÜMAN MÜLTECİLER GİREMEZ!

“Slovakya ve Çek Cumhuriyeti, Suriye'de savaştan kaçan ve sadece Hristiyan olan göçmenleri kabul edeceklerini duyurdu. Ülkeye kabul edecekleri göçmenleri dini kriterlere göre belirleyeceklerini açıkladılar. 100 Suriyeli göçmeni ülkeye kabul etmeye hazırlanan Slovakya, bu göçmenlerin Müslüman olup olmadıklarını soracak… İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Ivan Metik, eleştiriler üzerine yaptığı açıklamada, ülkelerinde cami olmadığını, bu nedenle Müslümanların ülkeye entegrasyonun zorlaşacağını ve amaçlarının toplumsal uyumu sağlamak olduğunu söyledi. Söz konusu 100 mültecinin 50'sinin 2016'da, diğer 50'sinin ise 2017'de kabul edileceği bildirildi. Çek Cumhuriyeti ise Suriye'den gelecek 70 mülteciyi kabul edeceklerini ve bunların yardıma muhtaç Hristiyan ailelerin çocuklarından oluşacağını duyurdu.”

20. yüzyılın barış ve demokrasi projesi olarak sunulan Avrupa Birliği’nin iki üye devleti, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti, şu veya bu sebeple ülkelerinden ayrılan mültecileri, dinlerine ve ırklarına göre ayrıma tabi tutuyor. Son dönemde örneklerini sıkça gördüğümüz bu tutum, Batılı devletlerin mülteci sorununa yaklaşırken din ve ırk ayrımı yaptığını açıkça gösteriyor. Batılı ülkeler, kabul edecekleri mültecileri misyoner dernekler ve diaspora aracılığıyla belirliyor. Örneğin Kanada, Türkiye’deki Ermeni diasporası aracılığıyla Suriye’den gelen Ermenileri belirleyip onları mülteci olarak kabul ediyor. Böylece hem din hem de ırk ayrımı yapılmış oluyor. Oysa 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne göre, “taraf devletler, mültecilere ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayrımcılık uygulayamazlar”. Ayrıca “mültecilere, dini vecibelerini yerine getirme hürriyeti ve çocuklarının dini eğitim hürriyeti bakımından, en az vatandaşlara uyguladıkları muamele kadar uygun muamele uygulamakla yükümlüdürler.”

Bu durumda şu sorular akla geliyor:

Habere konu olan bu tutum, Avrupalı devletlerin taraf oldukları uluslararası bir sözleşmeyi açıkça ihlal anlamına gelmiyor mu? Hangi uluslararası hukuk, hangi evrensel insan hakları ilkesi, hangi Avrupa kriteri ya da hangi ahlak kuralı, “evlerini, geçmişlerini, yaşamlarını sığdırdıkları birkaç bavulla birlikte kendilerine sığınmayı başarabilmiş bu insanları” dinlerine ve ırklarına göre sınıflandırma hakkı veriyor?

Entegrasyon, daha ülkelerine almadan mültecilere potansiyel ucuz işgücü olarak bakıldığının pervasız bir ikrarı değil midir? Hani şu Müslümanların evlerinin kundaklandığı, öldürüldüğü, yarım yüzyıldır en ağır işlerde çalıştırılıp şimdilerde işsizliğin müsebbibi olarak yabancı düşmanlığının hedefi haline getirilen göçmenleri kovmanın bahanesi yapılan entegrasyon... Hani  şu Filistinli bir çocuğu, “Birkaç bin Filistinli göçmen daha alırsak biz zor durumda kalırız” diye ağlatan Almanya şansölyesi Merkel’in dilinden düşürmediği entegrasyon…

Slovakya’nın Müslüman mülteciler için ülkelerinde camii olmadığı yönündeki beyanına ne demeli? Gerçekten de Slovakya’da, Müslüman turistlerin ibadet ihtiyaçlarını karşılaması için bile camii yok mudur? Peki çoğunluğu Katolik olan Slovakya’da, kabul etmeyi düşündükleri Hristiyan Suriyelilerin kendi mezheplerine göre ibadet edecekleri bir kiliseleri var mıdır?

Çek Cumhuriyeti’nin ise değil Müslümanları, Hristiyan aileleri bile kabul etmeyeceğini, yalnızca anne babasız Hristiyan çocukları alacağını duyurması ise sözün bittiği yer değil midir?

Ülkeleri küresel sömürgecilerin “savaş, işgal, terör, askeri darbe, iç karışıklık, ekonomik kriz” gibi, doğrudan ve dolaylı saldırılarına maruz kalan Müslümanlara yapılan bu ayrımcılığın adı “İslam düşmanlığı” değilse nedir?

Toplumları olumsuz yönde provoke eden bu tip yaklaşımlarla, Avrupa’da Müslümanlara karşı derinleştirilen nefret dalgası beslenmeye mi çalışılmaktadır?

HABERE YORUM KAT