1. YAZARLAR

  2. Erol Katırcıoğlu

  3. TÜSİAD’ın tavrı
Erol Katırcıoğlu

Erol Katırcıoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜSİAD’ın tavrı

A+A-

Yazın bunaltıcı sıcaklarının başladığı şu günlerde havanın bunaltıcılığına ek olarak biz de bunaltıcı bir konuyu, referandumu konuşmaya, tartışmaya çalışıyoruz toplum olarak.

Bunda bir sakınca yok. Hayatlarımızı etkileyecek anayasal düzenlemelerdeki değişiklikleri tartışmak aslında sağlıklı bir durum. Sağlıklı, çünkü hayatlarımız üzerinde etkisi olan her karar bizim dahlimizle alınması gereken bir karardır. Ya da öyle olmalı.

Dünkü Milliyet’te Murat Sabuncu’nun, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’le yaptığı söyleşi de bu tartışmalara bir katkı oldu.

Tabii ülkedeki siyaset üzerinde bu kadar etkili olmaya çalışan bir sivil toplum örgütünden insan anayasa konusunda da çok daha gür bir ses bekliyor. Geçmişinde hükümetlere karşı kampanya yapmaktan, ülkenin gelişmesi yönünde çeşitli raporlar hazırlamaya, hatta bizatihi bir anayasa önerisinde bulunmaya kadar birçok girişimde bulunmuş bu örgütün sessiz kalması normal bir durum olamaz.

Nitekim bizim gazete de TÜSİAD’ın bu suskunluğunu manşetine taşımak ihtiyacını hissetmişti. Murat Sabuncu’nun söyleşisi ise tam zamanında geldi.

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in söyledikleri arasında benim ilgimi çeken dört önemli cümlesi şunlar: “1- TÜSİAD’ın durumsal bir duruşu yok, ilkesel bir duruşu var. 2- Seçim sistemi ve siyasal partiler yasası değişmeden yeni bir anayasa yapmak da radikal reformlar yapmak da zor. 3-Cumhurbaşkanlığı’nın yetkilerinin arttırılması, yürütmenin yargı üzerinde hâkimiyet kurmasına imkân verecek. 4- Çoğunluğun azınlığa hükmettiği bir sistemden çıkmamız lazım.”

Eğer bu cümleler herhangi bir zamanda söylenmiş cümleler olsaydı anlamları da “genel” ve “ilkesel” olur ve bunlardan herhangi bir “durumsal” anlam da çıkarılamazdı. Ama öyle değil. Bu cümleler, birçok bakımdan içeriğinden çok, sembolik anlamıyla öne çıkmış bir referandum öncesi söylenmiş sözler. O nedenle de Boyner ne kadar “durumsal” değil “ilkesel” bir duruşumuz var derse desin söylediği cümleler pekâlâ “durumsal”. Yani durumla ilgili. Yani siyasi.

Peki, bu siyaset ne söylüyor topluma? Bence söylediği şu: AKP, bu değişiklik önerilerinde, danışmış olsa da sonuçta kendi bildiğini okumuş, çoğunluk olduğu için de bunu yapabilmiş bir parti. Özellikle HSYK’nın yapısındaki değişikliklerle yargı üzerinde de bir güç elde edecek. Zaten bütün mesele de biraz bununla ilgili. Dolayısıyla içinde bazı olumlu değişiklikler olsa bile bizim sıfırdan yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Bu değişiklikler ise evet de çıksa hayır da çıksa bizi kesmeyecek. Yine anayasa konuşmaya devam edeceğiz.

Yukarıdaki cümleler benim Boyner’in söylediklerinden anladıklarım. Onun gerçekten böyle düşünüp düşünmediği ise bir başka mesele. Buradan gidersek böyle bir yorumun evetle hayır arasında ve daha çok da hayıra yakın olduğunu söylersem çok mu zorlamış olurum okuduklarımı.

Sanmıyorum.

Sanmıyorum çünkü yapılan bu itirazların çoğu doğru olmakla birlikte, insan, yine de önerilen değişikliklerin toplumun özgürlük alanını genişletecek değişiklikler olduğu yorumuyla referanduma evet de diyebilir. Çünkü evetle hayır arasındaki kritik nokta AKP’nin bu işi yapış tarzındaki sakillikler ve hoyratlıklar değil, bu işin toplumun özgürlük alanını genişletip genişletmeyeceği noktasıdır. Yani insan pekâlâ AKP’ye karşı olup 12 Eylül rejiminden koparılacak küçük bir parçanın bile iç rahatlatıcı olacağını düşündüğünden bu değişikliklere evet de diyebilir.

Referandum bir kez daha toplumu bölecek. TÜSİAD da bundan nasibini alacak tabii ki. Ama bölüneceğiz diye “renksiz” bir tavır almaktansa, cesur bir duruşla bölünmeyi karşılamayı bilmek gerek.

Ama önce konuşmaya ve tartışmaya izin vermeliyiz. Bu bunaltıcı günlerde içimizi daha da bunaltacak olsa bile...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT