1. YAZARLAR

  2. Rasim Ozan Kütahyalı

  3. Üç yıl önce bugün, bir darbe sabahı...
Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Üç yıl önce bugün, bir darbe sabahı...

A+A-

(28 Nisan 2007, 06.11)

Klasik üç darbede de hayatta değildim. Postmodern darbe 28 Şubat 1997’de 16 yaşındaydım, o süreç siyasete ilgi duymama vesile oldu, 28 Şubat sonrası dönemdeki tartışmalar, aslında politik kimliğimi bulmama sebep oldu ama o darbeyi de tam anlamıyla yaşamamıştım, o gün tam olarak aklımda değil, o süreci net yaşadım ama o günü değil...  

27 Nisan muhtırasını ise yaşadım. Yaklaşık yedi saat önce verildi muhtıra... Genelkurmay muhtırasının açıklandığı andan itibaren saniye saniye tüm gelişmeleri izledim. Hemen internette arkadaşlarımla paylaştım. Ankara temsilciliklerinde muhabir olan birkaç arkadaşımı aradım sık sık... 

Muhtıra verildiği andan itibaren insan denen aciz varlıkla bir kez daha yüzleştim. Bu muhtıra haberiyle birlikte TV’lere telefonla bağlananların tavrı, edası, iması nasıl değişmişti gördüm, adım adım içimi iğrenme duygusu kapladı...

Sonra bu muhtıra sonrası İslami kesimin nasıl sindiğini gördüm, nasıl bir anda panikleyip korktuğunu... Tüm gün boyunca aktif olan haber kanalları, müdahale sonrası ortadan ikiye yarıldı... Laik haber kanalları aynen devam ettiler yayın akışına... İslami haber kanalları ise bir anda sustu... Haber7’de doğa belgeseli, Samanyoluhaber’de spor programı, Tvnet’te de hayvanlar dünyası belgeseli vardı... Ve bu bildiriyi alttan bile vermediler, elleri gitmedi belki de, hemen yayını kesip, yazarlara bağlanmadılar, sadece sustular, korktular ama asla onları kınayamam, sürekli, kimlikleri sebebiyle dışlanan kanallar bunlar, bu darbenin muhatabı olarak da kendilerinin görüldüğünü biliyorlar... Kendilerinin bizatihi varlıkları bu alçak muhtıranın arkasındaki temel güdü... 

Bu tablo beni çok üzüyor, laik haber kanalları bangır bangır yayında... İslami kanallarda tek ses yok... Laik kesimde bağlananların da çoğu gizli-açık mutlu. Liberal kanattan Çandar, Akyol gibi bağlananlar da “Erken seçime gidilsin” demelerde... AKP’ye de vitrin değiştirmesi söyleniyor, yani iyi niyetli olanlarda bile ya “Adam olsaydınız ya biraz zenciler!” havası var, Bu bile içimi burkuyor... Eşi başörtülü Abdullah Gül cumhurbaşkanı olamayacak mı? İlla kimliği sebebiyle töhmet altında olmayan Türk, Sünni kökenli laik yaşam tarzına sahip biri mi gerekir?

...Kendimi çok kötü hissediyorum, çoğu medya mensubu utanmazca “Olacağı buydu” diyor, AKP’ye aba altından sopa gösteriyorlar, günah keçisi de bulunmuş Bülent Arınç... Her konuşan Arınç’ı suçluyor...


Genelkurmay’ın ve Kemalistlerin kaldıramadığı şey Arınç’ın kendinden emin, özgüvenli ve meydan okuyucu tarzı...
Şöyle bir içgüdüleri var... Nasıl olur da bu müstahdemden fazla bir şey olmayı hak etmeyen gerici bizle eşitmiş gibi bir dille, eda ile konuşabilir, buna haddi var mı?” ...Arınç’a olan yoğun antipatinin altında bu yatıyor bana göre, yoksa Arınç’ın açıklamaları değil... Arınç’ın özgüvenli, laiklerle eşitim ben diyen tavrı ve edası... Statü hiyerarşisine ilişkin bir algı konusu bu... Benim tahlilim bu...

...Konuşan tüm emekli generaller öyle keyifliydi ki, tavırları hemen değişti, mutlulukları seslerinden belli oluyordu, nasıl güç meraklısı insan doğası... Kanal7’deki İskele Sancak’ta Hikmet Sami Türk bile silik silik konuşurken bu muhtıra haberinden sonra kükremeye başladı. Güç dengelerinin değişiminin nasıl insanı da iğrençleştirdiğini görüyorsunuz orada... Mustafa Karaalioğlu ve Fehmi Koru’ya bile egemen bir tahakküm dili ile konuşmaya başladı o silik Hikmet Sami Türk... Başörtüsünün varlığından dahi rahatsız olduğunu siyaseten doğru bir dil ile konuşmak nezaketini bile gözetmeden (e güçler değişmişti o anda) özgüvenle beyan etmekten çekinmedi...

Çok yazık çookkk... Günün ilk ışıkları aydınlanırken, Türkiye bambaşka bir iklime giriyor... Serinkanlı analiz yapacak halim yok, Feci bir burukluk var içimde... Çok fecii... Ama bu sefer başaramayacaklar, başaramamalılar... Ne yapabilirim? İki saat sonra Genç Siviller ile Galatasaray Postanesi’nde olacağız, hiç uyumadan oraya gideceğim. Onlara çok güveniyorum...


Mücadele etmek zorundayız, Genelkurmay’a meydan okumak zorundayız. Birileri artık bunlara haddini bildirmeli... Sonu ne olursa olsun, başımıza ne gelecekse gelsin... Bir Genelkurmay Cumhuriyetinde yaşamak istemiyorum ben
... (28 Nisan 2007, 06.59)

Bu satırları muhtıranın ardından sıcağı sıcağına kaleme almıştım. Üç yıl geçti... Bu darbe girişimi püskürtüldü... O zaman hayatımızda olmayan, o zaman hayatımızda olsa, o sabah “Alçak darbeciler defolun” manşetiyle çıkması muhtemel onur abidesi bir gazetede köşe yazıyorum şimdi...

Bir Genelkurmay Cumhuriyetinde yaşamak istemeyenler tek yürek oldu. O sayede darbecilere ilk defa dokunulabiliyor... 27 Nisan alçaklığını yapanlara da sıra gelecek. Türkiye değişiyor ve değişecek... Bundan kimsenin kuşkusu olmasın...


rasim.ozan@hotmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum