1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Üçüncü yol 'yol' değil
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Üçüncü yol 'yol' değil

A+A-

Dünya solunun iyi bildiği, çok eski bir tartışmadır bu... Maksimalist taleplerle, ideal arayışıyla, giderek ütopyacı bir ideolojiyle hareket eden "sol" ile ivedi talepler, güncel iyileştirmeler ve gerçekçi bir yaklaşım üzerinden mücadele veren "sol" arasındaki ayrımdan beslenir.

Türkiye'de sadece 1980 öncesi sol hareketler için değil, benim gibi 12 Eylül'de çocuk sayılacak yaşta olup da, askerî rejim yıllarında siyasileşen 12 Eylül sonrası "solcularının" da, saflarını seçerken, ne yapacaklarına karar verirken belirleyici olmuştu bu ayrım. Lenin'in 1905'te Odessa'daki Potemkin Zırhlısı ayaklanmasından hemen önce kaleme aldığı Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği kitapçığı, esasen bu ayrımı anlatır. 1980 sonrası solunun iç tartışmalarında, gerek bu kitapçığa gerekse Lenin'in Ekim Devrimi'nden üç yıl sonra yazdığı Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı kitabına, ekseriya ezbere dayanan ve hiçbir yaratıcı yorumla beslenmeyen sayısız atıf yapılmış; günlük mücadele ile "maksimalist hareket" arasındaki ayrımda, ilk seçenekten yana olan benim gibiler, genellikle bölük pörçük Lenin alıntılarıyla haklılıklarını anlatmaya çalışmışlardır. Tabii, bizlerin karşısına da Hollandalı sosyalist şair Herman Gorter'in 1920 tarihli Yoldaş Lenin'e Açık Mektup başlıklı broşürü, "maksimalist" akranlarımızın ezberlerinde kaldığı haliyle çıkarılmış ve "ideolojik" temelde karşılıklı iknaya imkân vermeyen bu kuru tartışma, "pratik" bazda ortak hareketi zorlaştırmış, hak kazanımlarını geciktirmiştir.

Nostaljiye teslim olup o günlerin tartışmasını uzun uzun anlatacak değilim. Ama bilmeyenler ya da hatırlamayanlar için, 12 Eylül sonrası sol hareketleri birbirinden ayıran temel çizginin "demokrasi mücadelesi" olduğunu söyleyebilirim. Benim "maksimalist" dediğim kanat, demokrasiyi "burjuva" yaftasıyla küçümser, demokratik kazanımlar için uğraşmayı, örneğin öğrencilerin dernek kurma hakkının hayata geçirilmesini ya da güncel siyasi aktörlerle askerî rejimi geriletecek, sivilleşmeye hizmet edecek bir işbirliği yapılmasını "zaman kaybı" sayardı. Parlamentoyu, seçimleri ciddiye almaz; sendikaların, işçilerin güncel koşullarının iyileştirilmesine hizmet etmesi yerine "sosyalist bir geleceği" kurmaya odaklanmasını savunurdu bu arkadaşlar. Devrim peşindeyken, demokratikleşmeyle oyalanmayı abes bulurlar; illegal siyasi mücadeleyi esas alır, o günün koşullarında bile meşru zeminde verilmesi mümkün olan haklar mücadelesini küçümserlerdi. Bu "maksimalist" arkadaşları "demokrasi mücadelesi öncelikli olmalı" fikrine ikna edemezdik ve ben, birçok tartışmadan, karşı gruptakilerin, bizden daha radikal, daha toptancı, daha ideal bir değişim peşinde görünürken, aslında hiçbir şeyin değişmemesine hizmet ettikleri duygusuyla ayrılırdım.

Devrim Sevimay'ın Milliyet'te "Üçüncü Bir Yol da Var" başlığıyla yayımladığı, Osman Kavala, Sibel İnceoğlu, Turgut Tarhanlı ve Nimet Tanrıkulu gibi dört değerli ismin görüşlerine yer verdiği konuşmayı okurken, aklıma işte o günler geldi. Konuşmacıların argümanlarını anlamaya ve haklı taraflarını görmeye samimiyetle çalıştım ama kusura bakmasınlar, sonuçta o konuşmadan bende kalan duygu, "üçüncü yol, yol değil" duygusu oldu. Belki kendilerini yeterince ifade edemediler, belki benim kavrayışım yetersiz...

Öyle ya da böyle, nihayetinde, "Çok daha kapsamlı bir değişim istiyoruz" gibi benim de yüzde yüz paylaştığım bir noktadan yola çıkar gibi görünürken aslında "İyisi mi hiç değişim olmasın" noktasında, yerlerinde sayıyorlar bence. Gizlemeye pek de gerek duymadıkları AKP alerjileri, onları CHP ile aynı "hayırcı" cephede buluşturuyor. Bugünün koşullarında sivil ve demokratik bir anayasayı hayata geçirmek mümkün olmadığına ve AKP'nin değişiklik paketinde ciddi eksikler, ürkeklikler bulunduğuna göre, "iyisi mi hiçbir şey yapmayalım" ya da "iyisi mi bu kısmi ve eksik değişikliği bile engellemek isteyenlerle saf tutalım"a geliyor iş... Benim, 1980'lerin ikinci yarısında, "Hedef sosyalizm, burjuva demokrasisiyle oyalanmayalım" ya da "Biz devrim istiyoruz, üniversiteden atılmalara karşı eyleme katılmayız" ya da "Yeraltı mücadelesi esastır, illegal yayınlar varken, bayide satılacak dergi çıkarmak da neyin nesi" diyen "solcu" arkadaşlarıma benziyorlar hakikaten.

Sizden ricam; Sevimay'ın o söyleşisini okuyun. Sonra da, ikisi de "tam teşekküllü" bir demokratik anayasa isteyen, bu kısmi değişiklikle yetinme yanlısı olmayan iki anayasa hukukçusu, Ergun Özbudun (bugün) ve Osman Can (26 Mart 2010) ile Melih Altınok'un Taraf için yaptığı konuşmalara bakın. Kimin değişimi kolaylaştırıcı, kimin değişimin önünde engel olduğunu düşünün. Sonra "üçüncü yol"u tartışmaya devam edelim...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT