TÜSİAD'ın Ergenekon sonrası için yön arayışları

19.11.2009 14:30

İbrahim Öztürk

Bugüne kadar TÜSİAD iradesi devletle ve toplumla konuşmayı reddetti. 'Takıyye' yaparak Avrupacı ve modern göründüler, ancak gerçekten Avrupa'yı, demokrasiyi ve rekabeti değil Ortadoğulu Baasçı bir moderniteyi savundular.

Diğer seçkinlerle rejimini ele geçirip askerî bir Cumhuriyet oluşturdular. Uzun vadeli stratejik hedefler yerine günü kurtaran politikaları için lobicilik yaptılar. Türkiye ve Kore aynı tarihlerde otomobil üretimine girdi. Bırakın Kore'yi, bugün Çin, Hindistan, İran, Malezya'nın bile kendi milli markaları varken biz hâlâ montajcıyız. Şimdi ise ellerinde ne varsa yabancı ile ortaklık yaparak küresel çağda ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Geldiğimiz aşamada değişen dünya şartları zaten meşru olmayan, hatta birçok konuda günah keçisi olarak görülen bu koalisyonu dağılma noktasına getirmiştir. Kurum bugün artık tarih dışı kalmıştır. Dahası, değişime direnirlerse gelişen demokrasi lehlerine sonuçlar doğurmayacak. Dünün dışlayıcı koalisyonu bugün kendisi dışlanabilir bir konuma doğru sürüklenmektedir. Kurumun varlığını sürdürebilmek için bu çağa ve yeni gerçeklere dönmesi gerekiyor. Aslında Ergenekon'un suçüstü yakalanması TÜSİAD'a bu büyük ve istisnai fırsatı veriyor. Silahlar şakaklarından çekildiğinden, halk iradesinin önünde diz çöküp, günah çıkartmaları için istisnai bir fırsat elde etmişledir. Halk onlara 'sakalımızda oturup, bıyığımızla uğraşan' kesim olarak baka gelmektedir. Bu yüzden tam da şimdi 'içimizdeki Truva atı olmadıklarını' göstermenin zamanıdır.

Ülkenin kalkınması açısından Türkiye'de keşke yüz Koç ve Sabancı olsa. Koç ve Sabancı da ona-yüze katlansa. Muhalefet ağzını bırakın, keşke binlerce milyarder olsa. Türkiye uçar gider. Ancak bir şartla. Bir ülkenin geleceğine adanmış, yerli duruşa sahip olacaklar. Çocuklarımızın gözüne bakarken, gözlerini kaçırmayacak, tavana dikmeyecekler!

Öncelikle yeni bir işadamı ve kurumsal manifesto açıklanmalı. Burada demokrasi, rekabet ve şeffaflıkla ilgili net bir yol haritası ortaya konulmalı. Şirketlerinin yapısında Türk kültürünün bütün izlerini silmekten vazgeçerek doku uyumu sorununu çözmeliler. İkinci olarak şeffaf bir seçim ve adil bir istişare mekanizması oluşturulmalı. Burada da 'evet efendimci' değil, özgürce konuşmaya açık bir ortam inşa edilmeli. Üçüncü olarak darbe-cunta-mafya yapılanması bağlamında şeceresi temiz ve 'halkın değerlerine yakın' bir başkan seçilmeli. Son olarak TÜSİAD'ın danışmanları genel olarak ülke kültürüne Fransız kalıyor. Bir kısmı da baskılardan korkarak kendini ispat etmek için geçmişini inkar eden kompleksli tiplere dönüşüyor. Bu meyanda artık içlerine biraz da Anadolu kökenli birikimleri almayı denemeliler.

Türkiye'nin geleceği, bir eli yağda, bir eli balda olan ultra modern laiklerin elinde. Çünkü ülkenin entelektüel ve maddi birikimi bu kesimde. Ancak bu kesim halkına adanmış değil, tersine kopuk, yabancı ve her vesileyle halkını kurda kuşa yem ediyor. Ülkesine adanmış, yüreği kabarık insanlar ise çağın farkında değil. Birikim ve vizyonları henüz ülkeyi yüzyılın çeperlerine taşımaya yeterli değil. Yukarıdaki uyarılara göre bir yapılanma gelir de, hükümet-halk-sermaye arasında sinerji kurulur, ortak değer-hedef-dil oluşturulursa, birinci ve ikinci sanayileşmeyi sektiren Türkiye, o dönemin beraberinde getirdiği büyük yabancılaşma ve tahribattan uzak kalarak bilgi çağını eteklerinden kavrayabilir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim